Kılıçdaroğlu şimdi de Fütühatçı mı oldu?

Kılıçdaroğlu CHP’yi alışılagelmiş çizgilerinin dışına çıkarmış bir “Genel Başkan” idi. Özellikle “Liderdi” diyemiyoruz, zira hiçbir zaman o kudrete, etki gücüne ve kapsayıcılığa sahip olamadı. 70’li yılların Ecevit dönemleri gibi kuruluş ayarlarından uzaklaşılan dönemler yaşansa da CHP, tarihi boyunca belli konuları tartışmaya açmaktan kaçınan, devlet politikalarını benimseyen, hatta devletin sahibi gibi davranan bir yapı oldu. Ta ki devlet üstündeki nüfuzunu kaybettiği Kemal Kılıçdaroğlu dönemine kadar…

28 Şubat sicili ile hesaplaşılması ve mağdur olan insanlardan helallik istenmesi, DEMP ve öncülleri ile yapılan açık veya örtülü seçim ittifakları, eski dönemlerde mesafe konan liberal anlayış ile yakınlaşmalar Kılıçdaroğlu’nun politikalarıydı. Bu adımları attıran onun siyasi aklından ziyade iktidara yürüme stratejisinin tezahürleriydi. Sağ siyasetin asırlık zaferlerinden pay almanın sağın siyasi anlayışına ortak olmakla, savunduklarını savunmakla, kısaca siyasi pragmatizmle mümkün olduğunu düşünen Kılıçdaroğlu politikasını buna göre belirledi. Güçlü bir lider profili olmaması, hitabet maluliyeti, politikalarını iyi bir iletişim stratejisi ile desteklememesi gibi etkenler samimiyet testini aşamaması ve toplumda karşılık bulamaması ile sonuçlandı ve defalarca kere kaybetti.

Altılı Masa’nın rüknünde bu siyasi anlayış değişiklikleri olsa da bir mahcubiyet ve dağınıklık söz konusu idi. Kürt siyaseti ile olan yakınlaşmada hiçbir zaman net bir tavır konamadı ortaya. Ve bu belirsizliğin arasına sızan iktidar, tüm gücüyle CHP’nin terör ile iş birliği yaptığı safsatasını yayabildi. Kısmen de olsa inandırıcı oldu ve bu durum seçim sonuçlarını etkiledi. İktidar olmak uğruna AKP artığı partilere verilen sınırsız ödünler de seküler toplum kesimlerinde alerji yarattı. Açıklanan politika belgelerinden toplum bir şey anlamadı, akıllarda kalan şey tüm Erdoğanzedelerin Erdoğan’ı yıkmak için bir araya gelmeleri oldu ki bu da iktidar olmaya yetmedi. Hülasa şahsiyetini kaybetmiş, aktüel tabirle iktidar uğruna tüm tuşlara basmış ve başarısız olmuş bir siyasi girişim olarak akıllarda kaldı.

Başarısızlığın olağanlaşması toplumda da siyasete karşı bir bıkkınlık yarattı. CHP’nin Kılıçdaroğlu sonrasındaki başarısının arkasında AKP iktidarının başarısızlıkları kadar Kılıçdaroğlu’ndan kurtulmuş olmanın etkisi de büyüktür. Başlangıçta değişim sonrası ilk heyecan gibi düşünülse de iktidar zamanla bunun böyle olmadığını kavradı. Zira İmamoğlu kendilerine benzeyen, sağ kökenli ve manevi değerler açısından topluma da samimi görünen bir siyasi figürdü ve iktidar yürüyüşünün başladığı ortadaydı. Bu noktada yargı başta olmak üzere devlet güçleri devreye girdi ve ilk tehlike uzaklaştırıldı. Meselenin İmamoğlu’nun cismi ile sınırlı olmadığı anlaşılınca da “Mutlak Butlan” davası ile kurumsal olarak bitirme stratejisi hayata geçirildi.

Kolay rakip statüsünde olan Kılıçdaroğlu, partinin başına getirildi. Kendisi de eski toplumsal karşılığını ve zorunlu destekçilerini de kaybetmiş olmasına rağmen bıraktığı yerden şaşırtmaya devam etti. Aynen şöyle dedi; “Osmanlı’nın topraklarına bakın. Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada yeniden kendi kişiliğini korumak, geliştirmek zorundadır. Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundayız. Türk Cumhuriyetlerinde de Türkiye olmalı, Osmanlı Coğrafyasında da Türkiye olmalı, Akdeniz Coğrafyasında da Türkiye olmalı…” Keşke bu diskura Kudüs’ü de ekleseydi, İslamcı anlayışın memnuniyetine de oynamış olurdu(!) Bunlar toplum vasatının hayallerini süsleyen idealler olsa da söylem biçimi itibariyle sağ siyasetin jargonunda olan ve rasyonel akılla bağdaşmayan boş ve hamasi sözlerdir.

Bölgesel güç olma idealini farklı şekillerde dile getirebilirsiniz. Bunun için tarihi atıflarda da bulunulabilirsiniz. Ancak; sağ ve özellikle İslamcı siyasete şirin görünmek ve bu yolla kendine bahşedilmiş küçük iktidarınızı korumak adına sözlerinizin merkezine Osmanlıyı koyarak bunu yapıyorsanız geçmiş girişimlerinizin sonuçlarından hiç ders almamışsınız demektir. Ayrıca bunu sizden çok daha iyi yapan ve dış politikada da konjontürel olarak başarılı sayılabilecek bir iktidarın yanında bunu yapıyorsanız kalmayan itibarınızın üstüne mum dikiyorsunuz demektir.

İmamoğlu’nun tutuklanması itibariyle defalarca yazdım yine tekrar edeceğim. Muhalif hareketin başarılı olması için CHP’ye ihtiyacı yoktur. CHP içinde verilecek her mücadele Kılıçdaroğlu’nun gündemde kalmasına, muhalefetin ise kan kaybetmesine sebep olacaktır ki iktidarın istediği tam da budur. Doğru olan; Kılıçdaroğlu’nu (şimdilik) ele geçirilmiş partisi, bahşedilmiş makamı, kendisinden siyasi ikbal bekleyen çevresi ve güdümlü basının desteği ile baş başa bırakmak gibi görünüyor…

Önceki ve Sonraki Yazılar
Boray Acar Arşivi

Küçülen Türkiye…

27/05/2026 07:00

Cereyanlar Üstüne…

04/03/2026 07:00