Uğur Emek
İfade özgürlüğü
Son yıllarda şöyle söylemler gelişti.
“Silivri soğuktur.”
“Aman bu kadar cesur konuşma, sen bize lazımsın.”
Bunlara benzer laflar kendileri gibi başkalarının da susmasını istiyorlar.
Deniz Göktaş, bir komedyen.
Tanımıyordum, Harbiye Cemil Topuzlu’daki gösterisini YouTube’a yüklemiş.
Kendisini bu gösteri nedeniyle tanıdım ve gösterisini de çok beğendim.
Gösteriyi birkaç gün içerisinde, milyonlarca kişi izledi.
Bu yazıyı yazmadan önce yaptığım son kontrolde, izleyici sayısının 3 milyonu geçtiğini gördüm. İzlemediyseniz, şiddetler izlemenizi tavsiye ederim.
Göktaş, uzun yıllardır tanık olmadığımız biçimde siyasi mizah yapıyor. Hem de ofansif bir mizah.
Mizahı, Cumhurbaşkanı Erdoğan için de yapıyor İmamoğlu için de.
Fatih Altaylı için de yapıyor, Celal Şengör için de.
En çokta kendisini tiye alıyor.
Daha gösteri başlamadan kendisini yuhalatıyor, evet yuhalatıyor.
Cumhurbaşkanı hakkında yaptığı mizah nedeniyle, yandaşlar sosyal medyada kendisini linçlediler ve gereğinin yapılmasını istediler.
Kimden?
Tabii ki yargıdan.
Kısaca alın bunu içeriye diyorlar.
Bu kesimi anlamak mümkün.
Muhalif herkes içeri alınsa, bunlar mutlu olurlar.
Ama bir de sözde muhalif kesim var.
Gösteriyi sevenlerin çoğunluğu “inşallah başına bir şey gelmez” diye dua ediyor.
Bir gösteri nedeniyle, bir komedyenin başına neden bir şey gelsin ki?
Bu söylemleriyle, bir komedyenin sırf komedi yaptığı için başına bir şey gelme ihtimalini yüksek görerek, sonucu meşrulaştırıyorlar.
Oysa, AKP yasaklarla mücadele etmek ve özgürlükleri genişletmek vaadiyle iktidara gelmişti.
Nasıl mı?
Gelin bir bakalım.
YASAKLAR
AKP’nin 2002 yılındaki Parti Programında, iktidara geldikleri zaman, 3Y ile mücadele edileceği yazılmaktadır.
3Y, yasaklar, yolsuzluk ve yoksulluk kelimelerinin kısaltılmış halidir.
Yasaklar konusunda Programda şu ifadelere yer verilmektedir (s. 15):
“Partimiz bütün vatandaşlarımızın özgür haber alma ve düşüncelerini yansıtma hakkını esas kabul eder. Çağımız demokrasilerinin vazgeçilmez koşullarından biri, özgür medyanın varlığıdır. Başta anayasa olmak üzere medyaya ilişkin tüm yasal çerçeve ele alınarak, medyanın ifade özgürlüğüne getirilen ve demokratik toplum düzeninin gerekleri ile bağdaşmayan yasak ve cezalar kaldırılacaktır.
Yazılı ve görsel medyanın özgürlükleri, titizlikle korunacak ve tekelleşmeye fırsat tanınmayacaktır. İnsan hak ve özgürlüklerini bir davranış biçimi haline getirmek ve bu sayede insan hakları ihlallerini ortadan kaldırmak için ilköğretim okullarından ve kamu kuruluşlarından başlamak üzere eğitim programları düzenlenecektir.
Hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı bütün unsurlarıyla gerçekleştirilecektir. Tüm bireylerin hak arama yolları kolaylaştırılacaktır.”
Ne kadar liberal bir metin değil mi?
Ancak, Temel’in dediği gibi “noldi?”
2002 yılında çıktıkları yolda, Türkiye’yi nerelere getirdiler?
Gelin bir bakalım.
İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ
Çıplak gözle bakıldığında, Türkiye’de ifade ve hak arama özgürlüklerinin üzerinde ağır bir baskının olduğunu söylemek mümkündür.
Türkiye genelinde faaliyet gösteren yaklaşık 400'ün üzerindeki cezaevinin toplam kapasitesi 304-305 bin civarındadır.
Ancak resmi kayıtlara göre cezaevlerindeki toplam tutuklu ve hükümlü sayısı 415 bin seviyelerine kadar ulaşmıştır.
Tutuklular büyük bir çoğunluğu siyasi mülahazalarla cezaevinde tutulmaktadır.
Binlerce gencimiz, nefes almak için yurtdışına göç ediyor.
Gidenler vasıflı gençlerimiz. Kalsalar, Türkiye’de üretime, verimliliğe ve yeniliğe büyük katkı sağlayacaklar.
Şimdi ise gittikleri ülkelerdeki inovasyona destek olacaklar.
Yerel mahkemeler, Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Yüksek Seçim Kurulu gibi yüksek mahkemelerin kararlarını dikkate almıyorlar.
Freedom House (FH), yıllık "Dünyada Özgürlük" raporu aracılığıyla 208 ülke ve bölgede insanların siyasi haklara ve sivil özgürlüklere erişimini değerlendirmektedir.
Türkiye’nin genel özgürlük notu 100 üzerinden 32 ve internet özgürlüğü ise 31’dir.
FH, bu notlarla Türkiye’nin özgür bir ülke olmadığını belirtmekte ve ülkenin durumunu şu şekilde özetlemektedir: “2002'den beri Türkiye'yi yöneten iktidar, son yıllarda giderek daha otoriter bir hale geldi ve anayasa değişiklikleri yaparak ve muhaliflerini ve eleştirmenlerini hapse atarak önemli bir güç elde etti.”
Oysa, bir ülke için ifade özgürlüğü aş gibi, ekmek gibidir.
Nasıl mı?
Devam edelim.
YENİLİKÇİLİK YA DA İNOVASYON
İfade özgürlüğü, sansürsüz bir şekilde farklı fikirlerin, muhalefetin ve yaratıcılığın gelişebileceği ortamlar yaratarak inovasyonu teşvik etmektedir.
Açık diyalog, bilgi sürtünmelerini ortadan kaldırarak yeni kavramların tartışılmasına, geliştirilmesine ve teknolojik veya sosyal ilerlemelere dönüştürülmesine olanak sağlamaktadır.
Bu iki güç arasındaki ilişki, birkaç önemli alanda dinamik bir dengeye dayanmaktadır:
Açık kaynak ve internet: Kod, veri ve eleştiriyi özgürce paylaşma yeteneği, küresel teknolojik ilerlemenin temelini oluşturmaktadır.
Yapay zekâ: Üretken yapay zekâ, yaratıcıların ve aktivistlerin bilgi aktarma biçimini hızla genişleterek, iletişim maliyetini önemli ölçüde düşürürken, farklı bakış açılarının yayılmasını hızlandırıyor.
Ekonomik büyüme: Ülkeler arası ekonomik ve hukuki çalışmalar, ifade özgürlüğünü koruyan ülkelerin daha yüksek inovasyon oranlarına sahip olduğunu göstermektedir.
Çünkü demokratik kurumlar, yerleşik fikirlerin sorgulanmasını doğal olarak desteklemektedir.
Kültürel ve sosyal ilerleme: Sanatsal özgürlük, toplulukların geleneklere meydan okumasına ve yeni gelecekler hayal etmesine olanak tanıyarak, sosyal değişim için bir katalizör görevi görmektedir.
Açıkça tartışma ve bilgi paylaşma hakkının korunması, inovasyon ve sosyal ilerleme ile derinden bağlantılıdır.
Bu nedenle, Deniz Göktaş’ın gösterisi siyasi mülahazalarla eleştirilmemelidir.
İyi pazarlar