Bahattin Yücel
Yeni Dünya Düzeni
Kural dışı davranışlar, küreselleşme sürecinde hızla kurumsallaştı. Kayıt dışı ekonomi, uluslararası kara para trafiğini hızlandırıyor. Yoksulluk kaynaklı kaygılar, kitleleri etkilerken, uluslararası ilişkilerin sağlıklı değerlendirilmelerini engelliyor. Genel geçerli kurallar; süreç içinde güçlü olanların sınırlamaları yüzünden, kuralsızlığın egemen olduğu “Yeni Dünya Düzenine” teslim oldular.
Dünya ekonomisini bir süredir bozulan, gelir dağılımı ve sayısal teknolojiden alabildiğine yararlanan, dar bir kesim yönlendiriyor. Çok değil çeyrek yüzyıl öncesinde, 21.Yüzyıla girilirken, refah toplumuna bir adım kaldığını öne sürenlerin, son gelişmeler karşısında sesleri çıkmıyor.
Küresel yıllık üretim kapasitesi 350 trilyon doları aşan, ülke borçlarının geri ödemesinin çok uzun süre alacağını gösteriyor. Üretmek yerine parasal operasyonlarla kazanmayı önceleyen, uluslararası sermaye bu sorunun çözümünü; büyük olasılıkla yeni nesil savaş ekonomisini kurgulamakta görüyor.
Sınırlı enerji kaynakları, gelişen yeni teknolojinin nadir metallere artan gereksinimi yanında, dünya ticaret yollarının denetiminin ele geçirilmesi çabaları, uluslararası kamuoyuna farklı senaryolarla sunuluyor. Dünya kamuoyunu; demokrasi, insan hakları, özgürlük söylemlerine dayalı algı yönetimi ile oyalayan, diplomatik süreçlerin çok geride kaldıkları anlaşılıyor.
Nadir metaller ve enerji kaynaklarından yararlanmak zorunda olan, Çin’in üretime dayalı büyümesi ve yılda “trilyon” dolara yaklaşan dış ticaret fazlasından ürken, ABD’nin korkulu rüyası oldu diyebiliriz. Maduro ’nun kaçırılması, rüyanın bir korku filmi senaryosunu andıran uygulamasının hayata geçirildiğini gösteriyor.
Son dönemde Netanyahu iktidarındaki İsrail’in; Hamas saldırısının ardından, Gazze’yi işgali, Suriye’ye ait Golan ’ı resmen ilhak ettiğini açıklaması, oyun planındaki köklü değişikliğin bir başka göstergesiydi: Çin’in güney rotasını kullanarak, Batıya kolayca ulaşımını ticaret yollarını ele geçirerek denetim altına almak.
Rusya’nın bir gecede Suriye’de Baas rejimine verdiği desteği çekmesiyle, güçlü devletlerin yeni egemenlik alanlarını belirlendiklerini gösteriyor. Ortadoğu’nun oyun kurucusunun bu koşullarda ABD destekli İsrail olması şaşırtıcı değil.
Son gelişmeler; Sovyetler Birliğinin 1960’lı yıllarda; 1967 Arap-İsrail Savaşının ardından, Bölgede oyun kuruculuğu girişimleri, 1973 savaşı, Türkiye’nin Kıbrıs’a anlaşmalardan doğan haklarını kullanarak 1974 yılından gerçekleştirdiği Kıbrıs Barış Harekatı süreçlerinin, 1990 yılındaki Körfez savaşıyla oluşan, geçici dengelerin gerilerde kaldığını gösteriyor
Planın Ortadoğu dahil Bölgeye ilişkin başka bölümleri de olmalı. Örneğin İsrail-Azerbaycan iş birliğinin doğal sonucu olarak, Ermenistan’ın ihtiyatlı katılımı ile sıranın İran’a geleceğini var saymak gibi.
ABD salt bu bölge ile değil kendi arka bahçesi sayılan Güney Amerika ülkelerinde de hayli etkin. Arjantin’de iktidara desteğini sürdürürken, Şili ‘de Amerika yanlısı yeni iktidara verdiği açık destek, Bölgenin tek oyun kurucusu olma kararlılığını gösteriyor.
Gelişmeler baş döndürücü bir hızla yaşanıyor. BM üyesi egemen bir devlet olan Venezuela devlet başkanı, ülkesinin başkentindeki konutundan askeri operasyonla kaçırılarak, ABD’ye götürülüyor. Bu süreçte demokrasi ve insan hakları savunuculuğunu kimselere bırakmayan, AB ülkelerinde -İspanya dışında- kayda değer tepki göstermediler.
Kaçırma eylemine neden olarak; Venezuela yönetiminin ABD’ye uyuşturucu sokmasını göstermek yeterli olamaz. ABD’nin Çin’in önemli tedarikçileri arasında bulunan, bu ülkenin petrol üretimini ele geçirmesi, demokrasi kurallarına uymadığı öne sürülen dikta rejimini devirmekle açıklanamaz. Nadir metaller ve dünya ticaret yollarını kullanarak, üretim kapasitesi ile başta ABD olmak üzere uluslararası sermayeyi çıkmaza sokma eğilimi, bu işgalin temel nedeni olmaya aday.
Uluslararası hukuk kuralları, BM’de temsil edilen ülkelerin egemenlik hakları gibi kavramlar terk ediliyor. Maduro ’nun kaçırılmasının ardından, BM’ in harekete geçmesi gerektiğini savunanlara, ABD üst düzey yetkilisinin cevabı ilginç. “BM, 2.Dünya Savaşı sonrasının koşullarında ortaya çıkan bir kuruluş. Küçük ülkelerin temsilcilerinin boş konuşmaları dışında hiçbir işlevi kalmadı.” Savaş sonrası oluşan iki kutuplu dünya düzeninde, Sovyetler Birliği'nin çöküşü ile başlayan ekonomi-politik deprem ve Çin’in hızlı büyüyen ekonomisi yeni bir paylaşım savaşı varsayımlarını güçlendirecek mi? Yaşayarak göreceğiz.