Uğur Emek
KÖİ’lere el koyma meselesini artık sonlandıralım mı?
Çünkü, artık kabak tadı verdi.
Siyasette var olma yarışı verenler, heybelerinde turp kalmadığında hemen KÖİ dükkanını açıyorlar.
Kamu Özel İş birliği (KÖİ) projeleri iktidar ve muhalif çevrelerinde farklı algılara neden oldu.
İktidar çevreleri projelerin büyüklüğü ile mutlu oluyorlar.
7 yıldızlı şehir hastanesi, Galataport projesinde yapılan 10 yıldızlı otel, otoyollar, köprüler ve en sonunda Kanal İstanbul.
Hadi onlar betonkolik, anladık.
Ya muhalefet?
Muhalefet çevreleri ise bu projelerin yerindeliğinden ve cömertçe verilen gelir garantilerinden rahatsızlar.
KÖİ sözleşmelerindeki sorunları ve gelir garantilerini gündeme getiren ve gündemde tutan bir akademisyen olarak ben de rahatsızım.
Ama muhalif siyasetçiler KÖİ’lere bir kaynak olarak bakıyorlar.
Bunlar el artırdılar ve bu projelere el koyacağız, kamulaştıracağız demeye başladılar.
Bu söylemin seçmende bir karşılığı olabilir, ama Anayasa’da karşılığı yok dedim.
Anayasa’ya göre bu projeleri devletleştirebilirsiniz. Ancak gerçek bedeli karşılığında.
Yani bu gelir garantilerinin net bugünkü değerini ödeyeceksiniz. Şirketler buna dünden razılar zaten.
Bu konuda muhalif siyasetçilerin bir kısmını ikna edebildim.
Yeni dönemin siyasetçilerinin son söylemleri, “KÖİ sözleşmelerini rasyonelleştireceğiz.”
Bir durun lütfen.
Bu da Anayasa’nın sözleşme “özgürlüğü ilkesine” aykırıdır.
Geçen hafta bu köşede yazdım.
Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kamunun sözleşmelere tek taraflı müdahalesini anayasaya aykırı buluyorlar.
Yüksek yargının bu konularda çok sayıda kararı bulunmaktadır.
Siyasetçiler, bir zahmet bu kararları okurlarsa onlar da benimle aynı kanaate sahip olacaklardır.
Ülke yönetimine talip olanlar, hayallerine ve isteklerine göre değil, hukuka göre hareket etmelidir.
(Bu arada, CHP’nin ekonomiden sorumlu yetkililerinin kendi parti programlarının 61. sayfasında yer alan “nereden buldun düzenlemesini” inatla ve ısrarla görmek istemediklerini yazının sonunda tekrar belirteceğim.)
Değerli okur gelin bugün başka bir yanlışı düzeltelim.
Sanırım ilk defa Meral Akşener gündeme getirmişti.
“Tiksindirici borç.” (Odious debt)
Ben buna “nefret uyandıran borç” demeyi daha uygun buluyorum.”
KÖİ’lerden kaynaklanan borçları nefret uyandırıcı borç olarak nitelendirip, iktidar değiştiğinde bu borçları ödemeyeceklerini söylüyorlar.
Bu yazıda bu argümanın da olabilirliğini tartışacağım.
Nasıl mı?
Devam edelim.
NEFRET UYANDIRAN BORÇLANMA
1927'de Rus hukukçu Alexander Sack "Devlet dönüşümlerinin kamu borçları ve diğer mali yükümlülükleri üzerindeki etkileri" adlı bir kitap yayımladı ve ilk defa iğrenç borç kavramını hayatımıza soktu.
Sack kitabında nefret uyandıran borcu şu şekilde açıklamaktadır:
“Eğer despotik bir güç, devletin ihtiyaçları ve çıkarları için değil de despotik rejimini güçlendirmek, kendisine karşı çıkan nüfusu bastırmak vb. amaçlarla borçlanırsa, bu borç devletin tüm nüfusu için iğrençtir.
Bu borç ulus için zorunlu değildir; rejimin borcudur, onu üstlenen gücün kişisel borcudur, bu nedenle o gücün düşüşüyle birlikte ortadan kalkar.
Bu “iğrenç” borçların devletin yükü olarak kabul edilememesinin nedeni, bu borçların devlet borçlarının düzenliliğini belirleyen koşullardan hiç birisini karşılamamasıdır.
Yani, Devlet borçları devletin ihtiyaçları ve çıkarları için alınmalı ve bunlardan elde edilen fonlar devletin ihtiyaçları ve çıkarları için kullanılmalıdır.”
Sack'ın nefret uyandıran borç tanımının standart yorumu, bir borcun rejime özgü olduğu ve aşağıdaki üç koşulun geçerli olması halinde devleti bağlamadığıdır: (i)Borç, despotik bir rejim tarafından üstlenilmiştir; (ii) Borç alınan fonlar devletin genel çıkarlarına katkıda bulunmaz; ve (iii) Alacaklılar bunların hepsini bilir.
Devletin genel çıkarlarına katkıda bulunmaması derken, borcun rejime muhaliflerinin bastırılması ve savaşın finansmanı için kullanılması kast edilmektedir.
Şimdi de bu ilkeleri KÖİ sözleşmelerine transfer edelim.
Nasıl mı?
Devam edelim.
KÖİ SÖZLEŞMELERİ
Öncelikle belirtelim, pozitif hukuk KÖİ sözleşmelerinden kaynaklanan koşullu yükümlülükleri “devlet borcu” (sovereign debt) olarak kabul etmiyor.
4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanuna göre “Devlet borcu, Hazine tarafından üstlenilen borçlardır.” (md. 3)
KÖİ’lerden kaynaklanan bir devlet borcu bulunmamaktadır.
Otoyol ve köprülerde Hazinenin borç üstlenim taahhüdü bulunmaktadır.
Hadi bunlar Devlet borcudur diyelim.
Şehir hastanelerinde ve enerji projelerinde Hazinenin bir yükü bulunmamaktadır.
Akkuyu Nükleer Enerji Santrali uluslararası antlaşmayla düzenlenmektedir. Bu nedenle konu dışıdır.
Nefret uyandıran borç literatüründe mevcut tesislerin ve madenlerin özel sektöre devri karşılığında alınan ücretlerin iğrenç borç olarak değerlendirileceği kabul edilmektedir.
Bu çerçevede, örneğin özelleştirilmesi gündeme getirilen otoyolların ve köprülerin işletme haklarının devirlerinin nefret edilen borç kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.
Ancak, öncelikle bu borçların muhalif hareketlerin bastırılması için kullanıldığının ispat edilmesi gerekmektedir.
Hazinenin borç üstlenimi taahhüdünde bulunduğu ulaştırma sözleşmelerinde ortada köprüler ve otoyollar bulunmaktadır.
Projeler doğrudur veya yanlıştır, ama bir gerçekliktir.
Yani borç toplumun geneline hizmet etmek için kullanılmıştır.
Bu projelerde bir usulsüzlük ve hatta bir yolsuzluk var ise bu Türk Ceza Kanunu’nun konusudur.
Son soru, mevcut iktidar despot mudur?
Malum, despot yönetimleri seçimle göndermek mümkün değildir.
Eğer muhalefet mevcut hükümeti seçimle yenerse, nefret uyandıran borç iddiasında bulunamayacaktır.
Esasen, despotik rejimin tanımı nefret uyandıran borç literatüründe bir asırdan fazladır tartışılmaktadır.
Despotik bir rejimin tanımı konusunda uluslararası bir uzlaşma sağlamanın zor olması nedeniyle, konunun uzmanları iğrenç borçlar konusunda uluslararası bir doktrin oluşturmak için mücadele ediyorlar.
Bu arada bir şeyi de hatırlatayım.
Nefret uyandıran borç standartlarını taşımalarına rağmen çoğu rejim değişikliğinde, yeni rejimin yetkilileri bu haklarını kullanmamışlardır.
Çünkü uluslararası finansal kuruluşların kendilerine gelecekte borç vermemelerinden çekinmişlerdir.
Sonuçta, KÖİ borçlarının tiksindirici olduğunu iddia edenlerin; muhalefetin seçimle devireceğini iddia ettiği iktidarın despotik olduğunu, bu borçların kamu yararına olmadığını, uluslararası finansal kuruluşlarının bunları bildiklerini ve uluslararası kuruluşlardan bir daha borçlanmayacaklarını iyi değerlendirmeleri gerekmektedir.
Bu arada girişte yaptığım uyarıyı unutmadım.
CHP’nin ekonomi grubundakiler kaynak yaratmak adına, “nereden buldun yasasını” nedense dillendir(e)miyorlar.
Yani bir siyasi partinin anayasası olan parti programına sadık kal(a)mıyorlar.
Çok (az) kazanandan, çok (az) vergi almanın temel aracı “nereden buldun yasasıdır.”
Kaynak KÖİ’lerde değil, nereden buldun yasasındadır.
Çok debelenmeyin, alın size kaynak.
İyi pazarlar.