Fotoğrafa takılıp kaldım.
Havaalanında, bağlantı koridorlarından birinde bir adam.
Sırtında bir çanta. Yanında bir polis.
Basın o gün en çok o polisi gördü. Deniz Göktaş’ın yanındaki polisi.
Ben sırt çantasını gördüm.
İçindekiler
Bazen evinden bir sırt çantasıyla çıkarsın ama içinde ömrünü taşırsın. Deniz’in çantasının büyük gözünde yarım kalmış gösterileri var. Henüz söylenmemiş cümleler; salondan yükselecek kahkahalar. Gülmek, insanın “pes etmedim” demesinin en zarif biçimidir çünkü.
Sırt çantasının ön gözünde küçük bir kürek durur. Görünmez. Martin Luther’e atfedilen o cümledeki gibi… Yarın dünyanın paramparça olacağını bilse bile bugün o elma fidanını dikecek insanların küreği. Toprağı değil, umudu kürer o kürek.
Yan fermuarlı gözde bir pusula var. Kuzeyi göstermiyor. Vicdanı gösteriyor. Bazı yolculuklar varılacak yere göre değil, kaybedilmeyecek şeye göre yapılır. İç cebin içinde birkaç tohum bulunuyor. Meşe değil. Çınar değil. Kahkaha tohumu. Çünkü baskı önce insanın gülmesini hedef alır. Gülmeyi başaran insanın teslim olması zordur.
Dön ve Bak
Sırt çantasında, bir başka gözde kurulu hayaller var. Hiçbiri öyle üst üste katlanmaz. Hayaller valiz sevmez. Ne kadar bastırırsanız yine açılırlar, yeniden doğrulurlar. En dipte ise küçük bir ayna duruyor. İnsan bazen dönüp kendine bakabilsin diye. “Ben hala ben miyim?” sorusunu unutmamak için.
Cezaevi yönetmeliği muhtemelen o sırt çantasının içeri girmesine izin vermemiştir.
Ne gam!
Bir tohumu durdurabilmiş midir…
Peki, bir kahkahanın hafızasını tutanak altına alabilmiş midir…
Zihninde büyüyen elma ağacı emanete teslim edilebilir mi…
Bazı şeyler inattan yapılır. Bazıları da meraktan. Umutta inat da vardır, merak da. Tıpkı tohumdaki gibi.
İz Bırakmak
“Deniz Göktaş şimdi nasıldır, ne hissediyordur?” sorusu yanlıştır belki. Doğrusu, “Biz ne hissediyoruz?”
Özgürlüğü daraltılan biri küçük bir hücrede bile zihnindeki elma fidanını sulamaya devam edebiliyorsa, gökyüzünün altında dolaşan bizlerin kuraklığı seçmeye hakkı var mı? Hayata gelmek bizim kararımız değildi. Peki, dünyadan geçerken değebildiğimiz kadar insanın içine umut bırakabilmek neden bizim bir kararımız olmasın? Bilinçli bir tercih.
Söylevler, büyük cümleler bir şeyleri değiştirmeye yetmiyor. Bir sırt çantasına sığacak kadar küçük ama bir vatana yetecek kadar büyük umudumuz var mı, herkes ihmal ettiği kendi çantasına bir baksın.