Uğur Emek
Varlık barışı ve rekabetçi vergileme ne anlama geliyor?
AKP iktidarı, kara parayla barışmaya doyamıyor.
2018 yılında imar affı çıkardılar ve kaçak yapıları yasallaştırdılar.
Yasal olmak, meşru olmak anlamına gelmiyor.
Nereden mi biliyorum?
2023 yılının 6 Şubat’ında yaşadığımız büyük depremden öğrendim.
50 binden fazla vatandaşımızı kaybettiğimiz Kahramanmaraş merkezli 10 ilimizde yaşanan deprem gösterdi ki inşaat kurallarına aykırı biçimde inşa edilen yapılarla barışmak can alıyor, can.
AKP’nin sevdiği bir diğer husus ise varlık barışı.
Hükümet dövize ve borçlanmaya ihtiyaç duyduğu her daim bu tür aflar çıkarıyor.
Sanırım bu sekizinci.
Bu hafta çıkartılan bir yasayla yurt dışındaki veya Türkiye’de olup kayıtlarda yer almayan para, altın ve döviz gibi varlıklar 31 Temmuz 2027 tarihine kadar bankalara bildirilerek yasallaştırılmasına imkân verilecek ve bu varlıklardan yüzde 0 ile yüzde 5 arasında değişen oranlarda vergi alınacak.
Ayrıntıları, Gazete Pencere’nin şu haberinden okuyabilirsiniz.
Biz başka bir işe yapacağız.
Nasıl mı?
Gelin başlayalım.
VERGİ POLİTİKASI
Ders kitabı der ki “her tercih bir vazgeçiştir.”
Bu, vergilendirme için de geçerlidir.
Vergilendirme, hükümetler tarafından gelir elde etmek, geliri yeniden dağıtmak ve ekonomik davranışı etkilemek için kullanılan temel bir araçtır.
Vergiler genel olarak doğrudan ve dolaylı vergiler olarak sınıflandırılır ve her birinin ekonomik verimlilik ve eşitlik açısından kendine özgü özellikleri, etkileri ve sonuçları vardır.
Doğrudan vergiler bireylere veya şirketlere doğrudan uygulanır.
Gelir vergileri (kişisel ve kurumlar vergisi), emlak vergileri ve miras vergilerini içerirler. Doğrudan vergiler genellikle vergi mükellefinin ödeme gücüne dayanır ve bu da onları potansiyel olarak daha önemli kılar.
Dolaylı vergiler gelir veya servet yerine mal ve hizmetlere uygulanır. Yaygın örnekler arasında katma değer vergisi (KDV) ve özel tüketim vergileri (ÖTV) bulunmaktadır.
Dolaylı vergiler adaletsizdir ve düşük gelirli bireyler üzerinde daha büyük bir yük oluşturur.
Çünkü, düşük gelirliler, bütçelerinin büyük bir kısmını vergilendirilen mal ve hizmetlere harcarlar.
Oysa, bu harcamalar zenginlerin gelirleri içerisinde çok daha küçük bir paya sahiptir.
Düşünsenize 9 yaşındaki arabama aldığım benzinle, 30 milyon liralık arabaya alınan benzinin vergi oranı aynı.
Adil mi?
Düşünün bir araba fabrikası kuruyorsunuz.
Yatırım teşvik belgesi aldınız.
İthal ettiğiniz ürünlere gümrük vergisi yok.
Yurt içinde ÖTV yok, KDV yok, damga vergisi yok.
Yüzde 100 kurumlar vergisi istisnanız var.
Araba fabrikasının yatırım maliyeti kadar kurumlar vergisi ödemeyeceksiniz.
Bir de kamu bankasından kredi alacaksınız.
Yani araba fabrikasını bedavaya getireceksiniz.
Arabayı ürettiniz, satış noktasına getirdiniz.
Sen, ben, o araba almaya gittik ve vergili hayatla tanıştık.
Önce araba fiyatı kadar ÖTV alacaklar, sonrasında da araba fiyatı artı ÖTV’den de KDV alacaklar.
Yani verginizin vergisinden vergi alacaklar.
Yeter ki sermayedar vergi vermesin.
Radyo dinleme ihtimalinize karşın TRT bandrolü alıyorlar.
Arabayı aldınız ve benzinliğe girdiniz, yeniden ÖTV ve KDV ile tanışacaksınız.
Üstüne, yılda iki defa motorlu taşıtlar vergisi ödeyeceksiniz.
Hazine 2023 yılında darda kaldı bu vergiyi dört defaya çıkardı.
2026 yılı bütçe kanun teklifi verilerine göre, devletin istisna, muafiyet ve indirimler nedeniyle tahsil etmekten vazgeçtiği vergi harcaması tutarı 3 trilyon 597 milyar liradır.
Bu parayla 128 bin kişiye asgari ücret ödeyebilirsiniz.
Ama tercihiniz sermayedar ise asgari ücretlinin ve emeklinin hiçbir önemi yoktur?
Nasıl mı?
Devam edelim.
VERGİ ORANLARI VE GELİRLERİ
Değerli okur izniniz olursa yazının bu kısmına OECD’yi konuk olarak alacağım.
OECD der ki Türkiye'nin vergi politikası, tüketim ve sosyal güvenlik katkı paylarına yüksek oranda bağımlılık, rekabetçi kurumlar vergisi ve hızla gelişen uluslararası vergi rejimi ile karakterize edilir.
Rekabetçi vergi nedir biliyor musunuz?
Gelin bize, sizden vergi almayacağız, yoksa başka ülkelerde daha yüksek oranda vergi ödersiniz.
Kimden öğrendim bunu.
Tabii ki Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’ten.
Değerli Elif Çakır, sosyal medya hesabı X’ten şöyle bir paylaşım yaptı: “Hey gidi Mehmet Şimşek, nerden nereye… ne kadar trajik bir sahne…Anlatıyosun yabancı yatırımcı “masal anlatma” diye gülüyorlar… “uydurmuyorum, isterseniz bakın” diyosun.. oysa yabancı yatırımcının ülkemize gelmesi için kurallar ortada..”
Yabancı yatırımcılara Şimşek’in anlattığı hikaye şu: “Kurumsal verginiz yüzde 12,5’e indirildi. Bu yükselen piyasalarda en rekabetçi vergi oranlarından biri. Bu da şu anlama geliyor, Türkiye’ye gelin ve yatırım yapın.”
İzninizle, bunu da size tercüme edeyim.
Araba örneğinde söylediğim gibi, yatırımı bedavaya siz yapın, ben ürettiğiniz maldan vergiyi tüketiciden alırım.
Değerli Elif’in söylediği gibi “ne kadar trajik bir sahne.”
Sırası geldi, şimdi de yazıya OECD’yi alayım.
OECD’nin Türkiye’nin 2025 gelir istatistiklerine ilişkin bir raporu var. (Revenue Statistics 2025 – Türkiye)
Bu rapora göre 2024 yılında Türkiye, GSYİH’ya göre oranı %24 olan vergi gelirleriyle 38 OECD ülkesi arasında 34’üncü sırada yer aldı. 2024 yılında OECD ortalaması ise %34,1 idi.
Yani, Türkiye OECD ülkelerine göre GSYİH’nın %10’u kadar daha az vergi topluyor.
160 milyar dolar diyorum, 160.
Mehmet Şimşek, bu farkı daha da artıracağını vaat ediyor.
Yabancı yatırımcılar ise bu vaade gülüyorlar.
Haklı olarak düşünüyorlar ki bir devletin yegâne geliri vergidir.
Vergi almadan, nasıl kamu hizmeti vereceksiniz?
Yabancı anlamayabilir ama, bu coğrafyada vergiyi kazanandan değil harcayandan alıyorlar.
Yabancı yatırımcının anlayamadığı nokta bu.
OECD verilerini önce dolaylı vergiler üzerinden okuyalım.
GSYİH’ya göre sosyal güvenlik sistemine yapılan katkıların GSYİH’ya oranı Türkiye’de % 26,5, OECD’de % 25,5.
Türkçesi, 16 milyar dolar.
Çalışandan alıp, OECD ülkeleri kadar emekliye ve sağlığa vermedikleri paranın miktarı budur.
ÖTV ve KDV gibi ürün vergilerinin oranı Türkiye’de %23,6, OECD ise %20,5.
Değerli tüketici, satın aldığınız her bir ürüne toplamda 49,4 milyar dolar daha fazla vergi ödüyorsunuz.
Gelelim doğrudan vergilere.
Gelir ve kârlar üzerinden alınan verginin oranı Türkiye’de %11,3, OECD’de ise %23,7.
Bir diğer ifadeyle rekabetçi vergi politikaları sayesinde bu arkadaşlar OECD’ye göre 198 milyar 400 milyon dolar daha az vergi ödüyorlar. Dolar diyorum dolar.
Servet vergilerini de söyleyeyim de yazıyı sonlandırayım.
Çünkü bu yazıyı yazarken, ben çok daraldım. Sizi de daha fazla darlamayayım.
Servet vergilerinin GSYİH’ya oranı Türkiye’de %3, OECD ise % 5,1.
Hesap makinası diyor ki Türkiye’deki yerleşikler, OECD’ye göre 33 milyar 600 milyon dolar daha az servet vergisi ödüyor.
Bu nedenle futbol kulüplerine başkanlık yapmak için yüz milyonlarca doları kolayca boca ediyorlar.
Saçma sapan lüks hayatlar sürdürüyorlar.
Mehmet Şimşek, dezenflasyon politikası adına bu şımarıkların talebini kısmak yerine çöpten yemek toplayanların peşine düştü ve KDV’yi 2 puan artırdı.
Yani gelir dağılımını bozan dolaylı bir vergiden medet umdu.
Sürekli artırdıkları ÖTV, dar gelirli için zaten bir çile.
Anlaşılan, AKP iktidarları varlıklılarla barışmak, varlıksızlarla dövüşmek için 23 yıldır mücadele ediyor.
İyi pazarlar.