Uğur Emek
Türkiye’de eğitimin durumu
AKP iktidarları döneminde Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından eğitim sisteminde ve müfredatta köklü değişiklikler ve reformlar yaklaşık 16 ila 17 kez gerçekleştirildi. Bu süreçte 8 farklı Milli Eğitim Bakanı görev yaptı. Yani, her bakan 2 defa eğitim reformu yaptı. Diğer deyişle AKP’li eğitim bakanları eğitim sistemini yap-boz tahtası haline getirdi.
En son, Bakan Yusuf Tekin “yeni müfredatta “Kurtuluş Savaşı” ifadesi çıkarılarak yerine “Milli Mücadele” kavramını kullanacağız” dedi ve “neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı” diye de ekledi.
Hafta içerisinde pek çok mecrada pek çok kişi, Bakana Osmanlı İmparatorluğunun yıkıldığını, Atatürk ve arkadaşlarının ülkeyi işgalden kurtardığını ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurduğunu çok iyi anlattı. Biz bu konulara tekrardan girmeyeceğiz ve farklı bir iş yapacağız. Nasıl mı? Gelin bir bakalım.
ÖNCE NİCELİK
Eğitim Sen 8 Haziran, 2026 tarihinde okullardaki temizlik sorununu gündeme getirdi. Okullarda temizlik sorunu ailelerin desteğiyle aşılmaya çalışılıyor. Habere göre “Eğitim-öğretim yılı 26 Haziran’da sona erecek olmasına rağmen, ilçe millî eğitim müdürlüklerinden okullara gönderilen yazılarda, Toplum Yararına Program (TYP) kapsamında geçici olarak görev yapan yardımcı personelin 12 Haziran itibarıyla işten ayrılacağı bildirilmiştir. Eğitim yılının son iki haftasında çok sayıda okulun temizlik hizmetlerinden yoksun kalacak olması, eğitimin sağlıksız ve güvensiz koşullarda sürdürülmesi anlamına gelmektedir.”
Sadece temizlik sorunu mu? Bakanlık, okullarda çocuklara ücretsiz temiz içme suyu vermiyor. Şişli Belediye Başkanı İnan Güney, çocuklar okullarda musluk suyu içmesin diye, sebil desteği verdi. Buna karşılık, CHP'li meclis üyelerinin okullara su sebili yerleştirilmesi önerisi, Pursaklar Belediyesi tarafından reddedildi. Belediye, ilçedeki musluk suyunun sağlıklı olduğunu belirterek resmi kurum görüşüne ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.
Muhalefet partileri tarafından devlet okullarındaki öğrencilere bir öğün sağlıklı ve ücretsiz yemek ile temiz içme suyu sağlanmasına yönelik sunulan kanun teklifleri, TBMM Genel Kurulu'nda AKP ve MHP oylarıyla reddedildi.
Açılımı, Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı olan PISA OECD tarafından üç yıllık dönemler halinde düzenlenen küresel bir eğitim tarama araştırmasıdır. OECD’nin 2023 yılında yayımladığı PISA araştırmasında gıda güvenliğine ilişkin bir anket yapılmış. Ankette gıda alacak parası olmadığından geçmiş 30 günde haftada en azından bir gün yemek yemeyenlerin yüzdesi çıkartılmış. Türkiye 70 ülke arasında 16’ncı sırada. Çocuklarımız bildiğiniz aç. PISA bulgularına göre okullarda sağlanan ücretsiz öğle yemeği öğrencilerin okula devamını artırıyor. Bu nedenle diyoruz ki çocuklarımızı ücretsiz tarikat yurtlarına bağımlı hale getirmeyelim. Niceliğe baktık, bir de niteliğe bakalım. Nasıl mı? Devam edelim.
ŞİMDİ DE NİTELİK
Üyesi olduğumuz OECD eğitim ile raporlar yayınlıyor. 2025 yılının Eylül ayında Eğitime Genel Bakış (Education at a Glance) isimli bir rapor yayımladı. Raporda, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Türkiye adına sağlanan veriler de yer almaktadır. Şu nicelik işine bir de OECD’nin gözüyle bakalım.
Türkiye ana okulundan liseye kadar olan eğitim sürecinde öğrenci başına 3 bin 374 dolar harcamaktadır. Türkiye bu harcama seviyesi ile sondan dördüncü ülkedir. Eğitime bu kadar az bütçe ayırırsanız okullarda öğrencilere bedava bir öğün öğleme yemeği de veremezsiniz, okullarımızı temiz de tutamazsınız.
Daha yüksek eğitim seviyesine sahip bireyler genellikle daha düşük işsizlik riskiyle karşı karşıya kalır ve daha yüksek ücret kazanırlar. Lise eğitimini tamamlamak, işsizlik riskini azaltmada özellikle önemlidir.
OECD ülkelerinde 25-34 yaş arası gençlerin %13’ü lise eğitimi almazken, Türkiye’deki gençlerin %28’i lise eğitiminden mahrum kalmaktadır. OECD ülkelerinde lise eğitimi almayan gençlerin (25-34 yaş) %13’ü işsizken, alanların %7’si işsizdir.
Eğitim seviyesi arttıkça, işsizlik oranı da düşmektedir. OECD ülkelerinde, üniversite mezunu gençlerin işsizlik oranı %5’tir. Türkiye’de ise bu öykü farklı şekilde yazılmaktadır.
Türkiye’de lise diploması olmayan genç yetişkinlerin %11,2'si işsizdir. Bu oran OECD ortalamasından düşüktür. Lise veya lise sonrası yükseköğretim diplomasına sahip olanlarda işsizlik oranı %10,2 ve yükseköğretim diplomasına sahip olanlarda %10,6'dır. Her iki oran da OECD ortalamasından yüksektir.
Yani, Türkiye’de gençlerin eğitim seviyesi arttıkça, işsiz kalma ihtimali de artmaktadır. Bu da doğal olarak ne okulda ne eğitimde olan ev gençlerinin sayısının artmasına neden olmaktadır. Ev genci oranları büyük ölçüde pandemi öncesi seviyelere dönmüş olsa da bazı ülkelerde hala yüksek seviyelerde kalmaktadır. OECD ülkelerinde 18-24 yaş arası gençlerin ortalama %14'ü ev genci durumundadır. Bu oran Kolombiya, Türkiye ve Güney Afrika'da %25'i aşmaktadır.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, eğitimi dinselleştirmekle ve tarikatlarla iş birlikleri hazırlamakla övüneceğine, bu hikâyenin Türkiye’de neden tersine işlediğini araştırsa daha iyi olmaz mı? Türkiye’de üniversite sayısı mı çok fazladır? Eğitim kalitesi mi daha düşüktür?
Bakan bir zahmet bu sorunlara kafayı yorsun.
İyi pazarlar.