Mutlu Hesapçı

Mutlu Hesapçı

“Ben, tasarım camiasında ayrı bir avluda kendi renk çiçeğini açan bir tasarımcıyım”

Kendisi İstanbul’a ilk geldiğim yıllarda tanıştığım ilk tasarımcı-modacı. Onunla tanıştığım andaki enerjisi ve duruşuyla aynı hissiyatta kaldı hayatımda. Tanju Babacan tanıdığım en ilginç ve özel insanlardan biri. Tasarımları göz kamaştırıcı ve çok başarılı. Yolculuğunu tanıştığım andan itibaren takip ediyorum. Uzun sohbetler eşliğinde, kendisiyle vakit geçirmeyi çok seviyorum. Uzun bir zaman sonra onunla buluştum, ilk günkü hissiyat ve dostlukla sohbetimiz kaldığı yerden devam etti. Hikayesini sizlerle de paylaşmak istedim. Herkese iyi pazarlar dileriz.

tanju-ben-imza-foto

Tanju bugünkü kariyerine ve konumuna baktığında bu kadarını hayal etmiş miydin, olmak istediğin yerde misin?

Olmak istediğim yerde doğdum zaten. Kodlandığım işi yaptığımı düşünüyorum. Bu işi yapmaktan aldığım zevki herhangi bir konumlamayla anlatamam. Çünkü her gün hayata bunu yaparak devam ediyorum. Bu yolculukta, bu ülkede hizmet ettiğiniz halkın teveccühüne mazhar olmuş, yıllarca bu işte isim yapmış ya da yeni oluşumuyla öne çıkan sanatçı, politikacı ve birçok farklı müşteri kitlesine hizmet veren bir tasarımcı olarak, aslında bundan daha çok önem verdiğim bir şey var: Ben, tasarım camiasında ayrı bir avluda kendi renk çiçeğini açan bir tasarımcıyım. Bir yerde olma gayretinden ziyade, önce iyi bir insan olmayı, düzgün bir insan olmayı önemsiyorum. Mesleğimdeki tecrübemin öğrencilere bir sadaka gibi aktarılması gerektiğine inanıyorum. Bu yüzden öğretmenlik yönümdeki başarı benim için çok daha kıymetli. Bugün takdir edersiniz ki magazinden beslenme hâlleri var. Yapacağınız herhangi bir kötü —‘kötü’ demek ne kadar doğru bilmiyorum ama— değeri olmayan bir sözünüz bile gündem olabiliyor. Ancak eğer magazinsel popülerlikten bahsediyorsak, ben hayatım boyunca bundan beslenmemeyi kendime şiar edindim. Gündemde olacaksam elbisemle olmayı tercih ederim. Bugüne kadar yaptığım tasarımlar, benim imzamı ayırt edecek kadar fark edilir bir kimliğe sahip. Dolayısıyla evet, galiba mesleğimin en verimli, en keyif aldığım dönemlerindeyim.

“İnsanın dünyaya kendi kodlandığı işi yapmak için geldiğine inanıyorum”

Hayalinde hep modacı olmak mı vardı, yeteneğini nasıl keşfettin ve bugüne geldin?

Hayalimin ne olduğunu belki tam olarak idrak edemeyecek yaşlardaydım ama içimde, adeta vücudumdan salgılarcasına, çiçekler açar gibi büyüyen bir tutku vardı. Daha ufacık bir çocuktum; fakat ailemin, büyüklerimin ve özellikle öğretmenlerimin dikkatini çeken, artık fark edilmenin de ötesine geçmiş bir yönüm vardı. Evet, bugün arzu ettiğim mesleği yapıyorum ve en başta söylediğim gibi, insanın dünyaya kendi kodlandığı işi yapmak için geldiğine inanıyorum. Ben de bu şekilde yaratıldığıma inanıyorum. Şükrettiğim en önemli şeylerden biri de şu: Pandemi gibi zor bir süreçten bile geçmiş olsak, eğer siz yaratıcılık vasfıyla dünyaya geldiyseniz; odanız, atölyeniz ya da bulunduğunuz alan neresi olursa olsun üretmeye, yaratmaya, tasarlamaya devam ediyorsunuz. Çünkü bu sizin için bir tercih değil, bir yaşam biçimi oluyor. O yüzden iyi ki böyle dünyaya geldim diyorum. Sanatçı ruhuyla doğduğuma inanıyorum. Hep söylenir ya; zanaatı öğrenmek emek ister, zahmet ister, çıraklık ister. Ama sanatçılık başka bir şeydir; ona biraz da doğulur. Ben böyle yaratıldığım için Allah’a şükrediyorum.

“Her koleksiyonumda mutlaka bir konu seçerim”

Senin imzan ne, seni diğerlerinden ayıran özelliklerin neler?

Diğerlerinden ayrı olduğumu düşünüyorum; ama bunu bir üstünlük duygusuyla değil, kendi rengimde var olabilme hâliyle söylüyorum. Zaten diğerleriyle tamamen aynı olsaydım, sanırım bu meslekten aldığım haz da bugünkü kadar büyük olmazdı. Çünkü her birimizin bambaşka bir dili, rengi ve anlatımı var. Ben de kendi renginde açan bir çiçeğim, öyle tanımlıyorum kendimi. Bu yüzden farklılık ve farkındalık yaratmak, markamın temel taşlarından biri oldu. Bunu da her zaman seçtiğim konu başlıklarıyla göstermeye çalıştım. Astro Winter, Kimya gibi koleksiyonlar bunun bir yansımasıydı. Elbette bunu insanlardan duymak çok kıymetli ama özellikle bizi kendine örnek alan öğrencilerden bunu işitmek çok daha derin ve tarifsiz bir mutluluk. Her koleksiyonumda mutlaka bir konu seçerim; çünkü benim tasarım anlayışımın bir hedefi ve anlatmak istediği bir hikâyesi vardır. Ben güçlü, kendine inanan, iki ayağı yere sağlam basan kadını anlatmayı seviyorum. Bir nebze de olsa kadınların görünmez zincirlerini kırabilmelerine ilham olabilmek ve koleksiyonlarım aracılığıyla bir öğreti bırakabilmek benim için çok kıymetli. Çizgimde çoğu zaman bir kostüm ruhu hissedersiniz; aynı zamanda yaptığım parçalarda mimari bir perspektif mutlaka vardır. Ve bundan büyük bir haz alıyorum. İçimdeki sanatçılığı, yaşadığım duyguları, heyecanı, kırılganlığı, gücü… Kısacası içimde ne varsa tasarımlarımın üzerine yansıtıyor; kendi enerjimi ve kendi rengimi ifade etmeye çalışıyorum.

img-2098

“Tasarımlar aslında insanın yaşadığı duyguların bir toplamı gibi…”

Mesleğinde ilham nereden geliyor, tasarımlar nasıl ortaya çıkıyor?

Tasarımlar aslında insanın yaşadığı duyguların bir toplamı gibi… Hüzünleriniz, mutluluklarınız, bazen çok güzel yaşanmış bir aşk, bazen yüreğinizin heyecandan adeta zil çalması… Bazen de derin ayrılıklar, kırgınlıklar, içe işleyen üzüntüler… Bunların hepsi bir yerde birbirine karışıyor, adeta miksleniyor. Sonra siz, bütün bu duyguları parmak izi gibi şahsınıza münhasır bir dille dışarıya aktarmış oluyorsunuz. Çünkü tasarım sadece bir kıyafet üretmek değil; insanın kendi ruhunu, yaşadıklarını ve iç dünyasını görünür kılma biçimi aslında. İlhamın nereden geldiğini sorarsanız… Sanırım bunu ben de tam olarak hiç keşfedemedim. Belki de her röportajımda söylediğim gibi; gülün kokusu nereden geliyorsa, ilham da oradan geliyor. Bildiğim ama tarif edemediğim, görünmeyen bir yerden…

“Asıl mesele, bütün bunları giyilebilir bir dünya içinde sunabilmek”

Bir tasarımı yaratırkenki süreç nasıl, kaç gün, kaç saat ve neler oluyor orada?

Bazen bir koleksiyonun ortaya çıkması çok uzun zaman alabiliyor. Çünkü ben tasarımı belirli bir zaman dilimine sıkıştırarak düşünmüyorum. Fikir zihnimde yavaş yavaş demleniyor; kimi zaman bu süreç iki yıl, üç yıl sürebiliyor. Bir nevi mayalanma hali diyebiliriz. Ama bazen de, doğru konuyu bulduğum anda süreç inanılmaz bir hız kazanabiliyor. Bir tema belirlediğimizde, o konuyla ilgili mutlaka derinlemesine araştırma yapıyoruz. İşin uzmanlarından, profesörlerden, akademisyenlerden ve alanında yetkin isimlerden adeta bir workshop titizliğinde bilgiler ediniyoruz. Böylece bir yandan hikâyeyi ve ruhunu öğrenirken, diğer yandan onun giyilebilirliğini de inşa ediyoruz. Evet, koleksiyonlarımızda gösteri niteliğinde, daha iddialı parçalar oluyor; ama asıl mesele, bütün bunları giyilebilir bir dünya içinde sunabilmek.

“Gülşen ile çalışmak çok keyifliydi, Nil Karaibrahimgil ile çalışmak da öyle”

Giydirdiğin ünlüler kimler ve en çok giydirmekten hoşlandığın senin için özel bir isim var mı?

33 yıllık meslek hayatım boyunca giydirdiğim isimleri saymaya kalksam oldukça uzun bir liste çıkar ortaya. Ama ‘En keyif aldığınız, çalışırken en çok eğlendiğiniz isimler kimlerdi?’ diye sorarsanız; Gülşen ile çalışmak çok keyifliydi, Nil Karaibrahimgil ile çalışmak da öyle. Her birinin aslında bambaşka karakterleri, farklı enerjileri var. Burada daha pek çok isim sayabilirim. Bülent Ersoy apayrı bir lezzet, Enis Arıkan bambaşka bir enerji. Projeye göre isimler değişiyor elbette. Ama benim için en hassas nokta, sadece kimi giydirdiğim değil; kimlerin benim imzamı taşıdığıdır. Ben kendi imzama sahip çıkmayı seven biriyim. Çünkü mesele yalnızca ünlü birine tasarım yapmak değil; doğru kişiye, doğru elbiseyi yapabilmek. Açıkçası karşımdaki kişi tanınan biri olmasa bile, aynı heyecanla çalışırım.

img-2101

“Bugün stil sahibi olmak ile markaya düşkünlük çoğu zaman birbirine karıştırılıyor”

Stil sahibi olabilmek doğuştan olan bir şey mi yoksa sonradan olunur mu?

Stil sahibi olmak, bana göre paha biçilemez bir şeydir. Dolayısıyla bunun kıymetini bilmek gerekir. Bazı insanlar gerçekten bununla doğuyor; doğal bir stil duygusuna sahip oluyor. Ama elbette zaman içinde öğrenilemez diye bir şey yok. Eğitimle, gözlemle, deneyimle stil duygusu geliştirilebilir. Ne yazık ki bugün stil sahibi olmak ile markaya düşkünlük çoğu zaman birbirine karıştırılıyor. Oysa ben hep şunu söylerim: Marka satın almak dünyanın en kolay, hatta en ucuz şeylerinden biridir. Paran varsa alırsın. Ama stil sahibi olmak öyle değildir; o bir bakış açısıdır, bir karakter meselesidir. Ve açıkçası çok daha değerli, çok daha ‘pahalı’ bir şeydir.

“Anneme ait kocaman bir yastık vardı ve onu yıllarca sakladım”

Bugüne kadar en anlamlı hikayen annenin yastıklarından gömlek yapman ve anneciğine bakman diyebilir miyiz, bu süreç sana ne öğretti?

Çok şey öğrendim. Bu öğretilerin her birini bir ayrıcalık olarak görebilirim. Bir evladın annesine bakması zaten çok kıymetli bir şey. Ama insan bazen sevdiğine dair bir şeyi yaşatmak istiyor. Terziliği varsa kendi yapar, yoksa bir terziye yaptırır; ona ait bir kumaş parçasını şekillendirip bir yastık yapabilir, ona sarılıp uyuyabilir. Ben gömlek çok seven biriyim. Anneme ait kocaman bir yastık vardı ve onu yıllarca sakladım. Sonra düşündüm, böyle saklamak yerine değerlendireyim istedim. Çok güzel bir fisto kumaştı; ben de onu bozup kendime bir gömlek yaptım. Hâlâ da çok severek kullanıyorum.

“Benim için Çerkes olmak, en başta saygılı insan olmak demektir”

‘Çerkes'in Çerkes’ olmak ne demek ve Çerkesliğini bir proje ile hayata geçireceksin nasıl bir proje olacak?

Bir kere Çerkes olmak, en başta büyük bir aidiyet ve kültür demek. Bunu bir alan gibi düşünün; Çerkesliğin tüm kolları o alanda birleşir ve o alanın temelinde tek bir şey vardır: saygı. Benim için Çerkes olmak, en başta saygılı insan olmak demektir. Hazırlayacağım Çerkes koleksiyonunu, bir Çerkes evladı ve bir Abhaz çocuğu olarak kendi köklerime bir hediye gibi görüyorum. Bu projeyle örf ve adetlerimizi, gastronomimizi, müziğimizi ve sürgün hikâyemizi Çerkes olmayan insanlara da anlatmak istiyorum.

Proje ne zaman hayata geçecek detaylarını paylaşır mısın?

Bu projeyle ilgili kendime net bir deadline koymadım. Çünkü onu gönül rahatlığıyla, özgür ve sınırsız bir ruhla hayata geçirmek istiyorum. Bu koleksiyonda zaman kadar kıymetli olan bir başka şey de ona keskin sınırlar çizmemek. Sürecin doğal akışında olgunlaşmasını önemsiyorum.

img-2099-1

“Güne özlem duyarak, merak ederek uyanmak…”

Bundan sonra kurduğun hayaller neler ?

Bundan sonra elbette sırada olan projelerim, planlarım var. Ama beni en çok heyecanlandıran şey, henüz bilmediğim hayaller. Belki de asıl mesele, onlara yer açabilmek. Güne özlem duyarak, merak ederek uyanmak… Hayallerim biraz da bunlar diyebilirim. Çünkü bazı şeyler planlayarak değil, doğaçlama geliyor ve açıkçası beni en çok heyecanlandıran da tam olarak o sürpriz tarafı.

Popüler dünyanın bir şekilde içinde olmak zorundasınız”

Tanju Babacan nasıl bir yolculuk içinde ve bu popüler ünlülerden oluşan dünya sana ne kadar yakın ve ne kadar uzak?

Allah hiç uzak etmesin. Çünkü bu mesleği sürdürebilmek adına, popüler dünyanın bir şekilde içinde olmak zorundasınız. Biz sahneye kostüm tasarlayan bir ruha sahip olduğumuz için burada çok bir uzaklık–yakınlık algısı yaşamıyoruz. Sonuçta çok büyük yıldızlardan bahsediyoruz; yalnızca bugünün popüler kültüründe var olmuş isimler değil, 50–60 yıldır starlığını, süper starlığını, divalığını koruyan isimlerle aynı dünyanın içinde çalışıyoruz. Bir yandan yeni isimler de doğuyor ve bu yolculuk sürekli büyüyerek devam ediyor. Sanırım ben de son nefesime kadar işime âşık olduğum için, bu dünyanın içinde olmaya ve onunla olan yakınlığımı sürdürmeye devam edeceğim.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mutlu Hesapçı Arşivi