Uğur Emek
Yine ve yeniden “nereden buldun?”
Hafta içerisinde sosyal medya hesabım X’te bir mesaj paylaştım ve dedim ki “CHP’nin kafası karışık.”
Bunu, CHP’nin ekonomi yönetimdeki değişiklik ve Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisine yapılan atamalar üzerine söyledim.
CHP’nin son Parti Programı kamuculuk üzerine inşa edilmiştir. Oysa yapılan atamalara bakıldığında piyasacı yaklaşımlarıyla bilinen kurul başkanlarının da olduğu görülmektedir.
Bu paylaşımım üzerine CHP’nin ekonomiden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Güldem Atabay aradı ve uzun telefon görüşmemizde sitemde bulundu.
“Kendisinin kamuculuktan asla taviz vermeyeceğini” söyledi.
Kendisinin beyanına güvenerek sosyal medyadan tekrar açıklama yaptım ve Sayın Atabay’ın açıklamasını paylaştım.
Mesajımda, “Parti Programının soyut bir metin olduğunu, alt metinlerde somut önerilerinin yer alacağını ve bizlerin de Atabay’ın ifadelerinin ne kadar gerçekleştiğini göreceğimizi ifade ettim.”
Bu yazıda da Parti Programında yer alan soyut bir ifadeyi somut hale getireceğim ve böylece Atabay’ın çalışmalarına katkı sağlayacağım.
Nasıl mı?
Gelin bir bakalım.
KAPİTALİZMDE MUHASEBE
Ahmet Haşim Köse ve Serdal Bahçe 2009 yılında Praksis dergisinde “Yoksulluk Yazınının Yoksulluğu: Toplumsal Sınıflarla Düşünmek” başlıklı harika bir makale yayımladılar.
Makalenin bir yerinde Weber’den alıntı yaparak kapitalizmdeki muhasebe kavramını tartışıyorlar.
Weber’in Toplumsal ve Ekonomik Örgütlenme Kuramı (1964) adlı eserindeki, kapitalizmde muhasebe kavramını aydınlatıcı buluyorlar. Weber’in muhasebe kavramı, onun iktisadi eylemin biçimsel (formel) rasyonalitesi olarak tanımladığı yönelime denk düşmektedir.
Para kullanan toplumda bu çerçevede iki temel yönelimden söz etmek mümkündür: Bütçe yönetimi olarak tanımladığı ilk yönelim, mevcut kaynakların farklı kullanım ve ihtiyaçlara tahsisine, diğeri ise iktisadi eylemin daha fazla kâr için düzenlenişine karşılık gelmektedir.
Aynı önermeyi vergi gelirleri açısından da yapmak mümkündür.
Daha çok yatırım ve büyüme için varsıl kesimden daha az vergi alınmaktadır.
Ancak modern toplum (ekonomi) formel rasyonaliteye tâbi olduğu kadar özsel rasyonaliteye de tâbidir. Özsel rasyonalite toplumun üyelerine (vatandaşlara), mevcut değerler sistemiyle uyum içinde, yeterli düzeyde mal ve hizmet tedarikini gerektirmektedir.
Diğer bir deyişle çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınmalıdır.
Bu iki rasyonalite arasındaki çelişki, Weber’e göre, modern toplumun temel çelişkilerinden biridir.
Weber, biçimsel rasyonalitenin en üst aşamasının piyasa özgürlüğünün en üst seviyeye ulaştığı sermaye muhasebesi olduğunu vurguluyor. Böylelikle sermaye toplumun tüm varlıkları, yasal hakları ve ayrıcalıkları üzerinde istikrarlı bir güce erişmiş olur.
Değerli okur, bu güce geçmişte tanıklık ettik aslında.
Nasıl mı?
Devam edelim.
PARTİ PROGRAMI
CHP’nin Parti Programındaki Gelir Politikası bölümünde şu ifade yer almaktadır: “Çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınacaktır. Bu amaçla tüm gelir unsurlarını kavrayacak ve gelir, servet ve harcama arasında bağ kurulabilmesini sağlayacak düzenlemeler yapılacaktır.” (s. 61)
Program çalışmalarında yer almayanlar için bu ifadeyi açayım.
“Nereden buldun” yasası çıkarılacaktır.
Nasıl mı?
Devam edelim.
NEREDEN BULDUN?
Zekeriya Temizel 1997 yılında DSP’den Maliye Bakanı oldu ve ilk olarak vergi reformu çalışması başlattı.
Kamuoyunda “Nereden Buldun” olarak da bilinen “Mali Milat” sistemini kurdu.
Bu Kanundan önce gelir vergisi “kaynak teorisi” uygulaması çerçevesinde tahakkuk ve tahsil ediliyordu.
Kaynak teorisine göre vergi Gelir Vergisi Kanunu’nda belirlenen yedi adet gelir üzerinden alınıyordu. Bu gelirlerin dışında kalanlar ise vergilendirilemiyordu.
Düşünsenize ileri teknoloji sayesinde yatırımcılar bilgisayarlarının başında paralarına dünya turu attırıyorlar ve paradan para kazanıyorlar.
Üstüne vergilendirilmeyen bu geliri Hazine’ye borç verip faiz geliri tahsil ediyorlar.
Temizel’e göre “vergi sisteminde tanımlanmamış öyle faaliyetler ortaya çıkıyordu, bunların kaynak olarak tanımlanıp vergilendirme olanağı bulunmuyordu. Kaynaklar kayıt dışında o kadar hızlı şekil değiştiriyordu ki, bir aşamadan sonra varlıkla gelir arasında bağlantı kurup geliri kavramak olanaksızlaşıyordu.”*
Temizel ve ekibi bu kısır döngüyü kırmak için “kaynak teorisinden”, “net aktif teorisine” geçmeyi öngören 4369 sayılı Kanunu hazırladı.
Sistem temelde yine kaynak teorisini korumakla birlikte, buralardan kaçan, buralarda tanımlanmamış kazanç unsurlarını aktiflerde ortaya çıkan artışlardan hareketle kavrayarak vergilendirme olanağı veriyordu.
(CHP’nin Programındaki “tüm gelir unsurlarını kavrayacak ve gelir, servet ve harcama arasında bağ kurulabilmesini sağlayacak düzenlemeler” net aktif teorisini işaret ediyor aslında.)
Türkiye’de servet incelemesi 1980’lerin başlarında kaldırılmıştı ve uygulamada büyük bir boşluk ortaya çıkmıştı.
Net aktif vergisi bu boşluğu da giderecekti.
Kanun yürürlüğe girdiğinde bireyler servetlerini beyan edeceklerdi.
Sistemin geriye dönük işlememesi için bir “Milat” oluşturuldu. Belli bir tarihte Devlet güvencesinde tutulan kayıtlarda yer alacak değerlerden hareketle vergilendirme yapılmayacağı ilkesi benimsendi.
Böylece kayıt dışındaki varlıklar kayıt altına alınacak, bu değerlerden hareketle vergi alınmayacaktı.
Ancak bu değerlerin üstüne eklenen değerlerden vergi beyannamesinde yer almayanlar için “nereden buldun” denilecekti.
Düzenlemeyle “kaynağı ne olursa olsun her tür kazanç ve iratlar” gelir tanımı içine alınmıştı.
Böylece kaynak teorisine göre vergilendirmede adaletsizlikler yaratan, kazanılmamış gelirin vergisini alan “götürü vergi” ve “hayat standardı” gibi oto kontrol mekanizmaları kaldırılmış olacaktı.
Tabii ki itirazlar hemen yükselmeye başladı.
Kanun servet düşmanıydı!
Türkiye’nin bu Kanunu uygulayacak altyapısı yoktu.
Bu Kanun sermayenin yurt dışına kaçmasına neden olacaktı.
İlk itirazı değerlendirmeye gerek yok. Kaynağını meşru biçimde açıklayamayan servet sahipleri ve işbirlikçileri bu argümanı pek severler. Bu nedenle ciddiye alınacak tarafları yok.
Temizel ikinci ve üçüncü argümanın da temelsiz olduğunu ileri sürüyor.*
Çünkü “bu Kanundan önce çıkarılan ve varlıklarda ve harcamalarda artış yaratan ekonomik ve sosyal olayların tek vergi numarası ile izlenmesi mümkün hale getirilmişti.”
Mali Milat dönemi içerisinde Türkiye’nin uluslararası rezervlerinde 5,5 milyar dolar ve banka mevduatlarında 3 milyar doların üzerinde bir artış olmuştu.
Gelirler Genel Müdürlüğü verilerine göre 25 milyar dolarlık bir değer kayıtlı ekonomiye geçti.
Kayıt dışı ve kara para lobisi kanunun uygulanmaması için elinden geleni yaptı ve uygulamayı erteletti. Nereden Buldun düzenlemesi son olarak 2003 yılının başında yürürlüğe girecekti.
Derken, 2002 yılı erken seçimlerinde Ak Parti iktidara geldi.
Hafızam beni yanıltmıyorsa TBMM’ye sundukları ilk kanun teklifi Mali Milat uygulamasının kaldırılmasına ilişkindi.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, kamuoyunda mali milat olarak bilinen düzenlemenin özünü oluşturan “nereden buldun” sorusunu ortadan kaldıran düzenlemeleri veto etti.
Cumhurbaşkanı Sezer veto gerekçesinde “bu düzenlemelerin yürürlükten kaldırılmasının … en azından kayıt dışılığı özendirmek anlamına geldiği açıktır” dedi.
Kanun yaklaşık 10 gün yürürlükte kaldı. AK Parti Veto edilen 4775 sayılı Kanunu TBMM’den aynen tekrar geçirdi ve yürürlüğe soktu.
Buradan hareketle Sayın Atabay’ın çalışmalarına katkımı açıklayayım.
Parti Programınıza sadık kalarak, Hükümet Programınızda “nereden buldun” sistemini getireceğinizi somut biçimde ifade edin.
Weber’in özsel rasyonalitesi de kamuculuk da bunu gerektirir.
İyi pazarlar.
*“Mali Milat/Nereden Buldun” Düzenlemelerinin Kaldırılmış Olmasının Etkileri: Vergi Almak Yerine Vergi Vermeyenlerden Borç Almanın Hazin ÖYKÜSÜ. Yuvarlak Masa Toplantısı. Mülkiye Dergisi, 27(238), s.19-57.