Nükleer saldırı ihtimali üzerine…

Bu makaleyi gönülsüz yazdım ancak, ihtimal ortadaysa sonuçlarını analiz etmek mecburiyetindeyim.

Bahsettiğim, İran’a yönelik olası bir nükleer saldırı. Çünkü bu noktadan sonra mesele artık bölgesel bir güç mücadelesi değil, küresel güvenlik mimarisinin çöküşü olur. Böyle bir senaryoda konuşulan savaşın seyri değil, insanlığın taşıyabileceği riskin sınırıdır.

"Olmaz" demeyelim. Trump "süre dolduğunda İran'ın üzerine cehennem inecek" dediği için, ne tür bir çılgınlığın içine gireceklerini tahmin etmek zor. Nükleer saldırı ihtimali bu çılgınlığın içinde bir madde olarak yer almakta.

Uzun zamandır bu ihtimal sadece siyasi tartışmaların değil, aynı zamanda nükleer savaş üzerine çalışan akademik ve stratejik çevrelerin de gündeminde. Princeton Üniversitesi’nin nükleer savaş simülasyonları, Bulletin of the Atomic Scientists’in değerlendirmeleri, SIPRI ve RAND gibi kurumların analizleri yıllardır aynı soruya cevap arıyor: Nükleer silah bir kez kullanılırsa, bu süreç nerede durur?

İYİMSER SENARYODA PETROL FİYATLARI HIZLA 200 DOLARIN ÜSTÜNE ÇIKAR

İyimser senaryo, nükleer silahın sınırlı ve taktik düzeyde kullanılması üzerine kurulu. Bu yaklaşımda ABD veya İsrail'in, İran'ın yeraltı nükleer tesislerini hedef alan düşük kapasiteli bir saldırı gerçekleştirdiği, ancak bunun geniş çaplı bir savaşa dönüşmediği varsayımı bulunuyor. Rejimi değiştirmek değil, nükleer kapasiteyi yok etmek gibi amaçlanan bir saldırı kastediliyor. Bu görüş bazı strateji çevrelerinde “sınırlı nükleer güç kullanımı yoluyla caydırıcılık” olarak ifade edilmekte. Böyle bir senaryoda İran ağır bir askeri ve psikolojik darbe alır, küresel piyasalarda sert bir şok yaşanır, petrol fiyatları hızla 200 doların üzerine çıkabilir ve enflasyon yeniden küresel bir sorun haline gelir. Ancak sistem tamamen çökmez; kriz bir süre sonra kontrol ediliyor. Ancak hiçbir şey eskisi gibi olmaz.

Ne var ki bu senaryonun en zayıf noktası, nükleer silahın doğasıdır. Nükleer silah bir kez kullanıldığında onun “bir kez ile sınırlı kalacağı” varsayımı teorik bir varsayımdır. Bulletin of the Atomic Scientists’in de vurguladığı gibi, mesele ilk nükleer saldırı değil, ondan sonra gelen zincirleme reaksiyondur.

MİLYONLARCA İNSAN HAYATINI KAYBEDER

Kötümser senaryoda ise bu zincir kırılmaz, aksine hızlanır. İran’a yönelik bir nükleer saldırı, Tahran’ın konvansiyonel ve asimetrik karşılık vermesine yol açar. İsrail daha geniş çaplı bir yanıt verir, İran'ın bölgedeki vekil güçleri devreye girer ve çatışma hızla bölgesel bir savaşa dönüşür. Bu noktadan sonra büyük güçlerin pozisyon alması kaçınılmaz hale gelir. İsrail’in geniş nükleer kapasitesi, ABD’nin doğrudan askeri angajmanı ve Rusya ile Çin’in dolaylı dengeleri, krizi çok kutuplu bir yapıya taşır.

Princeton simülasyonları, böyle bir tırmanmanın ilk günlerinde milyonlarca insanın hayatını kaybedebileceğini, haftalar içinde ise bu kayıpların katlanarak artabileceğini ortaya koyuyor. Bu artık savaş değil, kontrolü olmayan bir yıkım sürecidir.

Nükleer kullanımın en büyük riski sadece yıkım değildir; aynı zamanda “norm kırılmasıdır”. Şöyle açıklayayım: Nükleer silahın bir kez kullanılması, onun "kullanılabilir" olduğu algısını yaratabilir. Bu da dünya üzerindeki diğer kırılgan hatları doğrudan etkiler. Hindistan-Pakistan gerilimi, Kore Yarımadası ve Rusya-NATO hattı gibi bölgelerde nükleer eşik aşağı iner. Yani İran’da başlayan bir süreç, coğrafi olarak sınırlı kalmayabilir. Nükleer silahın kullanıldığı bir dünya, artık farklı bir dünya haline gelir. Meseleyi Hiroşima ve Nagazaki ekseninde tutmuş olan nükleer denge tamamen bozulabilir.

PETROL FİYATLARI 300 DOLAR BANDINA ÇIKAR

Ekonomik etkiler bu tablonun bir diğer ağır boyutudur. Böyle bir senaryoda petrol fiyatlarının 300 dolar bandına çıkması, küresel ticaretin ciddi biçimde daralması ve finansal piyasalarda sistemik bir kriz yaşanması olasıdır. Uluslararası kurumlar bu durumu klasik bir resesyon değil, doğrudan bir “küresel ekonomik kırılma” olarak tanımlamaktadır. Çünkü enerji şoku sadece petrol fiyatını değil, üretim maliyetlerini, gıda fiyatlarını ve tedarik zincirlerini aynı anda etkiler.

Türkiye bu tablo içinde doğrudan hedef olmasa da en çok etkilenen ülkelerden biri olur. Enerji ithalatına bağımlı bir ekonomi için petrol fiyatlarındaki sıçrama, cari açık ve enflasyon üzerinde ciddi baskı yaratır. Turizm gelirlerinde düşüş, döviz kurlarında oynaklık ve artan risk primi ekonomiyi zorlar. Sosyopolitik açıdan ise göç dalgası riski, artan güvenlik harcamaları ve iç politik gerilimler gündeme gelir.

Ortadoğu haritası da bu süreçten etkilenir, ancak klasik anlamda sınırlar değişmez. Bunun yerine güç dengeleri değişir. İran'ın merkezi otoritesi zayıflarsa bölgede yeni güç boşlukları oluşur. Irak, Suriye ve Lübnan gibi ülkelerde vekalet yapıları güç kazanır. Harita cetvelle değil, fiili kontrol alanlarıyla yeniden şekillenir.

Sonuç olarak mesele nükleer silahın kullanılıp kullanılmayacağı değil, kullanıldığı anda ortaya çıkacak belirsizlik. Çünkü nükleer denge bugüne kadar “var ama kullanılmaz” prensibi üzerine kuruluydu. Bu prensip kırıldığında caydırıcılık çöker, güvenlik dengesi dağılır ve ekonomi şok yaşar.

Ve en önemlisi, kimse bir sonraki adımın ne olacağını bilemez.

Bu nedenle nükleer bir senaryoda en büyük risk ilk saldırı değil, onun ardından gelen kontrolsüz süreçtir. Umarım böyle bir çılgınlığın içine girmez dünya.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Emre Alkin Arşivi