Bahattin Yücel
Kamuoyu Araştırmaları
Ekonomideki olumsuzluklar kamuoyunda giderek artan tepkilere yol açıyor. İktidarın bu zor süreçte Merkez Bankası, elindeki maliyeti yüksek rezervlere güvendiği anlaşılıyor. Ekonomi politikasının temeli günü kurtarma odaklı. İç talebin kısılmasıyla enflasyonun düşürülmesi hedefleniyor. Baskılanan kurlar yüzünden, ihracat durma noktasında.
Türkiye’de satılan yiyecek başta ürünlerin fiyatları, GSMH daha yüksek ülkelerden pahalı. AKP-MHP İktidarı, ezici çoğunluğu kentlerde yaşayan, emeklilere yoksulluk düzeyi altında maaşların ödenmesinden taviz vermiyor.
Asgari ücretle geçinmek zorunda bırakılan, emekçilerin günlük ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandıkları, ev kiralarının aşırı yükseldiği bu ortamda, geçtiğimiz yıl rekor sayıda -1.3 milyon- birinci el araç satılması, ilk bakışta çelişkili gibi görünüyor.
Yanıltıcı bu canlılığın yastık altı altınlardan kaynaklandığı söyleniyor. 600 milyar doları aştığı söylenen altınların, uluslararası piyasalarda dolar cinsinden şaşırtıcı yükselişi, otomotiv satışlarının artışının nedeni olabilir. Oysa sınırlı bir kesimin tasarruflarını güvence altına almaları, pazarda geç saatlere kadar sebze meyve ihtiyaçlarını karşılamak için bekleşen, dar gelirlilerin sorunlarını çözmüyor.
Ekonomideki çıkmazın, seçmenlere yansıdığı gözlemleniyor. Eğilim araştırmalarında çıkan, AKP-MHP ortaklığının oy oranları, Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’nin halk desteğinin azaldığını gösteriyor.
Kamuoyunda AKP ile birinci parti konumundaki CHP’nin oy oranlarının yakınlığı tartışılıyor. Araştırmaların ağırlıkla telefon ile yürütülmesi, yakın sonuçların ardındaki neden olabilir.
Son yıllarda iktidarın muhalefet üzerindeki baskıları ve medya iletişimi, muhalif seçmeni gerçek kanaatini belirlemekten alıkoyuyor. Başka bir neden ise kendilerini muhafazakar ve merkezin sağında konumlayan seçmenlerin CHP’ye oy vermekte zorlanmaları olabilir.
Son genel seçimlerde CHP ile seçim ittifakı kuran bazı partilerin sözcülerinin sırayla CHP’nin geçmişini eleştiren söylemlerini bu açıdan yorumlamak gerekiyor. AKP’ye gitme olasılığı giderek azalan siyasal çizgilerini, seçmenin CHP karşıtı demeçlerle etkilenmesi olasılığı üzerine kurguladıkları anlaşılıyor. Ancak bu yaklaşımın seçim ortamında barajı aşma şansı getirme olasılığı düşük.
Başka bir olasılık; iktidarın aşırı yıprandığı günümüz siyasal ortamında, Babacan ve Davutoğlu’nun önceki seçimlerde CHP ile yaptıklarına benzeyen yeni bir ittifakı bu kez AKP ile hayata geçirmeyi denemeleri. Benzer tavırlar; baraj çizgisinin altında seyreden, MHP’nin oylarını alma isteğini artık gizlemeyen İYİ Parti’de de seziliyor.
Zafer Partisi’nin söylemleri de aynı çizgide. İktidar ortaklarının Kürt politikasındaki tutumunu geçmişi anımsatan sloganlarla eleştirerek milliyetçi oylara yöneliyorlar. “Anahtar Parti” de bu gelişmelerin dışında kalmamaya özen gösteriyor.
CHP dışındaki muhalefetin Türkiye’de sorunları çözecek, toplumsal refahı yükseltecek ve dünyadaki siyasal gelişmeler karşısında, ülkenin geleceğini güven altına alacak nitelikte programlarının olduğunu, en azından bu aşamada söylemek hayli güç.
Çözüm süreci başlığı altında AKP-MHP ortaklığı ile yakınlaşan DEM’in siyasal etkinliği de izleyeceği yöne bağlı görünüyor.
CHP yönetimi, siyasetin yeni ittifaklara yönelme olasılığı karşısında seçimlere kadar AKP-MHP ortaklığının baskıları arttıracağı bir döneme de hazır olmalı.