Türkiye’de aile kurumunun durumu

İktidarın genelde sesi güçlü, görüntüsü bulanık oluyor.

Ne demek istiyorum?

Genelde güzel sloganlar ve haberler yaratıyorlar, ancak arkası gelmiyor.

Genellikle, seçimler öncesinde ya petrol ya da doğal gaz buluyorlar.

Troller, açın vanaları, açın pencereleri doğal gaz bedava olacak diyorlar.

Arkasından, doğalgaza peş peşe zamlar yapıyorlar.

Dayak manyağı yaptıkları dalaksız gazeteci, ekranlarda Gabar’da bulunduğu iddia edilen petrolü kokluyor ve mest oluyor.

Sanırsınız pudra şekeri çekiyor.

Hazine ve Maliye Bakanı (HMB) Mehmet Şimşek her fırsatta dezenflasyon programımız çalışıyor diyor.

Türkiye, manşet enflasyon verilerinde OECD ülkeleri içerisinde birinci durumda.

OECD, sadeleştirmek için Türkiye’nin enflasyonunu %10 ile 20 arasında grafikten kırpıyor.

Çünkü, diğer ülkelerin enflasyon oranı en fazla %5-6 civarındadır.

Gıda enflasyonunda, dünya üçüncülüğüne terfi ettik.

İnsanlar, çöpten yemek topluyor.

Emekliler, pet şişelerden bir TL kazanmak için çöpten şişe topluyor.

Yeni ilan edilen yıllardan birisi de “aile”.

Her daim olduğu üzere, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın tensipleriyle 2025 yılı aile kurumunu güçlendirmek ve toplumsal farkındalığı artırmak amacıyla "Aile Yılı" ilan edildi.

Bu kapsamda evlenecek gençlere faizsiz kredi, doğum yapan annelere artırılmış maddi destekler ve 81 ilde çeşitli sosyo-kültürel faaliyetler hayata geçirilmiştir.

2025 yılındaki bu çalışmaların ardından, uzun vadeli bir vizyonla 2026-2035 yılları "Aile ve Nüfus 10 Yılı" olarak belirlendi.

Neden mi?

Çünkü, iktidarın en çok önem verdiğini iddia ettiği “aile kurumu” zorda.

Hem de çok zorda.

Nasıl mı?

Gelin bir bakalım.

AİLE

TÜİK’e göre “toplumların varlıklarını istikrarlı bir şekilde sürdürebilmelerinde, güçlü aile ve nüfus yapısı önemli rol oynamaktadır.”

Türkiye’de aile, toplumun temeli olarak kabul edilmiş ve bu Anayasa ile teminat altına alınmıştır.

Günümüzde demografik yapıda meydana gelen değişimler, ailenin korunması ve güçlendirilmesine yönelik politikaların eşgüdüm içerisinde etkin bir şekilde yürütülmesini gerekli kılmaktadır.

Bu nedenle aile yılından, aile on yılına terfi ettirildik.

Ben gençken ortalama aile büyüklüğü dört kabul edilirdi.

Anne, baba ve iki çocuk.

Günümüzde, aile nüfusu üçe düştü.

Anne, baba ve tek çocuk.

Ortalamada, çocukların kardeşleri yok.

Gerçekten yok.

Gençlerimiz, işsizlik veya düşük ücret nedeniyle evlenemiyor.

Evlense de tek çocuktan fazlasını yapamıyor.

Yaşam Memnuniyeti Araştırması 2025 sonuçlarına göre bireylerin mutluluk kaynağı olan kişiler incelendiğinde, kendilerini en çok ailelerinin mutlu ettiğini belirtenlerin oranı %69’dur.

2014 yılında hane halklarının %14’ü tek kişiden oluşmaktaydı.

Başta ekonomik sıkıntılar nedeniyle tek kişilik hane halkı oranımız, 2025 yılında %20,5’e çıktı.

Aile yılında, aile olamıyoruz.

18-29 arasında evlenecek çiftlere 200-250 bin TL faizsiz kredi vermekle olmuyor bu işler nur yüzlüm.

Yapay zekaya “en ucuz, buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın ve ocak fiyatı nedir?” diye sordum.

Cevap: “En ucuz tekil ürünleri bir araya getirdiğinizde ortalama 65.000- 80.000 TL arasında bir bütçe gerekebilir.”

Dahasını siz hesaplayın.

İki asgari ücretliyi evlendirin, eder size 56 bin 150 TL.

Bunun 20 bini kiraya gider.

36 bin TL ile yaşam maliyetlerinizi mi karşılarsınız, evlilik kredisini mi ödersiniz?

Karar sizin.

Halkımız, en çok mutlu oldukları aile kurumuna artık kavuşamaz hale gelmiş.

Sahip olanlar ne yapıyor diye de sormak gerekiyor.

Nasıl mı?

Devam edelim.

OECD

Üyesi olduğumuz İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) aile istatistikleri yayımlamaktadır.

OECD’ye verileri üye ülkelerin resmi birimleri sağlamaktadır.

Bu verilerden birisi de evlilik ve ilişki durumuna ilişkindir.

Türkiye’de 2022 yılında bin kişiden 6,8’i evlenmiş, 2,1’i boşanmış.

2003 yılında çiftlerin binde 1’i boşanırken, 2022 yılında boşanma oranı %2,1’e çıkmış.

AKP iktidarları, çiftlerin boşanma oranlarını sürekli artırmış.

Türkiye’de boşanan çiftlerin %29’u, evliliklerin 1 ile 4 yıl arasında boşanmış.

Bu oran, OECD rekorudur.

Çiftler evlenseler bile, evliliklerini uzun süreli sürdüremiyor maalesef.

Boşananların %45’inin çocuğu yok.

Çocuk sayısı arttıkça, boşanma oranı düşüyor.

Üç çocuklu ailelerin, boşananlara oranı %5,2’dir.

Aileler ya çocuk sayısı arttığında boşanamıyor ya da mutlu oldukları için daha çok çocuk yapıyorlar.

Bilemedim.

Ancak, günümüz Türkiye’sinde çocuk sahibi olmak bir proje haline geldi.

Baksanıza, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin çocuğunu yönettiği devlet okullarına değil, özel okula gönderiyor.

Özel okula çocuk göndermek için, herkes bakan kadar kazanamıyor.

Özel okullar, yıllık milyon lira istiyorlar.

Milyon lira diyorum, milyon.

OECD’nin derlediği verilerden birisi de aile içi şiddete ilişkindir.

OECD’ye gitmeden önce Kadın Cinayetleri Durduracağız Platformunun verilerine bir bakalım isterseniz.

2026 yılının ilk altı ayında, 150 kadın cinayeti ve 151 de şüpheli kadın ölümü bulunmaktadır.

Bunların kahir ekseriyeti, boşanmak isteyen kadınlara “ya benimsin ya da kara toprağın” diyen davarların eseridir.

OECD 2023 yılında 15 yaş ve üzeri kadınlarda, son 12 ayda ve yaşamları boyunca kocaları tarafından uygulanan fiziksel ve/veya cinsel şiddetin kendi bildirimlerine dayalı yaygınlığını (yüzde olarak) yayımlamaktadır.

Ömür boyu süresi dikkate alındığında bu oran Türkiye’de %36,6’dır.

Maalesef (!) bu konuda birinci olamamışız.

Macaristan’ın (%42) arkasından ikinciyiz.

Türkiye’de bu oran 2018 yılında %32 imiş.

O zaman da Peru’nun (%38) arkasından ikinciymişiz.

İyi pazarlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Uğur Emek Arşivi

Yol yabdılar!

05/07/2026 07:00

İfade özgürlüğü

28/06/2026 07:00