Bahattin Yücel

Bahattin Yücel

14 Mayıs 1950’den Günümüze

Dün Türkiye’nin siyasal geçmişinde önemli bir tarihsel gelişmenin yıl dönümüydü. Gizli oy, açık sayım yöntemi ile gerçekleşen, genel seçimleri 76 yıl önce muhalefetteki DP kazanarak, iktidara geldi. CHP’nin 1923-1950 arasında 27 yıl süren, tek partili iktidarı bu seçimle sona erdi. Türkiye; 1938-1950 yıllarında İnönü’nün yönetiminde 2.Dünya Savaşı boyunca tarafsız kalmayı başarmıştı. Yaklaşık 8 yıl,1 milyon yurttaşını silah altına alarak, üretimden koparmak zorundaydı. Üstelik önceki savaş yüzünden doğan, tazminat ödeme yükümlülüğünü yerine getirirken, derin yoksullukla da savaşıyordu.

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü seçim sonuçlarını kabul ederek, Çankaya’dan ayrıldı. Seçimden birkaç gün sonra, görevi devretmeden önce yurtdışında bulunan, oğlu Erdal İnönü’ye yazdığı mektuptaki ifadeler, 12 yıl iktidarda kalan Cumhuriyetin 2. adamının içtenliğini gösterir.

Sevgili Erdal’ım,

Seçimi fena nispette kaybettik… Niçin kaybettik? İnsaflı, insafsız bin bir sebebi var. Fakat en başta geleni değişiklik arzusudur. Bu da milletlerin hem masum hem tabii bir arzularıdır. En sıkıntılı zaman, kaybolmuş bir seçimden sonra geçen bir haftadır. Şimdi bu bitti. İki gün sonra yeni cumhurbaşkanı ve hükümet seçilecektir. Saat 18.30’da da ben, yeni cumhurbaşkanını tebrik edeceğim. Bu bir hafta, çok şükür sarsıntısız geçmiştir. Bu seçim, memlekette yeni bir hayat tarzı kurmak için giriştiğimiz teşebbüste ne kadar ciddi ve samimi olduğumuzu ispat etmiştir. Memleket için, hepimiz için şeref olmuştur. Taşıdığınız adla haklı olarak iftihar edeceksiniz. Hep iyiyiz. Gözlerinden öperiz. Sağ ol, var ol, canım Erdal’ım."

İkinci Dünya savaşı birkaç yıl önce bitmişti. Yeni bir Dünya düzeni kuruluyordu. Önceki savaşın tartışmasız galibi İngiltere, yerini ABD’ye bıraktı. Yerküre büyük acılarla dolu bu paylaşım savaşında, yaklaşık 58 milyon insanını kaybetti. Batı ABD liderliğinde kapitalist ekonomi düzenini benimserken, savaşın diğer galibi Sovyetler Birliği, genişleyen etki alanında “sosyalist ekonomi” yöntemlerini hayata geçiriyordu.

İki kutuplu yeni dünya düzeninde; Türkiye 1947 yılında Batı’da konumlanmayı seçti.

Serbest seçimle sürdürülen, ABD başta Batı’nın desteklediği 10 yıl süren çok partili siyasal yaşam, 27 Mayıs 1960 günü bir askeri darbe ile sonlandı.

Sivil siyaset 1965-1971 yılları arasında yeniden güçlendi. Ancak 12 Mart 1971 günü askerlerin Demirel’e verdikleri bir muhtıra ile yeniden kesintiye uğrayacaktı. Ülkenin siyasal tarihindeki ilk ve tek sivil anayasanın değiştirilmesi ve solun tasfiyesiyle geçen, iki yıllık aradan sonra Ecevit’in liderliğindeki CHP; 1973 yılında genel seçimlerden 1. parti çıkmayı başardı.

Seçim kampanyası askeri yönetime karşı ve “demokratik sol” içerikli söylemle yürütüldü. Muhalefette geçen, 23 yıllık süreçte CHP yeniden öndeydi. Yaklaşık 30 yıl sonra CHP bir kez daha iktidara geldi. Ancak uzun sürmedi, 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle Türkiye’de demokrasi bir kez daha rafa kaldırıldı.

Serbest piyasa ekonomisine geçişle sonuçlanan bu dönem; 1983 yılında yapılan seçimleri kazanarak iktidara gelen Turgut Özal ile sürdü. Sovyetler Birliği sarsılıyordu. İran’da Pehlevi ailesini iktidardan indiren, Şia hareketine bağlı Mollalar başa geçmişlerdi.

Askeri darbeyle Batı saflarındaki yeri sağlamlaştırılan, Türkiye’de Özal liderliğindeki ANAP 1983-1989 yılları arasında gücünü korudu. Ancak 1989 yerel seçimleriyle başlayan gerileme süreci 1991 yılına kadar sürdü.

Türkiye’nin kayıp yılları olarak adlandırılacak, 1990-2000 arasındaki 10 yılın sonunda, tek başına iktidara gelen AKP’nin, 50 yıl önceki DP’nin uygulamalarını andıran bir çizgiyi izlediği öne sürülebilir.

Özellikle silahlı kuvvetlerin 27 Mayıs 1960 yılında başlayan, siyaset üzerindeki ağırlığına son verişi ve 1923-1950 yılları arasında uygulanan, “Tek Adam” temelli Başkanlık sisteminin benzerini hayata geçirmesi benzerliklere örnek sayılabilir. Türkiye’nin siyasal geçmişine bakıldığında serbest seçimle işbaşında en uzun süreyle kalan AKP, çeyrek yüzyıla yaklaşan iktidarında güçlükler yaşamaya başladı. Ekonomideki başarısızlığı, kayırmacı ve köklü sermaye transferleriyle belirginleşti. AKP’nin tutumuna karşı seçmen 2023 yılında yerel seçimlerde CHP’yi bir kez daha 1. parti konumuna getirdi.

Çıkışı CHP başta diğer partilerden transfer ve muhalefet üzerinde seçmeni caydırıcı baskı kurma amacında olduğu izlenimi veren, bu sürecin en belirgin yanı, muhalefetin yönetimindeki belediyelerin yolsuzlukla suçlanmaları.

Bu durumda; CHP savunma yerine atağa geçerek, yakındıkları bu düzeni nasıl değiştirmeyi düşündüklerini seçmene somut girişimlerle anlatmalı. İlk adımda; CHP’nin TBMM grup başkanları bir Meclis Araştırması isteyebilirler. Önerge ile büyükşehirlerden başlayarak, son 25 yıl içinde belediye meclisleri ve Ankara onaylı imar planı değişikliklerini, arttırılan inşaat alanlarının yüzölçümlerini ve yararlanan kişi ve kuruluşların, parasal hareketlerinin incelenmesi kamuoyunda karşılık bulacaktır.

Bu süreçte değişikliğe izin veren üyeler ile belediye başkanlarının, yakın akrabalarının, mal varlıklarındaki artışların, kamuoyunda tartışmaya açılması, iktidarın elindeki gücü zayıflatacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Bahattin Yücel Arşivi

Dindar ve Kindar

17/04/2026 09:19

Yeni Dünya Düzeni

09/01/2026 07:00