Aytuna Tosunoglu
Gölgelerin kontrolü
Karmaşık bir şeyi anlatmak için kullanmıştı, Platon.
Bilfiil kendisi hışır hışır yazdı da… Olgunluk çağında yazdığı düşünülür, çünkü bu metinde (özgün adı, “Politeia”) kendi sesini bulduğu anlaşılıyor. Kesin tarih söyleyemiyoruz ancak genel bir kabuldür: Milattan önce 380 yılında yazmıştır ve bakın nasılda anlaşılır kılmıştır o karmaşık şeyi…
Bir grup insan doğduklarından beri bir mağarada zincirlenmiş durumda. Sadece karşı duvara bakabiliyorlar. Arkalarında bir ateş yanıyor. Ateşin önünden geçen nesnelerin gölgeleri duvara yansıyor. Bu insanlar için gerçeklik duvardaki gölgelerdir. Bir gün biri zincirlerini kırıyor, dışarı çıkıyor. İlk başta gözleri kamaşıyor, rahatsız oluyor. Ama sonra gerçek dünyayı görüyor: ışığı, nesneleri, güneşi… Geri dönüp diğerlerine anlatıyor. Ona inanmıyorlar. Hatta onu bir tehdit olarak görüyorlar.
Kontrol
İnsanlar çoğu zaman gerçeği değil, gerçeğin gölgesini yaşar. Çok katmanlı bir durum: Gördüğüm şey gerçek olmayabilir. Duyularım beni kandırabilir. Otorite ya da iktidar kandırmak için ideolojimi, medyayı, sosyal ağları kullanabilir. Başka bir katman: Gerçeği öğrenmek hiç de konforlu bir şey değildir. Direnç gösterip, inkâr edebilirim, ilk tepki olarak. Mağaradan çıkan kişi “rahatsız olmuş” idi, hatırlayınız. Bir katman daha: Bilgi yalnızlaştırır, derler ya. Mağara örneğinde olduğu gibi, dışarı çıkıp gerçeği gören kişi geri döndüğünde anlaşılmaz/dışlanmış kişi olur. Çünkü toplum çoğu zaman bildiğine değil de alıştığına sadıktır. Ve son katman olarak: Gölgeleri kim kontrol ediyorsa “gerçeği” o belirler.
Bugünün politik ve medyatik düzenini anlamak için tam da kritik yer burasıdır. Platon’un mağarası bugün çok daha karmaşıktır. Televizyon ekranı, sosyal medya algoritmaları, politik söylemler, kişisel önyargılar işte hepsi modern “gölge üreticileri”dir.
Bunu aklımızda tutalım, devam edelim.
Gölge Üreticileri
İktidara mensup ve/veya iktidar destekçisi birtakım kişiler kendi iktidarlarını eleştiren cümleler kurup televizyonda, sosyal medya ağlarında seslendiriyorlar. Mesela, “halktan koptuk”, “ekonomiyi iyi anlatamıyoruz”, “bazı isimler bize zarar veriyor”, “tabanın sesi duyulmuyor” gibi çıkışlar yapıyorlar. Söyleyenlerin kişisel pozisyon alma çabaları seçeneğini saklı tutarak, kontrollü bir “buhar tahliyesi” yaptıklarını düşünüyorum. Bu isimlerin eleştirileri genellikle sistemin çekirdeğine değil, çevresine yöneliyor. İlginç, değil mi sizce de? Liderlik yapısı, rejimin ana yönü, güç yoğunlaşması, medya düzeni, hukuk mekanizması gibi temel konulara hiç dokunmadan “halktan koptuk” demek, kontrollü bir eleştiri alanı açtıklarını düşündürtmüyor mu? Ne demiştik yukarıda; “gölge üreticileri”.
Kontrollü Çatlak
İktidar artık metalik bir ses üretiyor. Kulaklarımızın gerçeklik hissini kaybetmesini bekliyorlar. İktidarda herkes aynı cümleyi kurunca seçmen şüphelenmeye başlar. İşte tam da bu noktada “içeriden homurdanan figürler” sisteme oksijen sağlıyor!
Bu figürlerin işlevi, tabanın öfkesini tartmak, bir tür siyasi radar gibi çalışmak, hangi konuda neyin biriktiğini anlamak. Başka bir işlevi de sert kararların psikolojik hazırlığını yapmak. Belki bir tasfiye ve/veya politika değişiminin ön sinyali gibi…
Ve bir toplum uzun süre gölge izlerse sonunda ışığı suçlu görmeye başlar.