Fikret Bulut
Erdoğan "CHP içindeki mücadelede biz yokuz" dedi, peki kim var?
Hoca dedim; "Biz gazeteciler günlük rutine boğulur, çoğu zaman büyük resmi ıskalarız. O sebeple sizin gibi değerli akademisyenlerin görüşü ufuk açıcı olur her zaman..." Bu yıkama yağlamaya karşı "Estağfurullah" bile demedi hoca. Sonra bir Çin atasözüyle devam etti:
-"Bilge parmağıyla ayı gösterirken, enayiler parmağa bakarmış. İşte çoğunuz bu yüzden atlıyor büyük resmi" dedi. "Hönkkk.." dedim kalakaldım. Kapıyı Zen-Budizm felsefesinden açmıştı. Kendisini Çin felsefesinde "hakikati temsil eden ayı gösteren bilge" gazetecileri de "sadece parmağa bakan enayi" yapmıştı daha lafa girerken...
-"Hoca karşınızda diksiyon kursundan taze çıkmış sarışın spiker yok" cümlesi dilimin ucuna geldi geri ittim, sorumu sordum;
-Şimdi bu CHP fiilen ikiye bölündü, kavga belli ki şiddetlenecek. Erdoğan "Bizi ilgilendirmez. Kurultay salonlarından mahkeme koridorlarına taşan bu mücadelenin hiçbir yerinde yokuz" diyor. Peki CHP'yi kim, hangi amaçla getirdi bu hale?
"Ulu bilge" başladı yüksek perdeden anlatmaya...
-Özel ve ekibinin karşısında sadece Ak Parti yok, neredeyse bütün kurumlarıyla "devlet ve uzantıları" var... Birileri bütün olan biteni "devlet aklı"na yoruyor Erdoğan'ı da vareste tutarak.. Özgür Özel ise karşısındaki bu güce "devlet aklı" denilmesine tepkili. Partisine karşı orantısız güç uygulayan bu mekanizmaya "Müesses Nizam" demeyi tercih ediyor açık adres vermeden...
ŞEYTAN BU İŞİN NERESİNDE?
Bu nizami dile tahammül edemedim, "Dur hoca, bir fıkra anlatayım sana, yerli ve milli..."
-Günlerden bir gün şeytanın yolu bir köye düşer. Sırtını bir ağaca yaslayıp uzaktan ineğin sütünü sağan genç bir kadını izlerken, bir an gözü ineğin kazığa bağlı buzağısına çevrilir. Yaklaşıp buzağının ipini hafifçe gevşetir. Buzağı bir iki denemeden sonra ipini çözüp annesini emmeye koşarken süt kovasını devirir. Buna sinirlenen gelin eline geçirdiği sopayla buzağıya vurur. İnek de sonuçta bir annedir ve buna göz yumacak değil ya. Süt sağmak için ikinci kez memesine dokunan gelini bir çifteyle kanlar içinde yere serer. Olayı gören kayınpeder, gelinin öldüğünü düşünerek tüfeği alıp ineği oracıkta öldürür. Silah sesini duyan gelinin kocası koşup gelir olay yerine. Karısını kanlar içinde yerde yatarken ve babasını da elinde tüfekle görünce belinden silahını çekip, tek atışta öldürür babasını. Ardından bir kurşunla da kendi canına kıyar. Ağacın gölgesinde olanı biteni izleyen şeytan, ''Şimdi bu felaketi de benden bilirler. Buzağının ipini gevşetmekten başka ben ne yaptım ki '' der...
Peki hocam şimdi CHP seçmeni bu "felaketi" kimden bilsin. Buzağının ipini gevşeten kim?
Hoca "Telefon numaralarını da ister misin?" dedi önce, sonra devam etti;
BUZAĞININ İPİNİ GEVŞETENLER KİMLER?
-Bu öyle 3-5 parti, kişi ya da kurum değil ki... Yine aya değil parmağa bakıyorsunuz. Önce küresel ve bölgesel dengelerin nasıl değiştiğine bakın, özellikle son 15-20 yıla... ABD öncülüğündeki bazı batı ülkeleriyle, israil, Rusya ve Çin arasındaki satranca mesela. Suriye, İran ve Ukrayna'da olanlara... Küresel ölçekte kartlar yeniden karılıyor, enerji güzergahları yeniden çiziliyor. Birinci ve ikinci dünya savaşları sonrasını andıran yeni bir paylaşım süreci adeta... Ve Türkiye bu yangının tam ortasında kimilerine göre. "İç cephenin güçlendirilmesi" söylemleri, çözüm süreci falan... Olası yangına karşı önlemler bunlar... Kimine göre sözüm ona beka meselesi varken demokrasi, hak, hukuk yangında ilk feda edileceklerden.. Bakın Tom Barrack'ın ara ara yaptığı açıklamalara...Monarşilere övgü, "güçlü" yönetimlere vurgu yaparken, "bu coğrafyaya demokrasi fazla" diyor açık açık... Önüne gelene ayar veren Trump, her fırsatta "Erdoğan harika bir adam" diyor... Umarım buzağının ipini kimlerin gevşettiğine dair bir fikir vermişimdir.
Hoca, Özgür Özel'in bir sonraki "Millet İradesine Saygı Mitingi"ni Washington'da yapmasını ister gibiydi..
-"Hoca siz de lafı dolandırıp yine dış güçlere getirdiniz" dedim. "O kadar basit değil" dedi devam etti;
-Sırtını dış güçlere dayamış içerideki uzantıları var. Bunlar hem sağ hem sol partiler hem de sermaye çevrelerinde... Üniversiteler, araştırma ve düşünce kuruluşları, STK'lar ve medyadaki propagandistler... Sosyal medya ve ekranda görevlendirilmiş "Ajdar"ımsı tipler... Çoğunun görevi "olmaz" denilen ne varsa oldurmak, bunun için toplumda rıza üretmektir. Çelik çekirdek teorisi... Çelik çekirdeği ne tarafa kaydırırsan toplumun çoğunluğunu da o tarafa yönlendirirsin.. Doğru bir medya okur yazarlığıyla büyük resmi görmek o kadar da zor değil aslında...
Hocanın çizdiği bu "büyük resme" dair çokça sorum olabilirdi, ancak uzatmadım. Kamyon arkasına yazmalık bir Afrika atasözüyle karşılık verdim...
-O zaman, "Aslanlar kendi tarihlerini yazmadıkça, avcıların hikayelerini dinlemeye devam ederiz."
Anladın sen onu hoca...