Özgür Özel "Müesses nizam" derken kimi kastetti? Kim bu düzenin "yerleşikleri"?

İçinde "U" ya da "Ü" harfi olan kelimeler zorlar beni... Özellikle de "Ü" ile hiç aram yok. Hele de bir kelimenin içinde birden fazla "Ü" varsa adeta dudak felci geçiriyorum. Mesela "Kurultay" dediğimde üst dudağım da kuruluyor, "Yürüyüş" dediğimde ise iki dudağım birden büzüşüyor ve normale dönmesi bazen 10-15 dakika sürüyor.

Bu sorunumu çözmek için çok da uğraştım aslında... Çevremdeki ekran yüzü "diksiyonist"lerden tavsiyeler aldım. Günlerce ağzımı, dudaklarımı kasarak "Miiiii-Muuuu" egzersizleri yaptım, "Kürkü yırtık kel kör kirpi" tekerlemeleri düşmedi dilimden... "Kurşun kalem koy ağzına, öyle çalış" dediler, kaç kalem kemirdiğimi hatırlamıyorum bile... Olmayınca olmuyor... Ben de büzüşen dudaklarla yaşamayı öğrendim. Ama içinde birden fazla "U" ya da "Ü" geçen kelimelere mesafemi koruyorum.

Misal; Özgür Özel'in yerinde olsam "Yürüyelim Arkadaşlar" yerine "Haydi Gidek" derdim...

"MÜESSES NİZAM"....

"Müesses" de zorlar beni mesela...Yerine "Yerleşik düzen" desem vurucu değil, "Establishment" desem üç beş kelimelik ingilizcemle, eşin dostun diline düşerim...

Özgür Özel, mutlak butlan kararının alındığı günün akşamında üç kez "müesses nizam" dedi.

-"Müesses nizama çomak soktuk"...

-"İmamoğlu'na ve arkadaşlarına sırt çevir, yaşın genç, 80 yaşına kadar CHP genel başkanlığı koltuğunda kalırsın' dediler. Kirli tekliflerini kabul etmedik”…

-"Müesses nizama teslim olmayacağız"...

Bu teklifin kim ya da kimlerden geldiğini açıklamadı Özel. Daha öncesinde hem Erdoğan hem de Bahçeli'nin "Özgür Özel'e tavsiyemiz gelip Ankara'da siyaset yapmasıdır" minvalindeki sözleri hafızamızda...

O halde "müesses nizam" Erdoğan ve Bahçeli'nin vitrininde olduğu, askeri ve sivil bürokrasi ile sermaye çevrelerinden oluşan "yerleşik düzen" miydi?

Bu çevreler "ben devlete yerleştim, bu düzen de değişmeyecek" mi diyordu? Yoksa başka güç odakları da var mıydı, içeride ya da uzaklarda? Kimdi bu düzenin değişmesini istemeyen "yerleşikler..."

Bu "yerleşikler" iktidar partileri, askeri, sivil bürokrasi, yargı bürokrasisi ve sermaye gruplarından mı ibaret? Uzantıları kimler mesela? Kamuoyunda rıza üreticileri, propagandistleri... Kimi zaman yandaş, kimi zaman muhalif görünenleri, kalemşorları, trolleri... kimler mesela?

Bu "yerleşikler" İmamoğlu'nun yükselişini neden durdurmak istemişti?

Bu "yerleşikler" İmamoğlu değil de başka bir isim öne çıksa, (artık Mansur Yavaş'a da sıcak bakmadıkları anlaşılıyor) ona da mı itiraz edeceklerdi?

Bu "yerleşikler" Özgür Özel'e "arkadaşlarına sırtını dön, 80 yaşına kadar genel başkanlık koltuğunda otur" derken, aynı zamanda İmamoğlu-Yavaş olmaz ama sana bir şans verebiliriz" mi demek istemişti?

Bu "yerleşikler" yoksa Özel'e de Kılıçdaroğlu rolü mü yüklemek istiyorlardı? "Kılıçdaroğlu gibi CHP'nin genel başkanlığı koltuğunda otur ama cumhurbaşkanı olmayı aklından geçirme" mi demişlerdi?

MÜESSES NİZAM VARSA PEKİ TRUMP...

Bu "yerleşikler"den dünyanın başka ülkelerinde de var mıydı? Mesela ABD'de, Avrupa'da, Çin'de, Rusya'da hatta Fizan'da... Mesela mısır püskülü saçlı Trump da mı bu "yerleşiklerin" tercihiydi?

Günde en az üç öğün konuşan ama her öğün, bir önceki öğünde dediğinin tersini söyleyen, anlık kararla dünya alemi pinpon topuna çeviren bu "değişik"ten ne umuyorlardı ABD'nin "yerleşikleri"...

Dünya ülkelerindeki "yerleşiklerin" bizim ülkemizdeki "yerleşiklerle" nasıl bir ilişkisi vardı?

CHP'nin hangi söylemi, hangi politikası rahatsız etmişti "dünya yerleşiklerini"

"Dünyanın bütün işçileri birleşin" diyenlere karşı, "Dünyanın bütün yerleşikleri mi birleşmişti yoksa?"

Hasbelkader dünyaya gelmiş ama bir türlü yerleşememişler, bu "yerleşiklere" nasıl kafa tutacaktı?

Açlar, yoksullar, ezilenler ve benim gibi dudakları büzüşenler başını hangi taşa vursundu?...

Daha yüzlercesini sorabilirim ama neyse bu kadar ütü yeter... Bizim bakkal şimdi "Yine bir şey dememişsin, bi ton soru sormuşsun ama birine bile kendin cevap vermemişsin” diye tefe koyacak beni. Ben de ona "üç harfli marketten 60 liraya aldığın tuzlu fıstığı bana niye 80 liraya satmaya devam ediyorsun?" diyeceğim ama cesaretim yok. "O zaman git, üç harfliden al tuzlu fıstığını" derse her gün en az 10-15 dakika yürümem lazım. İnsan çok canı yanmadıkça yediği kazığa bazen sessiz kalıyor işte... Ama yanlış yapıyoruz. Çünkü sessiz kaldıkça kazık büyüyor. Yine Feyyaz Yiğit'ten ilhamla, "daha da büyümez" diyorsun, daha da büyüyor, büyüdükçe büyüyor... Allah akıl fikir versin, cümlemizi korusun...

Önceki ve Sonraki Yazılar
Fikret Bulut Arşivi