Ne olacak gençliğin hali?

Hafta içinde bugünkü yazıya hazırlanırken, bu başlığı düşünmüştüm.

Çünkü gençlerimiz ve çocuklarımıza ilişkin istatistiki veriler son derece kaygı verici durumdadır.

Üstelik bu hafta Kurucu Önderimiz Atatürk’ün gençlerimize emanet ettiği 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutladık.

Ancak gençlerin ve ülkenin devasa sorunları orta yerde dururken, döndük dolaştık 78 yaşındaki Bay Kemal’in siyasi ikbalini konuşur olduk.

Akabinde atadığı basın danışmanının manipülatif açıklamalarına muhatap olduk.

Gelin biz yine de ülkenin gerçek gündemine, yani gençliğin ve çocuklarının dertleriyle dertlenelim.

Nasıl mı?

Gelin bir bakalım.

ATATÜRK VE GENÇLİK

Atatürk'ün gençlikten beklentisi neydi?

Atatürk'ün gençlikten en temel beklentisi, Türk bağımsızlığını ve Cumhuriyet'i ilelebet korumak ve savunmaktı.

Bu çerçevede gençliğe bir Hitabe de yazdı.

Atatürk'ün gençlikten beklentileri sadece savunma ile sınırlı değildi.

Diğer konuşma ve ifadelerinde gençliğin bilim, irfan ve pozitif düşünceyle donanmış olmasını ifade etmişti.

Her türlü faaliyette cumhuriyet yasalarına bağlı kalmalarını istemişti.

Atatürk, gençliği "yükselen yeni nesil" ve geleceğin umudu olarak görmekte, onları aydın, çalışkan, vatansever ve yenilikçi bireyler olarak yetiştirmeyi hedeflemekteydi.

19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı da bu güvenin simgesidir. Kısaca Atatürk gençlikten Cumhuriyet'in bekçisi, kurtarıcısı ve geliştiricisi olmasını beklemiştir. Bu hitabe, bugün hâlâ Türk eğitim sisteminde ve gençlik etkinliklerinde temel referanstır.

Peki gençlerimiz bu beklentiyi karşılayacak durumda mıdır?

Gelin bir bakalım.

İSTATİSTİKLERLE GENÇLİK

Şekilde, OECD ülkelerindeki 15-29 yaş arasındaki ev gençlerinin verilerini paylaşıyorum.

Türkiye ev genci konusunda 34 OECD ülke içerisinde maalesef birinci durumundadır.

Yazık.

Tam, 3 milyon 355 bin 4 gencimiz işsiz.

Ev genci kavramı, ne okulda ne de eğitimde olanları tanımlamak için kullanılmaktadır.

Lisans mezunu bazı gençlerimiz ile bulamadıkları yüksek lisans yapmayı tercih ediyorlar.

Gerçekteki ev genci oranı bunun üzerindedir.

ugur-emek-grfaik

TÜİK verilerine göre 1 milyon 728 bin 335 çocuğumuz mutsuz.

4 milyon 219 bin 172 gencimiz ise mutlu mu mutsuz mu olduğunun farkında bile değil.

406 bin gencimiz sağlığından memnun değil.

Nasıl memnun olsun ki çocuk yaştan itibaren sağlıklı beslenmiyorlar.

8,5 milyon gencimizin yapay zekadan haberi yok.

Nasıl mı?

Devam edelim.

ÇOCUK YOKSULLUĞU

Yine TÜİK verilerine göre Türkiye’de 0-17 yaşları arasında 7 milyon 866 bin 342 çocuk yoksul.

Bildiğiniz fukara.

Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistiklerine göre, 2025 yılında toplam nüfusun % 27,9'unun yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında iken çocuk nüfus için bu oranın % 36,8 olduğu görüldü.

Bu şu demek.

Çocuklarımız, bizlerin çocukluğundan daha yoksul.

Türkiye OECD ülkeleri çocuk yoksulluğu konusunda sadece ama sadece Kosta Rika’dan daha iyi.

Çocuk yoksulluğu konusunda zirvede ikinciyiz.

Bir de yoksun çocuklarımıza bakalım. 2,5 milyon çocuğumuz, yeni kıyafet ve düzgün iki çift ayakkabı alamıyor.

6,7 milyon çocuğumuz, günde bir öğün et, tavuk ve balık yiyemiyor. 7,8 milyon çocuğumuz, bisiklet ve paten gibi ev dışı araçlara sahip değil. 3,8 milyon çocuğumuz, yaşlarına uygun kitap okuyamıyor.

5,5 milyon çocuğumuzun evde oynanacak oyuncakları yok. 14 milyon çocuğumuz, kültür, sanat ve spor gibi boş zaman faaliyetlerine katılamıyor.

7 milyon çocuğumuz özel gün kutlamalarına katılabilme imkanına sahip değil.

9 milyon çocuğumuz ara sıra arkadaşlarını oyuna veya yemeğe davet edemiyor.

11 milyon çocuğumuz evden uzakta bir haftalık tatil masrafını karşılayamıyor.

Çocuk yoksulluğuna neden bu kadar önem veriyorum.

Çocuk yoksulluğu, temel ihtiyaçlara ve fırsatlara erişimi kısıtlayarak bir çocuğun yaşam seyrini derinden değiştirir.

Fiziksel sağlığı temelden etkiler, bilişsel ve beyin gelişimini engeller, ruh sağlığını bozar ve genellikle birden fazla nesli kapsayan uzun vadeli sosyoekonomik dezavantajlara neden olur.

Psikolojik araştırmalar, yoksulluğun kronik stresinin yapısal ve işlevsel beyin gelişiminde farklılıklarla ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu durum, öğrenme, hafıza ve iletişimi doğrudan etkileyen hipokampus gibi kritik bölgelerin büyümesini yavaşlatabilir.

Yoksulluk içindeki çocuklar sıklıkla okul hazırlığında gecikme, daha zayıf yürütücü işlev ve daha düşük eğitim başarısı yaşarlar; bu da onları akranlarına yetişmek için iki kat daha fazla çalışmaya zorlar.

Yoksulluk, yetersiz anne beslenmesiyle bağlantılıdır ve bu da düşük doğum ağırlığına yol açar.

Çocuklar ayrıca astım, yetersiz beslenme ve çevresel toksinlere (eski konutlardaki kurşun gibi) maruz kalma gibi kronik rahatsızlıklar açısından daha yüksek risk altındadır.

Düşük gelirli ailelerden gelen çocuklarda depresyon, kaygı ve davranış sorunları riski daha yüksektir.

Maddi zorluklar nedeniyle günlük ihtiyaçlardan, okul gezilerinden ve sosyal aktivitelerden mahrum kalmak, çoğu zaman eşitsizlik, damgalanma ve akran zorbalığı duygularına yol açar.

Çocuk yoksulluğu, yoksulluğu kalıcı hale getirmektedir.

Kaçırılan fırsatların, kötü sağlığın ve eğitimsel zorlukların birleşen etkileri, yetişkinlikte sosyoekonomik fırsatları sınırlandırır.

Uygun destek programları olmadan, yoksulluk içinde büyüyen çocukların yetişkinlikte yoksulluk içinde kalma ve daha düşük ücret kazanma olasılığı çok yüksektir.

Bu çocuklar gençliklerinde ne Atatürk’ün gençlerden beklediği vatan savunması yapabilirler ne de bilim, irfan ve pozitif düşünceyle donanabilirler.

Bizler de oturup bunları konuşacağımıza, Bay Kemal’in siyaset yoksulluğunu konuşuyoruz.

İyi pazarlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Uğur Emek Arşivi

CHP ve hukuk

01/03/2026 07:00