Uğur Emek
Maliye politikası genişlerse, çare nedir?
Öteden beri söylerim.
Türkiye gibi dış borcu yüksek olan gelişme yolundaki ülkeler krizlerden krizlere sürüklenirler.
Bu tür krizler ekonomiyi daraltır, işsizliği artırır, enflasyonu tetikler ve gelir dağılımını bozar.
Bu nedenle de olsa bu ülkelerdeki iktisatçılar, çalışmalarını makro temelli bu konular üzerinde yoğunlaştırırlar.
Bir de bu konularda idari veri bulmak daha kolaydır.
Resmi istatistik kurumları ve merkez bankaları bu konularda cömertçe veri sağlamaktadır.
Bu verileri kullanan iktisatçılar, modelden modele geçerek tahminlerde bulunurlar.
Tahminleri tutmayınca, sorumluğu geliştirdikleri modellerdeki beklentilerine uygun davranmayan iktisadi aktörlerde ararlar.
Modelci iktisatçılardan birisi de TCMB Başkan Yardımcısı Cevdet Akçay’dır.
Akçay, Bizim Tepe Tarih Sohbetleri kapsamında gazetecilerin sorularını yanıtlamış. (31/03/2026)
Bu toplantıda tartışmalı çok şey söylemiş ama biz bu yazıda bir tanesi üzerinde yoğunlaşacağız.
Nasıl mı?
Gelin bir bakalım.
PARA POLİTİKASI
Gelişmekte olan ülkelerde ekonomik sorunlar ne gerekçeyle ve nereden başlarsa başlasın, döviz ve faiz krizi olarak sonuçlanır.
Abraham Maslow’a da atfedilen ve çokça kullanılan bir söz "sahip olduğunuz tek şey bir çekiçse, her şeyi bir çivi olarak görmeye başlarsınız" der.
"Araç Yasası" veya "Maslow'un Çekici" olarak bilinen bu ünlü söz, insanların her sorunu çözmek için, uygunsuz olsalar bile, alışkın oldukları becerilere, araçlara veya önyargılara aşırı derecede güvenme eğiliminde olduklarını ifade etmektedir.
Bu söz, bilişsel önyargılara karşı uyarıda bulunarak, çeşitli zorluklarla etkili bir şekilde başa çıkmak için farklı beceriler ve bakış açıları geliştirme ihtiyacını vurgulamaktadır.
Ben de aynı kanaatteyim.
Semptomlarla uğraşmak yerine, sorunun kök nedenlerine inilmelidir.
Sayın Akçay o toplantıda, “maliye politikası genişlemeci bir yola girerse, Merkez Bankası olarak ben daha da sıkılaştırıcı bir para politikası izlerim” demiş ve eklemiş: “Merkez Bankası gerektiğinde daha güçlü ve net mesajlar vermelidir.”
Akçay’ın parasal sıkılaştırma konusundaki vurgulaması, Maslow’un “araç yasasına” çok benzemektedir. Çünkü alet çantasındaki tek enstrüman para politikası ve bu alandaki modellerdir.
Tabii ki güçlü ve net mesajlardan kastı da “parasal sıkılaşmaya” ilişkindir.
Sayın Başkan Yardımcısı kendi zaviyesinden baktığında sorunu ve çareyi böyle görebilir. Ancak ekonomiye bütüncül bir zaviyeden bakanların, daha geniş bir perspektifi bulunmalıdır.
Değerli okur Akçay’ın açıklamasını ve bu açıklamaya yönelik eleştirileri burada bırakalım ve en iyisi kendi işimizi yapalım.
Nasıl mı?
Gelin bir bakalım.
MALİYE POLİTİKASI NASIL GENİŞLİYOR?
Akçay “maliye politikası genişlerse …” demiş, ama genişlemenin şeklini, yönünü, boyutunu ve olası sonuçlarını görmezden gelmiş.
Ya da alet çantasında bu enstrümanlar olmadığı için konuyu anlamamış.
Genişlemeci maliye politikalarının birinci ayağı vergi gelirlerini olması gerektiği gibi tahsil etmemek, ikinci ayağı da harcamaları artırmaktır.
Her ne kadar, hem iktidar hem de muhalefet almaza yatsa da vergi gelirlerini artırmanın önemli araçlarından birisi 22/2/2026 tarihinde bu köşede yazdığım gibi “nereden buldun yasasıdır.”
İkinci araç ise “Kamu İhale Kanunu”dur (KİK).
Prof. Dr. Ziya Öniş’in çok sevdiğim bir sözü vardır: “gelişmiş ülkelerde iktisat politikaları ve araçları, beğenin veya beğenmeyin iktisadi bir sonuç yaratır. Bu politikaların gelişen ülkelerdeki yegâne sonucu ise yolsuzluktur.”
Yolsuzluğa yol açan iktisadi araçların en önemlisi de ihale kanunlarıdır.
Şimdilerde ne kadar geçerli bilmiyorum ama bir zamanlar kamu alım ihaleleri konusunda AB mevzuatını üstlenmek gibi bir politikamız vardı.
AB Komisyonu kamu alım ihalelerinin önemi konusunda ne diyor: “Kamu ihale mevzuatı, vergi mükelleflerinin parasının verimli, şeffaf ve adil bir şekilde harcanmasını sağlamak ve yolsuzluk risklerini azaltmak için elzemdir. Hükümetlerin mal ve hizmet satın alma yöntemlerini düzenleyerek rekabeti teşvik eder, sürdürülebilir kalkınmayı destekler ve kamu hizmetlerinin etkin bir şekilde sunulmasını garanti eder.”
Peki aynı AB Komisyonu 2025 yılı İlerleme Raporunda Türkiye’nin kamu alımları konusundaki durumunu nasıl açıklıyor: “AB müktesebatıyla uyumlu olmayan istisnalar 2024'te artmaya devam etmiştir; bu durum kamu alımları kurallarının kapsamını daraltmaktadır.”
AB ülkelerinde kamu alımları mevzuatı çerçevesinde gerçekleştirilen ihalelerin GSYİH’ya oranı %15’tir.
Bu oran Türkiye’de 10 puan daha düşüktür (%5).
Türkiye’nin 2025 yılı GSYİH’sı yaklaşık 1,5 trilyon dolardır. Bu çerçevede KİK dışında yapılan kamu alımlarının 150 milyar dolar civarında olduğunu söylemek mümkündür.
Bu alımlarda yaklaşık %10 “gevşeklik!” olsa, potansiyel kamu zararı her yıl 15 milyar dolardır.
(Bu da KÖİ’lerden kaynak yaratmak adına olmayacak duaya amin diye(bile)n CHP’nin ekonomi yönetimine benden bir katkı olsun.)
Bu arada Sayın Akçay’ ile aramızdaki iktisadi yaklaşım farkının da altını önemle çizelim.
Akçay meseleye enflasyonist açıdan bakıyor, ben ise kamu zararı açısından.
Onun maliye politikasına bakış açısı benim kamu zararı endişeme çare olmaz ama, benim kamu zararı yaklaşımım onun enflasyon endişesine çare olur
(Tabii ki harcamaların önceliklendirilmesi, planlaması ve yönetimi de ihale süreçlerinin önemli tamamlayıcısıdır. Bu nedenle maliye politikası da geniş bir açıyla ele alınmalıdır.)
Neden mi böyle düşünüyorum?
2015 yılında Antalya’da yapılan G20 toplantısında yapılan harcamaların KİK dışında yapılması için kanun değişikliği yapıldı.
Değişiklik komisyonda görüşülürken, toplantıda bir AK Partili vekil “Beklenmedik gelişmelere karşı esnek olmalıyız, çünkü G20 büyük bir organizasyon. Örneğin, 50 lüks araç kiraladınız ve sadece 10’unu kullandınız. Kullanmadığınız 40 otomobilin hesabını sorarlar sonra” demişti.
G20 de yapılan harcamalar ihale mevzuatı dışında yapıldı.
Toplantıya katılanlar yediler, içtiler, gezdiler ve geldikleri gibi gittiler.
Sonunda biz bize kaldık.
Şeffaflık ve hesap verebilirliğin olduğu bir kamu yönetiminde, bu toplantı için bir hesap ödenmesi gerekiyor değil mi?
Yok o hesap ödenemedi.
Değerli gazeteci Çiğdem Toker’e göre KİK dışında yapılan harcamaların toplamı Maliye Bakanlığına göre 409 milyon TL, Dışişleri Bakanlığına göre ise 563 milyon TL imiş. (Cumhuriyet:29 Kasım, 2016).
Yani, Maliye Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığının kayıtları arasında 154 milyon TL tutarında ufacık bir fark varmış.
Te, 2015 yılının 154 milyonu. Ya da 60 milyon doları.
Sayın Akçay bu harcamaya “enflasyonist” diye bakıyor, ben ise “kamu zararı”.
Sayın Akçay’ın genişleyici maliye politikası konusundaki endişesini gidermenin yegâne yolu sıkı para politikası değildir.
Ekonomi yönetimine, sıkı kamu ihale yasasını ihmal etmemelerini öneririm.
İyi pazarlar.