Uğur Emek
Otoyol ve köprü özelleştirmeleri
1970’li ve 80’li yıllarda gelişen ülkeler borç krizine girdi.
IMF ve Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlar bu ülkelere borç verirken serbest piyasa ekonomisine geçmeleri için standart politika önerilerinde bulundular.
Bu politika önermelerinden birisi de özelleştirmeydi.
İktisatçı Williamson bu önerileri bu kuruluşların merkezi olması nedeniyle “Washington Konsensüs” olarak isimlendirdi.
Bunlar nereden mi aklıma geldi?
CHP Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz’ın İstanbul Boğazındaki iki köprüyle, yedi otoyolun özelleştirilmesi haberi geldi.
Yetkililer bu haberi yalanlamadı.
Bu nedenle konu hakkında benim de bir şeyler söylemem gerekti.
Nasıl mı?
Gelin bir bakalım.
ÖZELLEŞTİRME
Özelleştirme Kamu İktisadi Teşebbüslerinde (KİT) ortaya çıkan verimsizlikler ve yolsuzluklar nedeniyle bir özüm olarak gündeme getirildi.
Bu verimsiz kuruluşlar özel sektöre devredilirse kamu bütçesi bir yükten kurtulacak ve özel sektör de bu işletmeleri verimli hale getirecekti.
Bu varsayım iktisatta “vekâlet teorisinin” konusudur. Asil milletin, vekil siyasileri, asil siyasilerin de vekil KİT yöneticilerini iyi denetleyemediği kabul edilmektedir.
1980 ve 90’lı yıllarda gelişen ülkeler hızlı biçimde özelleştirme yaptılar.
Hatta Nobel ödüllü iktisatçı Milton Friedman dağılan Sovyetler Birliği ülkelerine üç politika önerisinde bulundu: “özelleştir, özelleştir, özelleştir.”
Özelleştirdiler.
Bu defa KİT’lerde yaşanan vekâlet sorunu özelleştirme ihalelerinde de yaşanmaya başlandı.
Nitekim Rusya ve Meksika özelleştirmeleri bu gerçeği gösterdi. Rusya’da özelleştirilen KİT’ler az sayıdaki oligarkın elini geçti. Meksika Telekom’un özelleştirme ihalesini ele geçiren Carlos Slim dünyanın en zengin adamlarından birisidir.
Friedman bu başarısızlıklara şahitlik yaptıktan sonra dünyadan özür diledi ve ekledi: “Hukukun üstünlüğünün ve iyi yönetişimin olmadığı ülkelerde özelleştirme beklenen etkinliği sağlamıyormuş” dedi.
Peki, Türkiye’de ne oldu?
Devam edelim.
DEVLETÇİLİK
Cumhuriyet’in ilk yıllarında, Osmanlı’nın son yıllarında benimsediği özel sektörün öncülüğündeki kalkınma politikalarına önem verildi.
Yani Türk ve Müslüman bir girişimci grubun öncülüğünde bir kalkınma politikası öngörüldü.
Çünkü savaş yıllarında yabancı ve azınlık iş insanlarından yeterli destek alınamamıştı.
Yeni politikaya uygun mali teşvikler sağlandı.
Ancak Osmanlı’da Türkler ve Müslümanlar asker olarak görüldüklerinden, iş hayatına katılamamışlardı.
Katılanlar da azınlıklar gibi sanayici değil, al sat yapan tüccarlardı.
Bu acı gerçekle karşılaşınca, Atatürk 1933 yılında “devletçilik” sistemine geçti.
Kalkınma için gerekli olan sanayi tesisleri KİT’ler eliyle gerçekleştirilecekti.
1934-1938 yılları arasında uygulanan “Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı” çerçevesinde, ilk olarak yaşam standardı açısından elzem olan üç beyaz (un, şeker ve pamuk/kumaş) fabrikaları kuruldu.
Üç beyaz, metalürji özellikle de demir-çelik, kâğıt ve kimya sanayi, inşaat malzemesi ve çimento gibi alanlarda kamu işletmeleri kurulmuştur. KİT’ler bu alanlarda yatırımlar yapmışlardır. Demiryolu yatırımlarına büyük önem verilmiştir.
Bu dönemde uygulanan başarılı devletçilik politikası sonucunda, ortalama büyüme hızı yıllık % 6 olmuştur.
II. Dünya Savaşı nedeniyle 1939-1943 yıllarını kapsayan İkinci Beş Yıllık Sanayi Planı uygulanmamıştır.
Savaş sonrasında iktidara gelen Demokrat Parti piyasa ekonomisine daha çok önem vermiş ve KİT’ler eliyle kalkınmayı ikinci plana itmiştir.
1970’lerin sonlarında Türkiye de dış borç krizine girmiştir.
Sonra ekonomi politikalarında önemli değişikliklere gidilmiştir.
Nasıl mı?
Devam edelim.
24 OCAK KARARLARI
Turgut Özal liderliğinde yürürlüğe konulan ekonomi politikalarıyla, Washington Konsensüse benzer biçimde finansal piyasalar ve dış ticaret serbestleştirilmiştir. KDV gibi önemli bir vergi reformu yapılmıştır. 1989 yılında sermaye hareketleri serbest bırakılmıştır.
Önerilen politikalardan bir tanesi de özelleştirme ve Yap-İşlet-Devret (YİD) yöntemleridir.
1980 ve 90’lı yıllarda yaşanan hukuki tartışmalar nedeniyle önemli bir özelleştirme ve YİD projesi gerçekleşmemiştir.
Bu işlerin kaymağını AK Parti iktidarları yemiştir.
Türkiye’de 1986-2024 arasında yapılan toplam özelleştirme tutarı 73,5 milyar ABD dolarıdır.
2003-2024 arasındaki AKP hükümetleri döneminde yapılan özelleştirme ise 65,5 milyar dolardır (toplamın %89’u).
Özelleştirilen tesislerin büyük bir kısmı genç Cumhuriyet döneminde inşa edilmiştir.
AK Parti iktidarlarında, bizden önce toplu iğne yoktu dedikleri dönemlerde inşa edilen sanayi tesisleri satıldı.
Özensiz yapılan özelleştirmeler neticesinde vekâlet sorunu Türkiye’de de yaşanmıştır.
Türk Telekom özelleştirmesini hatırlayın. İhaleyi kazanan şirket Türk Telekom’un içini boşaltmış ve banka borçlarını da ödememişti. Şirketi, bankalara bırakmış kaçmıştı. Türk Telekom’dan yönetim kurulu üyesi olarak yüksek maaş alan üst düzey bürokratlar şirketi denetlememiş.
SEKA özelleştirildi, kazanan firma fabrikaları kapatıp değerli arazilerin üzerine konut ve AVM yaptı. Ülkede kâğıt üretilmiyor, kâğıt.
Elektrik dağıtım tesislerinin işletme hakları özel sektöre devredildi. İşletmeler dağıtım tesislerinde yenileme ve iyileştirme yatırımı yapacaklardı yapmadılar.
Nereden biliyoruz?
Kar yağdı, Isparta’da elektrikler dört gün kesildi. Bir vatandaşımız soğuktan öldü.
İzmir’deki elektrik dağıtım hattındaki elektrik kaçağı yağmur suyuna karıştı. İki vatandaşımız vefat etti.
Örnek çok, ama burada durayım.
Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve 15 Temmuz Şehitleri Köprüsü ile 7 otoyol özelleştirilecek. Yani AK Parti kendisinden önceki iktidarlar zamanında inşa edilen bu önemli ulaştırma tesislerinin işletme hakkını devir edecek.
Şunu artık biliyoruz.
Türkiye’de özelleştirme etkinlik adına değil, para kazanmak için yapılır.
Bu nedenle de özelleştirilen şirketler denetlenmez.
Bu otoyollarda da yenileme ve iyileştirme yatırımı yapılması gerekecek.
Elektrik tesislerindeki denetim sorunu, yollarda da yaşanacak mı?
Bir de ücretlendirme konusu var.
6001 sayılı Kanuna göre ücretlendirmeyi Karayolları Genel Müdürlüğü yapacak.
Peki nasıl?
Ücret artışlarında hangi objektif hesaplama yapılacak?
Ayrıca bu köprülerin ve yolların Aralık/2012’de özelleştirme ihalesi yapılmıştı. İhalede ortaya çıkan bedel 5 milyar 720 milyon dolardı
Sayın Erdoğan bedelin çok düşük olduğunu, bu nedenle ihalenin iptal edildiğini açıkladı.
Bu bedel bugünkü değeriyle 8 milyar 73 milyon dolardır.
Orta Vadeli Programda 2026 yılı için öngörülen özelleştirme gelirinin hepsinin bu ihaleden kaynaklandığını kabul edersek, öngörülen gelir 3 milyar 970 milyon dolardır.
Bu durumda gelir kaybı 4,1 milyar dolardır.
Bu ciddi bir vekâlet sorunudur.
İyi pazarlar.