Ekonomi yönetimi inada devam ederken…

Merkez Bankası Enflasyon Raporu’nu açıkladı. Rakamlar masaya kondu, grafikler gösterildi, projeksiyonlar güncellendi. Ama açık konuşalım: Türkiye’de artık mesele grafik değil, güven. Patika değil, kararlılık. Hedef değil, inandırıcılık.

Açıklamalara lehte bakanlar diyor ki: Dezenflasyon süreci çalışıyor. İç talep yavaşlıyor, kredi genişlemesi kontrol altında, çekirdek göstergelerde ivme kaybı var. Rezervler toparlanıyor, CDS geriliyor, yabancı yatırımcı yeniden Türkiye'yi konuşuyor. Teknik çerçeve doğru kurulmuş görünüyor. Merkez Bankası “gerektiğinde daha da sıkılaşırım” diyerek kapıyı açık tutuyor. Bu, son yıllardaki erken gevşeme hatalarının tekrarlanmayacağına dair bir mesaj veriyor gibi. Özellikle ekonomi yönetimini eleştirme cesareti gösteremeyen veya oralarda kendine yer arayan ekonomistlerin bu şekilde yorum yaparak orta yolu bulduğunu görüyorum.

Kâğıt üzerinde çerçeve fena değil. Ama mesele tam da burada başlıyor.

Çünkü Türkiye’de artık enflasyon yalnızca parasal bir değişken değil; kurumsal tercih meselesi oldu. Son yıllarda defalarca revize edilen hedefler, tutturulamayan projeksiyonlar, “geçici” denilen ama kalıcı çıkan artışlar, piyasanın zihninde bir iz bıraktı. Dolayısıyla bugün açıklanan her hedef, geçmişin performansıyla birlikte okunuyor.

Hedefi değiştirmezseniz “gerçekçi değil” deniyor. Değiştirirseniz “lafınızı yediniz” eleştirisi geliyor. Aslında bu ikilem teknik değil, psikolojik. Piyasa şunu soruyor: Bu kez gerçekten sonuna kadar gidilecek mi?

Eleştirel cephe haklı olarak bazı soruları gündeme getiriyor. Para politikası sıkı olabilir ama maliye politikası ne kadar eşlik ediyor? Faiz giderleri rekor kırarken, kamunun harcama iştahı devam ederken dezenflasyon sürecini yalnızca Merkez Bankası’na yüklemek adil mi? Enflasyon beklentileri hâlâ hedefin üzerinde seyrediyorsa, burada bir iletişim ya da güven açığı yok mu?

Ayrıca hizmet enflasyonu, kira artışları ve ücret-fiyat sarmalı gibi alanlarda kalıcılık riski sürüyor. Talep soğutulabilir; ama maliyet kanalı üzerinden gelen baskı kolay kolay çözülemez. Türkiye'de enflasyon “fazla talep” değil; çoğu zaman fiyatlama davranışı sorunu. Beklenti bozuldu mu, herkes kendini korumaya alıyor.

Perşembe günkü açıklama, teknik olarak da savunulabilir bir çerçeve sunmuyor. Sıkı duruş mesajı veriliyor ancak politika faizlerinin düşmeye devam edeceği anlaşılıyor.

Öngörüler hatalı çıkabilir, hedefler tutmayabilir. Fakat bu durum alışkanlık haline gelmişse, modeli sorgulamakta fayda vardır. Geçen haftaki basın toplantısında sadece tek bir doğru söz söylendi. O da yeni Başkan Yardımcısı Fatma Hanım’dan geldi. "Değerli TL uzun süre devam ettirilemez" diyerek kendi görüşünü ifade ederken, Başkan Karahan'ın "biz bu kur politikasından memnunuz" diye müdahale etmesi gözlerden kaçmadı.

Daha önce birçok kez "sadece TCMB Başkanı konuşmalı" derken kastım buydu. Ancak yine başkan yardımcılarına söz verildiği bir toplantı izledik. Açıkçası Fatma Hanım haricinde konuşanların ne demek istediğini anlayan olmadı. Fatih Karahan'dan da doğruları değil temennileri dinledik. TCMB yönetiminin kredibilite kaybı hız kesmeden devam ediyor diyebiliriz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Emre Alkin Arşivi

Kime göre, neye göre lüks?

29 Aralık 2025 Pazartesi 07:00

Et fiyatları

22 Aralık 2025 Pazartesi 07:00

Tevatür ile iş yapmak yanlış

15 Aralık 2025 Pazartesi 07:00

Altın tekrar rekorlara koşacak mı?

08 Aralık 2025 Pazartesi 07:00