Bahattin Yücel
Yangın sonrasına odaklanan anlayış
Yaz sezonlarında alışkın olduğumuz haber başlıklarını anımsayın. “Ormanlarımız cayır cayır yanıyor.”
“Yüzlerce hektar orman kül doldu.”
“Yaktıkları ateş yangına neden olan, şu kadar kişi gözaltında.”
Her yaz özellikle Akdeniz ve Güney Ege başta, yurdun yeşil alanlarının çıkacak ilk poyrazı beklercesine, olası bir yangına karşı neredeyse hazır hale getirildiği bir ülkede yaşıyoruz.
Yangın haberlerinin bir süre üst sıralarda kalmaları, ardından kamuoyunun ülkenin kısır gündemine dalıp gitmesi sıradanlaştı. Yayılmasına neden olan, günümüz koşullarını ortadan kaldırmak yerine, yangın sonrasına odaklanan yönetim anlayışı bu yıl da sürdürülüyor.
Gündemde orman alanlarının üstlerinden geçen elektrik hatlarının yer altına alınmaları, bu hatlarda bulunan trafoların periyodik bakımlarının yapılarak, yangına yol açan patlamaları yok.
Yangının yaygınlaştığı başka alanlar da var.
Ekonomi ve bu yıl beklenen sonuçlara ulaşılamayacağı ortaya çıkan; turizm.
Baskılanan kurlarla bir türlü düşürülemeyen enflasyonun, geleneksel söylemle “mutfakta yangına” yol açtığı ortada.
Ne var ki, bu sanal yangın mutfak sınırlarını çoktan aştı. Olumsuzluk orta gelir gurubundaki tatilcilerin sayısını kaçınılmaz olarak etkiledi.
Sezonun en yüksek döneminde başta Güney Ege, tatil yörelerindeki ziyaretçilerin azaldıkları anlaşılıyor.
Orta gelir grubunun alt segmenti günlük geçim kaygıları yaşarken, daha fazla gelire sahip, tüketici kesimi ise kur baskısının etkisiyle pahalılaşan, Türkiye yerine Yunanistan’ı tercih ediyor.
Günümüz ekonomik koşullarında iç talebin sınırlı ölçülerde yurtdışına yönelmesi doğal görülebilir. Ancak pahalılık etkisi ve bizde başarıyla gizlenen (!), bazı haberlerin yurtdışında yayınlanmaları dış talebi de olumsuz etkilemeye başladı.
Kuşkusuz ortada paniğe neden olacak ölçekte bir yangın söz konusu değil. Ancak zamanında önlem alınmazsa, ciddi sorunlar yaşanacağı, gözden uzak tutulmamalı.
Alınacak önlemlerin başında; ziyaretçi sayıları öncelikli sektörel bilgilerin gerçek rakamlarla değerlendirilmesi geliyor. Özellikle küresel turizm hareketlerini etkileyen, son gelişmelerin gerçekçi bakış açılarıyla incelenmeleri ve buna uygun önlemlerin alınması, her zaman olduğundan daha önemli.
Havayolu taşımacılığında payları sürekli artan, “low cost” -ucuz tarifeli- uçak şirketlerinin 2027 programlarından Türkiye’yi çıkarmalarının nedenleri irdelenmeli ve sektör meslek kuruluşlarıyla birlikte ortak çözüm yolları bulunmalı.
Turizmde çalışanların ödemek zorunda oldukları, SGK primleri ile gelir vergisi dilimleri ve işletmelerin borçları analiz edilerek, krize yol açmadan önce oluşturulacak bir fon tarafından geçici süreyle üstlenilmeli.
Son olarak; Türkiye’nin sürekli gerginlikler ve uluslararası hukuka uygun olmayan yöntemlerle yönetildiği izlenimi uyandıracak bir ülke olmayacağı dosta düşmana gösterilmeli.