Boray Acar
Entelektüel duyarlılık ne zaman devreye girer?
DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Faik Özgür Erol, bu kadar büyük acılara yol açmış bir savaş ortamını sona erdirme çabasının, entelektüel anlamda bu kadar az destekle karşılanıyor olmasından yakındı. Sonrasında Mithat Sancar’ın ve gazeteci-yazar kesiminin de konuya dâhil olmasıyla birlikte epey bir retorik yapıldı. Entelektüel anlayışın baskı altında olduğu bir ortamda öznelliğin dışına çıkan rafine değerlendirmeler yapmak veya yaşananları göz ardı ederek salt süreç odaklı saf tutmak aklıselimle bağdaşmıyor.
Kürt sorunu cumhuriyet tarihinin en köklü ve önemli meselelerinin başında geliyor. Ancak tarihi ölçekte ülkenin tek sorununun bu olmadığı da malum... Özellikle de çeyrek asırdır ülkeyi yöneten iradenin marifetleri göz önüne alındığında ihtiyatlı yaklaşılması da gayet normal. Entelektüel veya aydın olmaya gerek yok, silahların gömülmesi ve terörün son bulması aklı başında kimsenin itiraz edeceği şeyler değil. Tabii karşılıklı acılar yaşamış toplum kesimleri için durup onların tepkilerini anlayışla karşılamak kaydı ile…
Senelerdir meseleye entelektüel çerçeveden bakan insanların demokratikleşme ekseninde gelişen bir süreç beklentileri vardı. Birinci çözüm sürecinde de buna yaklaşıldığını söyleyebiliriz. İklim farklıydı, yöntem farklıydı, sivil toplumun sürece dahli şimdiye göre daha fazlaydı. “Akil İnsanlar Heyeti”nin varlığı da buna işaret ediyordu. Karşılıklı yapılan hatalar ve milliyetçi hassasiyetler yüzünden akim kaldı. Şimdi ise devlet eliyle yürütülen, tüm ayrıntılara hâkim olamadığımız, bazı noktaların toplumsallaşmasından da imtina edilen bir süreci yaşıyoruz. Günün sonunda iktidarı kaybetmek gibi bir kaygıları var ve bu durum tüm eylemlerine yansıyor, seçim mühendisliği devreye giriyor.
İç ve dış tüm politikaları güvenlik ekseninde ve işine geldiği gibi şekillendiren bir iktidar ülkeyi yönetiyor. İçinde olduğumuz bu sürecin bir ayağı güvenlik politikaları ise diğer ayağı da Kürt oylarının ülkenin kaderindeki belirleyici etkisidir. Yani kimsenin demokratikleşme uğruna adım atıldığına inandığını sanmıyorum. Bu temelsiz bir yaklaşım da değil. Geçtiğimiz hafta CB Başdanışmanı Mehmet Uçum, AİHM’ye bireysel başvuru hakkından vazgeçilebileceğine yönelik şeyler söyledi. Bunu söyleten ise AİHM’nin beğenmedikleri kararlarıydı. AİHM, Osman Kavala’nın tutukluluk hâlinin evrensel hukuk ilkeleri ile bağdaşmadığının bir kere daha altını çizdi. Hiç öyle Batı’nın ülkemiz üstünde oynadığı oyunlar gibi paranoyalara da gerek yok, yerli ve de milli hukukçularımız da AİHM ile aynı fikirdeler. Hülasa iktidarın stratejisi alan daraltmak üstüne kurulu.
Bir diğer anormallik de hafta sonunda yaşandı. Ekrem İmamoğlu’nun savunma metnini içeren kitabı, yayınevine müdahale edilerek kitap daha baskı aşamasında iken yasaklandı. Adalet Bakanı geçtiğimiz hafta suçlamalara dayanarak “İmamoğlu hâlâ duruşmaların canlı yayınlanmasını istiyor mu acaba?” diyordu. Bir yandan halkın genelinin vakıf olmadığı, gizli ve güdümlü tanıklar eliyle bir süreç yürütülüyor ve buna dayanarak beyanatlar veriliyor, diğer yandan halkın genelinin teveccühünü kazanmış olan İmamoğlu’nun savunma metninin halka ulaşmasına engel olunuyor.
Bir komedyenin kuyu tipi hücrede tutulması, barış akademisyenlerinin durumu, müstehcenlik gerekçesiyle yapılan tutuklamalar, sanatçıların tepesine çökülerek yaratılan korku iklimi gibi sürekli yazıp çizdiğimiz bir dolu hadiseyi de sadece hatırlatmakla yetinelim.
Şimdi; kimsenin kendini özgür ve güvende hissetmediği, fikir beyan etmenin risk taşıdığı, bunu eyleme dökmeninse büyük cesaret gerektirdiği böylesi bir ortamda; antidemokratik fiillerin failleri ile birlikte konu bazlı bile olsa saf tutmanın bırakın entelektüel değerleri, insani değerlerle bağdaşması dahi sorunludur. Ayrıca entelektüel hiçbir koşulda saf tutmaz; analiz eder, eleştirir, kavramsallaştırır, karanlık hatlara ışık tutar. Destekliyor olsa bile ihtiyat payını koyar, itiraz ediyor ise bunu gerekçelendirir. Entelektüelin işi siyasi tartışmanın tarafı olmak değildir, tartışmanın rasyonel bir düzleme oturmasını sağlamaktır.
Bir noktaya daha değinerek kapatalım. Barışa kimlerin, hangi saiklerle itiraz edebileceğini geçtiğimiz haftalarda yeterince konuştuk. Ancak barışa taraf olmak, mutabakatın tarafı olmak anlamına asla gelmez. Süreci yürüten siyasiler ve bürokratlar karşılıklı olarak devleti ve Kürt toplumunu temsil ediyorlar. Aldıkları sorumluluğun bilincinde olmamaları da düşünülemez. Ve bilmeliler ki entelektüel duyarlılık devrededir; onun tezahürü ise koşulsuz destek değil, eleştirel mesafedir.