Mutlu Hesapçı
Fark edilmek için bazen bir adım yeter
Hangi meslekten olursanız olun, bir atölyeye katılmak ya da farklı bir alanda eğitim almak insana terapi gibi gelir. İçinizdeki yaratıcılığı ortaya çıkarmak ise motivasyonu yükselten ve heyecanlandıran bir duygudur. Herkesi heyecanlandıran alanlardan biri de sinema ve oyunculuk. Elbette sanatın diğer dalları da buna dahil. Benim bugün heyecanla duyurmak istediğim atölye ise oyunculuk, yönetmenlik, yapımcılık ve sinema üretim süreçlerine ilgi duyan herkese açık bir program. Talent Studio: Simulation Program, alanında saygı duyulan ve başarılı isimlerin eğitmenliğinde gerçekleşiyor. İşin profesyonelleriyle tanışmak ve onlardan eğitim almak gerçekten bulunmaz bir fırsat.
Sektörün önemli isimleriyle buluşma fırsatı
Kadrodaki isimler ise oldukça dikkat çekici: Oscar Akademi üyesi yapımcı Zeynep Atakan, ödüllü oyuncu Gizem Erman Soysaldı, profesyonel oyuncu koçu Umut Kırcalı ve “Gitmek”, “Sesime Gel”, “İçerdekiler” filmleri ile son olarak Kadir İnanır belgeseliyle ses getiren ödüllü yönetmen Hüseyin Karabey.

Bir atölyeden daha fazlası
19-20-21 Haziran tarihlerinde Beyoğlu Atlas Sineması’nda gerçekleşecek atölye, katılımcılarını bekliyor. Kontenjan sınırlı olduğu için kaçırmamanızı tavsiye ederim. Böyle bir kadroyu her zaman bir arada bulmak ve onlardan eğitim almak, kendiniz için yapacağınız en değerli yatırımlardan biri olabilir. Ben bunu kendi deneyimimden biliyorum. Geçmiş yıllarda Zeynep Atakan’ın Yapımcılık Atölyesi’ne katılmıştım ve benim için unutulmaz bir deneyim olmuştu.
Atölyenin dikkat çeken konuk katılımcılarından biri de başarılı cast direktörü Selim Bahar. Dizi ve sinema dünyasında oyuncu seçimleriyle güçlü kadrolara imza atan deneyimli isim, katılımcılarla deneyimlerini paylaşacak ve deneme çekimleri üzerine uygulamalı bilgiler verecek.

Kamera önünden set arkasına
Program boyunca katılımcılar; kamera önü oyunculuğundan deneme çekimi tekniklerine, sahne partnerliğinden set disiplinine ve profesyonel çekim süreçlerine kadar sinema sektörünün farklı aşamalarını deneyimleyebilecekler. Süreç bununla da sınırlı kalmayacak; deneme çekimleriyle başlayıp profesyonel bir sinema setinde gerçekleştirilecek sahne çekimleriyle tamamlanacak. Atölye sonunda katılımcıların performansları ses, renk ve kurgu işlemlerinden geçirilerek profesyonel demo reel formatında hazırlanacak.

Sektörün kapıları nasıl aralanır?
Belki profesyonel olarak bu sektörde yer almak istiyorsunuz, belki de sadece içinizdeki merakı beslemek... Sebebiniz ne olursa olsun, sanatın üretim tarafına dokunmak insana bambaşka bir pencere açıyor. Özellikle oyunculuk, yönetmenlik ya da yapımcılık alanında kendine yer açmaya çalışan, yeteneği olmasına rağmen henüz fark edilmediğini düşünen pek çok genç için bu tür atölyeler önemli fırsatlar sunuyor. Çünkü bazen bir kariyer yolculuğu tek bir tanışmayla, tek bir eğitimle ya da doğru kişinin sizi fark etmesiyle yön değiştirebiliyor. Bazen bir atölye yalnızca yeni bilgiler öğrenmek değil; yeni insanlarla tanışmak, cesaret kazanmak ve kendinizde hiç fark etmediğiniz yönleri keşfetmek anlamına geliyor. Eğer sinemaya dair içinizde küçücük de olsa bir heyecan varsa, bu fırsata bir göz atın derim. Kim bilir, belki de sizi bekleyen yeni hikâye tam burada başlıyordur.

BAZEN BİR HİKÂYE ŞARKIYLA BAŞLAR
Her etkinlikte onunla karşılaşmayı isterim. Çünkü her karşılaşma biraz renklenir; sohbetimiz bir hikâyeye, bir şarkıya ya da bir filme dönüşür. Bazı insanlar vardır, bulundukları ortamın ruhunu değiştirir. Ruhu naif, duygusal ve yaratıcı olunca ürettiği işler de başka bir yere dokunur. Suat Kavukluoğlu da benim için böyle isimlerden biri.
Gazeteci Suat Kavukluoğlu'ndan şarkılı kitap: “Son Güzel İstanbul”
Yıllardır kültür-sanat dünyasının içinde üretim yapan gazeteci, editör ve programcı Suat Kavukluoğlu, uzun zamandır hayata geçirmesini beklediğim projelerinden biri için ilk adımı attı. “Gece Gündüz”, “Söz ve Müzik” ve “B Yüzü Şarkıları” programlarıyla tanınan Kavukluoğlu, ilk romanı “Son Güzel İstanbul” için yazdığı şarkıları yapay zekâ desteğiyle dinleyiciyle buluşturdu. Açıkçası romandan önce şarkılarla buluşmak oldukça yaratıcı bir fikir. Biz romanı beklerken, hikâyenin atmosferinde şarkılar eşliğinde dolaşmaya başlıyoruz.

Şarkılar bir romanın parçası
Henüz okurla buluşmamış bir romanın içinden doğan şarkılar, bu kez projenin çıkış noktası olmuş. “Son Güzel İstanbul”un soundtrack albümü, dinleyiciyi kitabın dünyasına davet eden ilk kapı niteliğinde. Albümde yer alan “Fotoğraf”, “Benim İçin Bana Gel” ve “Sonsuz Denizlerde” yalnızca birer şarkı değil; yakında yayımlanacak romanın karakterlerine, duygularına ve hikâyesine açılan ipuçları sunuyor.
Üstelik bu şarkı sözlerinde insan kendinden de bir şeyler buluyor.
Fotoğraf: “Kendi içimde çoktan kaybolmuşken, bir türlü kaybolamadım fotoğraftan…”
Sonsuz Denizlerde: “Anladım yorulmuşsun, kalbini kırmışlar, kesip hayat damarlarını seni aşksız bırakmışlar…”
Benim İçin Bana Gel: “Durduğun yerde durmuyordun, bir görünüp kayboluyordun. Ateş böceği gibi peşinde pervane, ben uçtukça sen saklanıyordun…”
Şarkıları dinledikçe sözlerin içinde kayboluyor, daha ilk cümlelerden itibaren hikâyenin duygusuna kapılıyorsunuz.
Güçlü iş birliği: Fuad
Sözleri Suat Kavukluoğlu tarafından yazılan şarkılar, Türkiye’de Ajda Pekkan, MFÖ, Murathan Mungan ve Nükhet Duru gibi önemli isimlerle yaptığı çalışmalarla tanınan Türk asıllı Amerikalı müzisyen Fuad’ın imzasını taşıyor.

Yeni nesil üretim: Yapay zekâ destekli müzik
Pandemi döneminde yazılıp bestelenen şarkılar, uzun bir orkestrasyon sürecinin ardından hayata geçirildi. Projede düzenlemelere yapılan son dokunuşlar ve vokal kayıtları, yapay zekâ desteğiyle tamamlanarak geleneksel müzik üretimi ile yeni teknolojiler bir araya getirildi
Bir hikâye başlıyor… Devamı kitapta
“Son Güzel İstanbul”, genç bir gazeteci ile arkadaşlarının, bir döneme iz bırakan şarkıcı Alev’le yollarının kesişmesini ve müzikle örülü bir yolculuğu anlatıyor. Albümde yer alan şarkılar da bu hikâyenin duygusal omurgasını oluşturuyor. Dinleyici bugün bu şarkılarla tanışıyor; okur ise çok yakında bu şarkıların arkasındaki hikâyeyi keşfedecek.
Son yıllarda birçok kitap, film ve albüm gördük. Ancak bir romanın kapısını önce şarkılarla aralamak pek sık karşılaştığımız bir şey değil. Belki de bu yüzden “Son Güzel İstanbul” yalnızca bir albüm ya da bir roman değil; adım adım açılan, merak duygusunu canlı tutan bir hikâye deneyimi. Ben şimdiden romanın sayfalarına geçmeyi bekliyorum. Siz de önce şarkılara kulak verin; belki hikâye daha kitabı elinize almadan sizi içine çekmeye başlar.