Mutlu Hesapçı
Yoko Ono'yu sadece John Lennon'ın eşi sanıyorsanız, bu sergiyi mutlaka gezin
Bazı sanatçılar eserleriyle konuşulur, bazıları ise hayat hikâyeleriyle. Yoko Ono ise ikisini de aynı anda başaran ender isimlerden biri. Çağdaş sanatın yaşayan en önemli isimlerinden; sanatçı, müzisyen, şair ve barış aktivisti olan Ono, yaşadığı yüzyıla damga vurmuş bir isim. Hayat hikâyesi kadar sanatı da ezber bozan Yoko Ono'nun 1960'lardan bugüne uzanan şiir, desen, fotoğraf, video, heykel ve enstalasyonlarından oluşan "Yoko Ono: İçses ve İçyapı" sergisi, Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi'nde sanatseverlerle buluşuyor.

Bir sergiden fazlası
Akbank'ın desteği ve İspanya'nın León kentindeki çağdaş sanat müzesi MUSAC iş birliğiyle hazırlanan sergi, Yoko Ono'nun Türkiye'de bugüne kadar gerçekleştirilen en kapsamlı seçkisi olma özelliğini taşıyor. 25 Haziran'da açılan sergide, sanatçının yetmiş yılı aşan üretiminden seçilen 67 eser yer alıyor. Erken dönem talimat metinlerinden performanslarına, filmlerinden enstalasyonlarına uzanan seçki, Ono'nun disiplinlerarası üretiminin genişliğini gözler önüne seriyor. Sergi adını, Ono'nun 1964 yılında ortaya koyduğu "içses" ve "içyapı" kavramlarından alıyor. Müzenin bahçesi dâhil tüm mekânlarına yayılan eserler; hayal gücü, algı, katılım, hafıza, barış ve insanlar arasındaki bağlar üzerine yeniden düşünmeye davet ediyor. Bugün Yoko Ono'nun eserleri de tam olarak bunu yapıyor. İzleyiciyi yalnızca bakmaya değil, düşünmeye ve eserin bir parçası olmaya çağırıyor.
Savaşın içinden doğan bir sanat
Sergiyi gezerken aklım yalnızca eserlerde değildi; Yoko Ono'nun hayat hikâyesi de her işin arkasında sessizce dolaşıyordu. Bugün 93 yaşında ve gözlerden uzak bir yaşam süren Ono, 1930'lu yıllarda samuray kökenli varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Ancak çocukluğu, İkinci Dünya Savaşı'nın bombardımanları, açlık ve yoksulluk içinde geçti. Belki de bu yüzden eserlerinin merkezinde yıllardır aynı kavramlar var: barış, umut ve insan.
Hayat hikâyesine baktığınızda hem ailesindeki geleneksel yapı hem de Japonya'nın modernleşme sancıları sanatını derinden besliyor. Kimliğini de sanatçı kişiliğini de savaş yıllarının bıraktığı izler şekillendiriyor. 1960'lardan bugüne farklı disiplinlerde aralıksız üretmeye devam eden Ono; izleyicinin hayal gücünü harekete geçiren kavramsal metinleri, performansları ve katılımcı işleriyle çağdaş sanatın sınırlarını yeniden tanımlıyor.
En bilinen performanslarından "Cut Piece" (1964), izleyicilerin sanatçının kıyafetlerini makasla kesmesine dayanıyor. Bugün bu eser, feminist sanat tarihinin en önemli performanslarından biri olarak kabul ediliyor.

John Lennon'ın ötesinde bir Yoko Ono
Popüler kültür açısından bakıldığında ise Yoko Ono'nun adı çoğu zaman John Lennon ile birlikte anılıyor. Lennon ile evliliği onu dünya çapında tanınan bir isim hâline getirirken, aynı zamanda yıllarca haksız eleştirilerin de hedefi yaptı. Uzun süre The Beatles'ın dağılmasının sorumlusu olarak gösterildi. Oysa onlar yalnızca bir çift değil, birlikte üreten iki sanatçıydı.
"Bed-In for Peace" eylemleri ve "War Is Over! (If You Want It)" kampanyasıyla sanatı ve müziği barış çağrısına dönüştürdüler. Yatakta verdikleri o barış pozu ise bugün hâlâ dünyanın hafızasında yer eden en güçlü simgelerden biri olmayı sürdürüyor.
Sergiden aklımda kalan...
Yoko Ono'nun eserlerini gezerken yalnızca bir sergiyi dolaşmıyorsunuz. Bir kadının savaşın içinden geçerek nasıl dünya sanatının en özgün isimlerinden birine dönüştüğüne de tanıklık ediyorsunuz. Belki de bu serginin en büyük başarısı burada yatıyor; eserlerden çok, düşünceler sizinle birlikte müzeden çıkıyor.
Yolunuz Sakıp Sabancı Müzesi'ne düşerse bu sergi için kendinize mutlaka zaman ayırın. Büyük ihtimalle çıkışta yalnızca Yoko Ono'nun sanatına değil, onun neden çağdaş sanatın en sıra dışı isimlerinden biri olarak kabul edildiğine de bambaşka bir gözle bakacaksınız.

Viyana Senfoni Orkestrası ve Kian Soltani: Müziğin hafızada bıraktığı iz
Viyana Senfoni Orkestrası'nı yıllardır televizyon ekranından izliyordum. Nihayet bu kez onları canlı dinleme fırsatı buldum. Hatta yılbaşı konserlerinden gözümün aşina olduğu bazı müzisyenleri gördüğüme yemin edebilirim; tabii ispatlayamam. Ama şundan eminim: Dünyanın en önemli orkestralarından birini hayatınızda en az bir kez canlı dinleme şansınız olursa, sakın kaçırmayın.
54. İstanbul Müzik Festivali sona erdi
54.İstanbul Müzik Festivali'ni bu yıl ne yazık ki yoğunluğum nedeniyle baştan sona takip edemedim. Takvimime sığdırabildiğim tek konser, Viyana Senfoni Orkestrası ile çellist Kian Soltani'nin buluşması oldu. Konser öncesinde İstanbul Müzik Festivali Direktörü Efruz Çakırkaya ile karşılaştık. "Bu yıl tek konsere gelebildim, o da bu," dediğimde gülümseyerek, "En doğru konseri seçmişsin," dedi. Konser bittiğinde ne demek istediğini çok daha iyi anladım. Çünkü daha önce böylesine etkileyici bir konser deneyimi yaşamamıştım.

Müzik yalnızca kulağıma değil, ruhuma da dokundu
Kültürel mirasa ve sanata verdiği uzun soluklu destekle İstanbul Müzik Festivali'nin 39 yıllık yol arkadaşlarından Mercedes-Benz'in davetlisi olarak izlediğim bu konser, festivalin unutulmaz gecelerinden biriydi. Daimi şef Petr Popelka yönetimindeki Viyana Senfoni Orkestrası'nın solisti Kian Soltani ise gecenin en etkileyici isimlerinden biriydi. Sadece teknik ustalığıyla değil, çellosundan yükselen her notaya kattığı duygu ve sahnedeki doğal karizmasıyla izleyiciyi ilk andan itibaren içine çekti.

Antonín Dvořák'ın en seçkin eserleri Atatürk Kültür Merkezi'nin salonunda yankılanırken, müzik yalnızca kulağıma değil, ruhuma da dokundu. Konser bitti, alkışlar sustu, salon boşaldı... Ama bazı konserler alkışlarla bitmiyor. Günler geçse de melodileri zihninizde çalmaya devam ediyor. Viyana Senfoni Orkestrası ile Kian Soltani'nin aynı sahneyi paylaştığı o gece de benim için tam olarak böyle bir deneyimdi. Hafızamda uzun yıllar yaşayacak konserlerden biri olarak yerini çoktan aldı.