Bahattin Yücel
Darağacında üç fidan
Tarihçiler uygarlığın gelişimini bir sıralama ile açıklarlar. Onlara göre uygarlık, yazının bulunmasıyla kayda geçtiği ilk topraklarda; Mezopotamya’dan başlar. Mısır, Girit, Batı Anadolu, Antik Yunan ve Roma ile günümüze ulaşır.
Bu uzun süreçte farklı inanışları benimseyen, toplumlarda birbirine çok benzeyen efsanelere inanılır. Örneğin; günümüzde Irak’ın sınırları içinde yer alan, “Ur” kentinde üç bin yıl önce başlayan, Tammuzi (temmuz) etkinliklerinde, kışın bitişini ve baharı simgeleyen törenler yapılırdı. Benzerlerine eski Dünya coğrafyasında rastlanan bu kutlamaların özü, doğanın canlanması ve bolluktu.
Her yıl 5 Mayıs'ı 6 Mayıs'a bağlayan gecenin yarısında; karada başı sıkışanların yardımına koşan, yeşili ve doğayı simgeleyen Hızır Peygamber ile denizlerin egemeni İlyas Peygamberin buluştuklarına inanılırdı.
Pagan döneminden günümüze kadar süren bir geleneği simgeleyen, buluşma sırasında gece yarısı dileklerin gerçekleşeceğine inanılırdı. Onlara göre; “Hıdırellez Günü” ab-ı hayat içenler ölümsüzlüğe ulaşacaklardı.
Türkiye’de Hıdırellez 6 Mayıs 1972 günü sevincin ve umutların yeşerdiği değil onlarca yıl sürecek, unutulmaz bir acının yıldönümü oldu. Henüz Hızır ile İlyas Peygamberin buluşmaları onuruna gerçekleştirilecek etkinlikler başlamamıştı.
Doğanın canlandığı, bolluk ve bereketin simgesi olduğuna inanılan, “Hıdırellez’de” Ankara Ulucanlar Cezaevinde; Nihat Behram’ın unutulmaz kitabına adlarını veren, “Üç Fidanın” canlarına kıyıldı.
Askeri yönetimin iktidardan uzaklaştırdığı, AP ve muhalefetteki CHP’nin “Göbekçileri” TBMM’de bu kararı onayladılar. İçlerinden birisi iki elini kaldırarak oy vermişti. Ve çok değil 8 yıl sonra bir kez daha askeri darbe ile iktidardan uzaklaştırılacak ve soluğu Zincirbozan’da alacaklardı.
Deniz Gezmiş ile aynı yıl İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine başlamıştık. Hüseyin İnan Kayseri Lisesinden sınıf hatta sıra arkadaşımdı.
6 Mayıs 1972 günü sabahı Yenikapı’dan Taksim’e gidecek otobüsü beklerken, Hürriyet gazetesinin manşetini gördüm. “İDAM EDİLDİLER”. Son dakikaya kadar umutlanmıştık. Ama korktuğumuz başımıza gelmişti.
1968 yılında Fransa’da başlayan ve Avrupa’yı hızla saran değişim isteğinin etkisindeydik. Çok değil birkaç yıl önce yürürlüğe giren 1961 Anayasasının getirdiği özgürlük ve demokrasi ortamında, Türkiye’nin bağımsızlığını savunuyor, geri kalmışlıktan çıkış yolları arıyorduk. ABD Emperyalizmine karşıydık. Kalkınmış bir ülkede; “Tam Bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye’de” özgürce düşünmek ve yaşamak istiyorduk.
Olmadı. Bir yıl önce iktidara el koyan cuntanın lideri Tağmaç; 1961 Anayasası ile sağlanan, hak ve özgürlüklerin Türk toplumu için fazla olduğu kanısındaydı..
Aradan geçen bunca yılda, Tağmaç’ı hatırlayan ya da mezarına gidip ziyaret edenler kaç kişidir, bilmiyorum. Ama Üç Fidan ve idamın ardından yanında yatmayı vasiyet ettikleri Taylan Özgür 54 yıl boyunca hiç unutulmadılar.