İ. Bülent Çelik
İki Kılıçdaroğlu karikatürü
Birinci karikatür, yıllar önce Kılıçdaroğlu ile ilgili çizdiğim ilk karikatür.
2008 yılının Aralık ayı…
…
Halk arasında adı ‘Dosyacı’ya çıkan Kılıçdaroğlu’nun fırtına gibi estiği, koltuğunun altında bir dosya, televizyon programlarında, karşısına çıkan iktidar mensuplarını hallaç pamuğu gibi attığı günler.
…
Öyle ki, AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli’yi, Gümrük Bakanı Mir Dengir Fırat’ı koltuklarından etmiş, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’i televizyonda muma çevirmiş, ardından bu başarılı dosya performansı, ona İBB başkan adaylığının kapısını açmış.
…
Uğur Dündar’ın yönettiği ve Melih Gökçek ile Kılıçdaroğlu’nun karşı karşıya geldiği tv tartışmasının ardından Vatan Gazetesinde, Mustafa Mutlu'nun yazdığı, benim çizdiğim köşede bu karikatürü yayınlamışım.
Yani Kılıçdaroğlu'nun, karikatürcülerin kalemi ile ilk tanıştığı zamanlar…

Öyle ya, yüzlerce siyasetçi var. Siyaset çizen bir karikatürcü, lider dışındaki siyasetçileri ya rüzgarı yakaladıklarında ya da fırtınaya yakalandıklarında çizer.
Ne demek istiyorum?
Bir anekdotu araya sıkıştırarak açayım. Geçmiş yılların önemli siyasi figürlerinden ve o sıra ANAP'ın genel başkanı olarak, Meclis grubunu oluşturma matematiği ile cebelleşen Erkan Mumcu, yaşadığı durumu “ti"ye alan bir karikatür yaptığım halde beni arayıp bizzat teşekkür etmişti, hatta ‘beni çizmeye devam etmeni diliyorum’ demişti. Şaşkınlığımı anlayınca, “Bir siyasi kişi, ancak bir karikatüristin fırçasına malzeme olduğunda halk nezdinde tescillenmiş bir figür aşamasına terfi etmiş sayılır” gibi felsefi ve veciz bir cümle kurmuştu.
…
Siyasete girdiği 2002 seçimlerinden bu yana Kılıçdaroğlu’nun medyada kaç karikatürü çizildi bilmiyorum ama benim çizdiğim ilk karikatürüydü bu…
Gazete dışındaydım, telefonum çaldı. Yazı işlerinden arıyorlar; “Bülent abi, Kemal Kılıçdaroğlu burada, seninle tanışmak, bugün yayınlanan karikatürünü imzalı olarak almak istiyor.” Biraz uzaktayım. Gelmem uzun sürer. Kendisini bekletmiş olmayayım. Siz sekreterinin adresini alın, ben yarın karikatürü imzalayıp gönderirim, dedim.
…
Karikatürcü işi icabı muhaliftir.
E, Kılıçdaroğlu da muhalif. Aynı cephedeyiz yani. Müttefikiz.
Ertesi gün biraz da “gubararak” imzalayıp karikatürü bizzat kargoya verdim. Belki hala arşivindedir…
…
Aradan yıllar geçti.
Hep bildiğiniz muhalif yıllar…
Bu süre boyunca onlarca Kılıçdaroğlu karikatürü çizdim, Kılıçdaroğlu yazısı yazdım. Ama çok azı onu eleştiren yazı ve çizilerdi. Neredeyse hepsi onu destekler nitelikteydi.
Ne de olsa müttefiktik! O da, biz de görev icabı muhaliftik. Aynı cephedeydik!
…
Derken yıllar sonra ‘Mutlak Butlan’ ilanı sonrası bu ikinci karikatürü çizdim.
“Siyaset Kabristanı”ndan ısrarla çıkıp duran ve artık müttefik olmayan bir Kılıçdaroğlu.
Bir siyaset duayeni olmak varken anlaşılmaz bir “hazım sorunu” ile sahneye yapışan, inmek istemeyen bir Kılıçdaroğlu.
13 kere yenilmişliğine ve yaşına hiç takılmıyorum. -zira tarihte böyle durumda olup da başarılı olmuş örnekler var- ama halk katında, parti nezdinde hiç karşılığı kalmamış ve kendini ısrarla nefret objesi haline taşımış bir Kılıçdaroğlu…

Bu karikatürü çizdikten sonra ne yalan söyleyeyim, derin bir üzüntü içinde uzun süre karikatüre baktım.
Karikatürcü öyle ‘objektif’ öyle ‘tarafsız’ öyle ‘dengeli’ kulvarlarda yürümez.
Karikatürcü bildiğin muhaliftir. Güce muhalefet eder. Güç sağ ise sağa, sol ise sola!.. Polis ise polise, asker ise askere…
…
Ezcümle, muhalif saflarda yıllarca beraber olduğumuz bir müttefikin, güce karşı aynı kaldırımda yürüdüğümüzü sandığımız bir isyankarın, yıllarca bizi karşı olduğuna bir şekilde ikna ettiği iktidar cephesine doğru sert savruluşunu hüzünle izledim.
Onu böyle fırtınaya yakalanmış bir siyasetçi olarak çizeceğimi rüyamda görsem inanmazdım.
Bu yazıyı okuyacağını biliyorum!
…
İnsan bunu kendisine niye yapar ki?