Fikret Bulut
"Devlet Aklı"nın Kılıçdaroğlu sınavı
Aslında her şey planlanmıştı. İşin yargı ayağı tamamdı... Kılıçdaroğlu'nun ofisinde aylardır sabırla beklediği butlan kararı çıkmış, sadece UYAP'a yüklenip taraflara duyurulması kalmıştı. Sonrası kolaydı. Özel ve ekibi birkaç gün arıza çıkarır, sonra ya gider ya kalırlardı.
Gitseler, en kötü parti bölünür, dolayısıyla oylar da bölünür, Erdoğan kazanırdı.
Kalsalar, direksiyonda artık Kılıçdaroğlu olduğu için sorun olmaz yine Erdoğan kazanırdı.
Yani her halükarda kasa kazanacaktı. Yeter ki Kılıçdaroğu ve ekibi uhuletle ve suhuletle parti yönetimini devralsındı...
Fakat öyle olmadı, daha dakika bir, gol bir...
Özel ve ekibi direnme kararı aldı. CHP Genel Merkezi'ni yüzlerce polis bastı... Biber gazları, tomalar, itiş kakışlar... Genel merkezi o kadar kolay teslim etmeyeceklerdi. Üstelik Mahmut Tanal da direnişteydi. Lav silahı gibi tuttuğu hortumla su püskürtmesi, bir ara hepten umutsuzluğa düşürdü butlancıları... Neyse ki polis vardı, bir süre sonra direniş kırıldı. Butlancıların komuta kademesindeki Orhan Sarıbal gözünü cama dayayıp son bir kez kontrol etti içeride direnişçi kaldı mı diye.. Ortalık sakindi, girdiler içeri... Operasyonun ilk ayağı öyle veya böyle tamamdı.
28 Mayıs'ta "butlancıların başkomutanı" gelecek, zafer konuşmasını yapacak, sonra yeni yol haritasını duyuracaktı. Neden 28 mayıs? Çünkü 28 Mayıs 2023'te kaybetmişti cumhurbaşkanlığı seçimini... Tam 3 yıl sonra aynı gün genel merkeze gelip "Mutlak butlandan değil, aslında küllerimden doğdum, yeniden başlıyoruz" diyecekti.
Yine aksilik çıktı. 3 yıl önceki parti meclisi toparlanamadı. "Butlancıların başkomutanı" o konuşmayı 1 Haziran'a ertelemek zorunda kaldı. Olsun, 3 yıl beklemiş 3 gün daha beklerdi...
NEREDEN ÇIKTI BU FETÖ İDDİASI?
1 Haziran geldi çattı, bütün hazırlıklar tamamdı. Başkomutan boşluğa konuşmasın diye bütün butlancılar, başka illerdeki eş, dost, akrabayı bile otobüslerle genel merkez bahçesine toplamışlardı. "Devlet aklıyla" bir konuşma metni hazırlanmış ve defalarca gözden geçirilmişti. Özgür Özel'in "O iğrenç bıyıklı TGRT'ci" dediği arkadaş da boş durmamış sağa sola "yeni bir başlangıç, yeni bir umut" vaadeden afişler astırmıştı.
"Butlancıların başkomutanı" başladı konuşmaya... "Arınma" dedi, partiyi güvenli limana çekmekten söz etti, yolsuzluk ve hırsızlığa bulaşmışlardan hesap soracağını söyledi... Sorun yoktu konuşmada... Sonra "FETÖ ajanlarının partiye sızmasını önleyemediğim için özür diliyorum" deyince konuşma metninden önceden haberdar olanlar şaşkındı... Haydaaa.. Bu da nereden çıkmıştı şimdi... Kılıçdaroğlu daha önce FETÖ'den tutuklanan danışmanını kastediyor olamazdı. O halde kimi ya da kimleri işaret ediyordu...
Ertesi gün Özgür Özel'i kastettiği iddiaları dolaştı ortalıkta.. Ama Özel'e kalmadan ilk itirazlar iktidar cenahından geldi, "Özel FETÖ'cülükle suçlanacak son kişidir" diye... 15 Temmuz sürecinde dönemin Meclis Başkanı İsmail Kahraman, Özel için "silah arkadaşım" diyordu, birçok Ak Partili de o süreçte hakkını teslim etmişti... Peki "Butlancı Başkomutan" bu ifadeyi neden kullandı? Kimi ima ediyordu, yarın açılacak yeni bir dosyanın işaretini mi vermişti? Kafalar karıştı...
"DEVLET AKLI" ŞAŞKIN...
Bu konuşmanın yankıları dinmeden "iğrenç bıyıklı TGRT'ci"nin icraatları geldi peşi sıra...
İki araç genel merkezde sergilendi, araçlardan birinin Kılıçdaroğlu'nun eski makam aracı olduğu ortaya çıktı, diğer aracın da kaydı kuydu vardı. Danışman zorda kaldı, "sembolik olarak o araçları sergiledik" diyerek toparlamaya çalıştı.
"Devlet aklı" yine şaşkındı...
Peşinden genel merkez çalışanları tazminatsız kapının önüne konuldu, tepki alınca bıyıklı danışman yeniden inceleyeceklerini söyledi.
Ardından "Butlancı Başkomutan"ın yeni MYK'sı açıklandı. Aralarında kurultayda para aldığını iddia eden delegenin oğlu da vardı...
"Devlet aklı" yine şaşkındı...
Her akşam birileri çıkıp yandaş ekranlarda kendini paralıyordu "Butlancı Başkomutan" için. Gerçek yandaşların sözü ters teperdi, muhalif görünümlü yandaşlar ise çoktan sermayesini tüketmiş, lafı sözü para etmeyen isimlerdi. Mehmet Sevigenler, Berhan Şimşekler, Gürsel Tekinler butlanı meşrulaştırmakta yetersiz kalıyordu. Butlan kanadından yeni isimler de gelmiyordu... "Devlet aklı" hepten şaşkındı, devlet aklını yitirmesin de ne yapsındı?
BEN OLSAM NE YAPARDIM?
"Devlet aklı"nın benim aklıma ihtiyacı yok tabii, ama kendimce işe yarar birkaç öneride bulunabilirim;
-Mesela önce "İğrenç bıyıklı TGRT'ci"nin bıyıkları kesilebilir. Böylece Özgür Özel'in de argümanlarından biri elinden alınmış olur.
-Buna rağmen danışmandan verim alınamıyorsa bir süreliğine Fahrettin Altun'dan destek alınır. O şimdi Vatikan Büyükelçisi olduğu için Papa'nın arıza çıkarması ihtimaline karşı önceden güzelce ambalajlanmış bir paket Malatya kayısısı gönderilir.
-İBB davası sanıklarıyla "2 milyon dolar ver, serbest kal" pazarlığı yaptığı iddiasıyla AKP'den ihraç edilen Mücahit Birinci, "Hukuk İşleri Başdanışmanı" yapılabilir.
Anket işleri de İhsan Aktaş'ın Genar'ına verilir.
-AKP'li Ağrı Belediye Başkanı Savcı Sayan transfer edilir mesela. Ne de olsa eski CHP'li. Hem böylece Özlem Çerçioğlu ve Burcu Köksal'ın transferlerinin intikamı da alınmış olur.
-Onur Akın "Kılıçdaroğlu bir insanoğlu" bestesini geri çektiği için Yavuz Bingöl'e yenisi yaptırılabilir. (İçinde "Hak, Hukuk, Adalet" vurgusu olmasın ama... Twiter alemi onu "Gak, Gukuk, Hıyanet" diye diline dolar sonra)
-TGRT'nin verdiği desteğe karşılık CHP Genel Merkez binasının en alt katındanki camlı bölme "İhlas Ev Aletleri" mağazasına kiraya verilir, böylece Hazine yardımı dışında ek gelir sağlanır.
-Diyelim ki bütün bu adımlar atıldı ve anketlerde hala bir kıpırdama yok. O zaman daha radikal bir karar alınabilir. Partinin logosu değiştirilir. Ampulün etrafına altı ok yerleştirilir. Böylece olası bir seçimde Ak Parti'den oy tırtıklama yoluna gidilebilir..
Ben önerilerimi sundum. Yaz tahtaya kalsın bahara. İster yaparsın ister bahara bırakırsın. Söyleyen gitti....