Petrol 90 Doları geçti: Şimdi ne olacak

Bir haftadır "savaşın Türkiye Ekonomisine etkileri" makaleleri okuyorum. Ancak böyle bir inceleme çok denklemli ve dinamik bir yaklaşım gerektirdiği için, genellikle petrol fiyatları üzerinden değerlendirmelere şahit oluyoruz. Yaşanan gelişmelerin sosyal ve politik etkilerinin ekonomi üzerine yansımalarını tahmin etmek kolay değil. Dolayısıyla "şöyle olursa böyle olur" şeklindeki analizlere şahit oluyoruz.

Ben sabahın erken saatlerinde petrol fiyatları üzerinden ama daha geniş bir bakış açısıyla dikkatlerinize bir analiz sunmak istedim.

Malumlarınız, Türkiye Ekonomisi enerji fiyatlarındaki yükselişlere karşı hassastır. Bunun nedeni yalnızca enerji ithalatçısı olması değil, aynı zamanda petrol, doğal gaz ve LNG maliyetlerinin üretim, lojistik ve tüketim fiyatlarının neredeyse tamamına zincirleme şekilde yansımasıdır. Petrol fiyatı yükseldiğinde mesele sadece akaryakıt fiyatı olsa iyi; elektrik üretimi, sanayi maliyetleri, taşımacılık giderleri ve gıda fiyatları da bununla birlikte hareket eder. Bu nedenle enerji fiyatlarındaki her sıçrama Türkiye’de hem cari açığı büyütür hem de enflasyon hedeflerini zorlar.

Hükümetin 2026 yılı için açıkladığı hedefler; enflasyonda belirgin düşüş, büyümenin yaklaşık %3,8 seviyesinde korunması, ihracatın 282 milyar dolar civarında gerçekleşmesi, cari açığın yaklaşık 22 milyar dolar civarında tutulması ve turizm gelirlerinin 68 milyar dolar seviyesine ulaşmasıdır. Enerji fiyatlarının sert yükseldiği bir ortamda bu hedeflerin tamamı aynı anda baskı altına girebilir. Türkiye'nin 2025'te enerji ithalatının 65 milyar dolar seviyesinde olduğunu hatırlatmak isterim.

Petrol 90-95 dolar arasında kalırsa

Petrolün 90-95 dolar civarında dengelendiği bir senaryoda Türkiye'nin enerji ithalat faturasında yaklaşık 10–12 milyar dolar civarında artış görülebilir. Doğal gaz ve LNG fiyatlarının da buna paralel yükselmesi toplam enerji maliyetindeki artışı biraz daha büyütebilir. Böyle bir durumda cari işlemler açığı hedeflenen 22 milyar dolar seviyesinden yaklaşık 27–28 milyar dolar bandına doğru kayabilir. Enflasyon tarafında petrol ve doğal gaz maliyetlerinin üretim zincirine yansıması yaklaşık 2–3 puanlık ek baskı yaratabilir ve resmi yıl sonu enflasyonu %25-26 civarına yaklaşabilir. Büyüme hedefi olan %3,8 ise sınırlı bir etkiyle %3 civarına gerileyebilir. Turizm tarafında ise bölgesel gerginlik algısı nedeniyle yaklaşık 4-5 milyar dolar civarında gelir kaybı oluşabilir. Hükümet bu aşamada akaryakıt vergilerinin bir kısmını düşürerek fiyat artışını sınırlamaya çalışması olumlu; ancak bu durum bütçe gelirlerini azaltacak ve vergi kaybının başka alanlarda telafi edilmesi ihtiyacı doğuracak. Meclise gelen torba yasada bulunan yeni vergi teklifleri, 2026 yılında enflasyon için güzel haberler vermiyor açıkçası. TCMB bu şartlarda Mart ayında faize dokunmaz. Petrol fiyatları 100 doları test etmezse, bir süre sonra faiz indirimi sürecini tekrar başlatabilir.

Petrol 110 dolar olur, hatta kalıcı hale gelirse

Petrol fiyatının 110 dolar seviyesine yerleşmesi Türkiye için daha güçlü bir maliyet şoku yaratır. Bu durumda enerji ithalat faturası yaklaşık 20–25 milyar dolar artabilir. Doğal gaz ve LNG fiyatlarındaki yükseliş de hesaba katıldığında toplam enerji maliyetindeki artış daha belirgin hale gelir ve cari açık 35 milyar dolar civarına yükselebilir. Enflasyon hedefinden sapma büyük olur ve yıl sonu enflasyonu %30 civarında gerçekleşebilir. Büyüme tarafında ise enerji maliyetleri ve finansman koşullarının sıkılaşması nedeniyle %3,8’lik hedef %2,5 civarına gerileyebilir. Turizm gelirlerinde ise jeopolitik risk algısının üzerine uçuş maliyetlerinin yükselmesi nedeniyle yaklaşık 8-10 milyar dolar civarında kayıp oluşabilir. Bu noktada akaryakıt üzerindeki vergilerin düşürülmesi enflasyon baskısını kısa süreli azaltabilir; ancak aynı gelir kaybını telafi etmek için şu an Meclis’e sunulanlardan daha başka vergiler getirilirse bu yeni vergiler de fiyatlara yansıyabilir ve enflasyonist etki büyüyebilir. Faiz indirimleri bu yıl tamamen rafa kalkabilir.

Petrol 145 dolar olursa

Petrolün 145 dolar civarında uzun süre seyretmesi artık yalnızca bir enerji fiyatı artışı değil, küresel ölçekte bir ekonomik şok anlamına gelir. Böyle bir senaryoda Türkiye'nin enerji ithalat faturası 40 milyar doların üzerine çıkabilir. Doğal gaz ve LNG fiyatlarının da aynı ölçüde yükselmesi halinde toplam enerji maliyeti artışı 45–50 milyar dolara yaklaşabilir. Bu durumda cari açık 45 milyar doların üzerine çıkabilir. Enflasyon üzerindeki maliyet baskısı çok daha güçlü olur ve tüm bunlar enflasyonun % 35-40 bandına yükselmesi anlamına gelir. Büyüme tarafında ise ekonomi ciddi şekilde yavaşlayabilir ve %3,8’lik hedef %1–2 bandına gerileyebilir. Turizm gelirlerinde de savaş ve bölgesel risk algısının üzerine maliyetler de eklenince, iptaller ve mecburen yapılan yüksek iskontolar sebebiyle 12–15 milyar dolar civarında kayıp oluşabilir. Akaryakıtta eşel mobil uygulaması farklı alanlarda büyük vergi artışlarıyla telafi edilirken üretim ve tüketim maliyetlerini artırarak enflasyon üzerinde yeniden baskı yaratabilir. TCMB'nin seçimlerin gölgesinde "büyümeye destek" için hem likiditeyi artırması hem de faizleri sertçe düşürmesi gündeme gelebilir. Açıkçası savaş başlayana kadar süreci doğru yönetemeyen Merkez Bankası'nın bahsedilen büyük baskı altında başarılı olacağına inanmıyorum.

Sonuç olarak petrol fiyatının 90 dolar olduğu bir ortam Türkiye için yönetilebilir bir maliyet artışı yaratırken, 110 dolar seviyesinde ekonomik hedefler ciddi şekilde zorlanır. Petrolün 145 dolar civarına yükselmesi ise hem enflasyon hem büyüme hem de cari denge açısından mevcut ekonomik hedeflerin yeniden gözden geçirilmesini gerektirecek ölçekte bir ekonomik şok anlamına gelir. Enerji fiyatlarının yükseldiği dönemlerde vergi politikasıyla fiyat artışını sınırlamak mümkün olsa da bu yaklaşım bütçe dengesini sağlamak için konan yeni vergiler üzerinden ekonomiye baskı yaratabilir.

Elbette bu analizi daha da çeşitlemek mümkün. Tek dileğimiz bu çatışmanın bir an önce bitmesi desem yanlış olmaz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Emre Alkin Arşivi

Kime göre, neye göre lüks?

29 Aralık 2025 Pazartesi 07:00