Bahattin Yücel

Bahattin Yücel

Ayrılıkçı Kürt siyasal hareketinin İran’a ilişkin tutumu

Almanya’da faşizmin yükseliş sürecinde, Hitler rejiminin giderek ağırlaşan baskılarını anlatan, bir din adamının özeleştirisi çarpıcı bir örnektir.

Rahip Niemöller, Nazileri iktidarlarının ilk yıllarında alkışlar. Almanya’nın 1. Dünya Savaşı yenilgisinin yarattığı, toplumsal yıkımın etkisindedir. Savaş tazminatları ve insan gücü kaybı ile süper enflasyonun ancak otoriter rejimle aşılacağına inanır. Hitler döneminde Nazilerin yaptıklarını somut örneklerle açıklar. “İlkin komünistleri almaya geldiler, sessiz kaldım. Komünizme karşıydım. Sonra sosyal demokratları götürdüler. Sesimi çıkarmadım; çünkü sosyal demokrat değildim. Sendikacıları aldılar, sesimi çıkarmadım, sendikacı değildim. Sıra Yahudileri almaya gelmişti, Yahudi de değildim, itiraz etmedim. Sonunda beni de almaya geldiler. Artık beni savunacak kimse yoktu.”

Almanya dünyanın siyasal dengelerini değiştiren, 2. Dünya Savaşı’nın ardından kısa sürede toparlandı. Ancak Nazilerin insanlık dışı politikalarının sonuçları unutulmadı. Sosyal demokratların savaş öncesinde Nazilere karşı gereken tavrı almayışları yıllarca tartışıldı. Hitlerin seçimlerde parlamentoda tek başına iktidar için yeterli çoğunluğu sağlayamayışı karşısında pasif kalmaları, salt Almanya’ya değil insanlığa ağır bedeller ödetti.

Uzun yıllar sonra ABD Başkanı Trump’ın çizdiği, yeni yörüngede kalmakta ısrar eden Almanya’nın Sosyal Demokrat Partili -SPD- Başbakanının, büyük savaş öncesinde partisinin tutumunu günümüzde de benimsediği ortaya çıkıyor.

Çin’in; üretim kapasitesinin artışı ve teknolojik gelişimi ile giderek büyüyen, uluslararası pazardaki payının, Alman Sosyal Demokratlarını hayli korkuttuğu anlaşılıyor.

Almanya birkaç yıl önce İngiltere bağlantılı bir operasyon ile havaya uçurulan, Kuzey Akımı boru hatları yüzünden pahalı ABD doğal gazına bağımlı hale geldi. Bu süreçte kapsamlı bir askeri operasyon ile İran’a saldırılmasına destek vermesini anlamak güç.

Aslında oyun çok karmaşık değil.

Çin’in üretim kapasitesi ve iç pazar büyüklüğünün, bu ülkeye bir süre sonra uluslararası pazarlarda önlenemeyecek ölçülerde rekabet üstünlüğü sağlaması, önlenmek isteniyor. Bir yandan enerji ihtiyacını karşıladığı Venezuela ve İran’a askeri saldırlar yapılıyor. Öte yandan dünya ham petrol ve doğal gaz üretiminin yüzde yirmisini aşan, bölümünün geçiş yolu; Hürmüz Boğaz’ının kapanmasına yol açılıyor.

Eş zamanlı olarak Hindistan’ın Çin’e karşı ABD-İsrail yanlısı iktidarların yönettiği, yeni bir üretim üssü olması tasarlanıyor. Güney Hindistan’dan Katar- Suudi Arabistan Çölü üzerinden Gazze’ye çıkacak, “Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru” -IMEC- kısa sürede hayata geçirilmeye çalışılıyor.

İsrail-ABD hava kuvvetlerinin İran’a saldırısından birkaç gün önce, Hindistan Başbakanı Modi ile İsrail Başbakanı Netanyahu’nun bir araya gelmelerini, bu açıdan değerlendirmek gerekiyor.

İlk aşaması on binlerce Filistinli sivil ve masum çocukların hayatlarına mal olan IMEC’ in 2. aşaması İran’da da sivil hedeflere saldırıyla başladı. Çok acı bir rastlantıyla hedef bu kez de çocuklardı. İran’da halk desteği kalmadığı varsayımıyla Hamaney ve askeri komuta kademesinin baskınla ortadan kaldırılmasının amaçlandığı anlaşılıyor. ABD-İsrail ikilisinin beklentileri, üst yönetimin yok edilmesiyle İran’da Molla rejiminin çöküşü olmalı. Ancak savaşın 6. gününde özellikle dünya kamuoyu ve ABD’de başlayan protestolar, beklentilerin boşa çıkabileceği izlenimi veriyor.

AB içinde sadece İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in söylemleri, ABD Başkanı Trump’ın saldırgan tutumu ve İsrail’in masumiyet ardına başarıyla sakladığı acımasızlığını dünya kamuoyunun gündemine getirdi.

Türkiye’yi de İran’a karşı ABD-İsrail ikilisinin yanında konumlandırmak amacıyla çabalar harcandığı seziliyor. Kaynağı belirsiz füze saldırıları ile komplo teorilerini gerçekleyecek girişimler gözlerden kaçmıyor. Bu aşamada meşruiyetini ABD Başkanından aldığı bu ülkenin Büyükelçisi aracılığıyla dile getirilen, iktidarın tutumunu “sessizlik” olarak nitelemek mümkün.

Tutumunu yüksek sesle dile getirmeyen CHP’nin Genel Başkan Özgür Özel’in son açıklaması ana muhalefetin önümüzdeki döneme ilişkin dış politika çizgisini netleştirdi. Özel’in “Kahrolsun Amerikan Emperyalizmi” söylemi, 1969 yılında İstanbul Dolmabahçe’de yaşananları anımsatıyor. ABD 6.Filosunu protesto eden gençlere tepkilerini namaz kılarak gösterenlerin, günümüzdeki siyasal çizgilerini düşündürücü.

Yaşadığımız süreçte henüz kamuoyunda yeterince tartışılmayan, bir başka gelişme DEM Parti ile yürütülüyor. Amacı Türkiye’ye barış getirmek olarak açıklanan, uzun isimli bir komisyonun çalışmaları ile İran’daki gelişmeler arasında ilişki kurulacak nitelikte henüz resmi bir açıklama yapılmadı.

Trump’ın telefon görüşmelerinin ertesinde, Erbil’deki ABD üssünün bombalanması karşısında, ayrılıkçı Kürt siyasal hareketinin İran’a ilişkin tutumu Türkiye’de siyasal gündemin üst sıralarına gelebilir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Bahattin Yücel Arşivi

Yeni Dünya Düzeni

09/01/2026 07:00

Turizm

26 Aralık 2025 Cuma 07:00

İstanbul’un hal-i pür melali

12 Aralık 2025 Cuma 01:52

Ayasofya'daki onarım

26 Kasım 2025 Çarşamba 07:00

İBB iddianamesi ve Ahmet Özer’in tahliyesi

12 Kasım 2025 Çarşamba 07:00

Yaşasın Cumhuriyet

29 Ekim 2025 Çarşamba 07:00

Orta Doğu ve majestelerinin muhalefeti

16 Ekim 2025 Perşembe 07:00