Küçülen Türkiye…

AKP, devlet gücünü kullanarak siyaseti dizayn etmeye devam ediyor. Muhalefetsizleştirme hamleleri de bu stratejinin bir parçası. “Mutlak Butlan” mefhumu hayatımıza kısa süre önce girmiş olsa da parti kapatmalara, siyaseten etkisiz hâle getirme girişimlerine tarihi seyrimiz itibariyle alışığız. Veya eğitim kurumları kapatılmasa da akademisyenlerin üniversitelerden atıldığı, ülkeden kaçmak zorunda bırakıldığı veya hapsedildiği dönemleri yaşadık. Lakin bu dönemi geçmişten ayıran bariz farklar var. Darbe ve baskı dönemlerinde bir siyasi figüre indirgenemeyecek “devlet” kararları ve operasyonları söz konusuydu. Özel Harp Dairesi gibi dış etkiler olsa da meselenin merkezinde hükümetler değil devlet vardı. Bir siyasi partinin veya liderinin inisiyatifi ile yaşam alanlarının bu denli daraltıldığı bir dönem yaşanmamıştı. Bugünkü uygulamaların rejim veya yöntem değişikliğinin sonucu olduğu da düşünülebilir ama böyle olmadığına dair emareler de var.

Mesela Devlet Bahçeli’nin mutlak butlan davası ile ilgili açıklamaları çok önemli. Önemli çünkü bir süredir kendisini devletin sesi olarak görmeye alıştırıldık ve Kürt Açılımı ile de bu duygu durumu pekişti… Devlet Bey, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Özgür Özel ile uzlaşıya varması ve feragat etmesi gerektiğini söyledi. Siyasi müktesebatı ve tarihi pratiği alarmizme ve gerilime öykünen bir siyasinin itidal, barış ve uzlaşı öneren tutumu dahi ne kadar vahim bir iklime savrulduğumuzu gösteriyor. Mealen “Tamam, Türkiye bir hukuk devletidir, yargı bağımsızlığı da vardır ama o kadar da bağımsız olmayabilir; hülasa siz kendi göbeğinizi kendiniz kesin...” gibi bir anlam çıkarmamamız için neden yok.

Üç gün önce bağımsız yargının mensubu olan şahıs üç gün sonra siyasi iradenin içinde, atanmış bir bakan olarak karşımıza çıkıyor. Bu uygulamalar yargı bağımsızlığının eşyanın tabiatına aykırı olduğunu düşündürürken, kuvvetler ayrılığının zaten kalmadığını gösteriyor. Sistemin çıktısı olan siyasi yargı kararlarının iki veçhesi var. Birisi devlet kurumu üzerinde yarattığı etki; zira Devlet Bey’in açıklamaları kurumlarda bir rahatsızlık olduğu intibaı yaratıyor. Demirtaş’ın tutukluluğunun bitmesine yönelik temennileri de olmuştu. Dönem siyaseti veya şahısların tutumu, kurumların on yıllara mütecaviz geleneğini bir çırpıda bozamıyor. Hatta zaman zaman rahatsızlığın mahkeme kararlarına yansıdığı, dışarıya taştığı zamanlar da oluyor... Siyasi yargı kararlarının bir diğer veçhesi de toplum üzerinde yarattığı etki… Bu durum da Bahçeli’yi seçim matematiği açısından huzursuz ediyor olabilir. Toplumun kahir ekseriyeti yargı kararlarının ciddiyetine inanmıyor, yargıya güvenmiyor. Demokrasinin hatırlandığı nadir dönemler olan seçim dönemlerinde verilen toplumsal kararların siyasi müdahaleler ile yok sayılması toplumda büyük rahatsızlık yaratıyor. Etik üstünden retorik yaparak CHP’yi hedef alan iktidar unsurları ise düşünerek konuşmalı, zira “çalıyor ama çalışıyorlar” gibi yakın geçmişi hatırlatan anonim saptamaları, siyasi etik yasasına mani olunması gibi gerçekleri toplum unutmuyor.

CHP’ye gelecek olursak; zaten geçmişten geleceğe kontrol altına alınması zor, kaotik bir yapı idi. Partililerin (iktidar etkisi veya korkusu ile olmasının bir önemi yok) birbirlerini gammazlamaları partideki otorite zafiyetini gösteriyor. Parti iktidarda olsaydı, muhtemelen devlet gücüne karşı bu denli cesur olamazlardı. Bir diğer parti içi muarız Kılıçdaroğlu da çıkmış ahlak dersi veriyor, partiyi arındıracağını söylüyor. CHP’yi destekleyen toplum kesiminin ekseriyetinde böyle bir beklenti olmadığı gibi Kılıçdaroğlu’na karşı da bir alerji var. Daha önce yazmıştım, altını çizeyim; halkın teveccühünü kazanmış meşru (seçilmiş) parti yönetimi farklı bir çatı altında da aynı başarıyı elde eder. Bırakınız, Kılıçdaroğlu ömrünün son demlerinde misyonunu yerine getirsin, oyununu oynasın.

Siyasi iktidarın rejim değişikliği sonrasındaki uygulamalarından bir tanesi de üniversitelerin yapılarını değiştirmeye veya kapatmaya yönelik politikalar… Geçtiğimiz hafta Bilgi Üniversitesi’nde yaşananları üzülerek izledik. Karardan vazgeçmeleri olumlu bir gelişme olsa da, özünde iktidarın akademi dünyasına yönelik niyetini değiştirmiyor. Sanmayın ki Bilgi Üniversitesi bir dönem ülkenin entelektüel namusunu, siyasi aklını ve kültürel derinliğini temsil ettiği için karardan vazgeçilmiştir. Karar değişikliğinin sebebi, iktidar ile aynı mahalleden olan etkili insanların karara tepki göstermiş olmalarındandır.

Salt şu hadise bile iktidarın bizi fikren ne kadar küçük bir ülkede, düşünmeye kapalı dar bir alanda yaşatmaya çalıştığının göstergesidir.

Tüm İslam âleminin Kurban Bayramı’nı kutlarım..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Boray Acar Arşivi

Cereyanlar Üstüne…

04/03/2026 07:00

Din elden gider mi?

25/02/2026 07:00