Tarih, sadece antlaşmaların imzalandığı masalarda ya da top seslerinin yankılandığı cephelerde yazılmaz. Bazen, çamurlu ve ıssız bir yolda, bozulan bir otomobilin başında atılan kararlı bir adımla değişir bir ulusun kaderi. Milli Mücadele’nin ilk günleri, işte bu sessiz ama derin kırılma anlarıyla doludur...
Takvimler 25 Mayıs 1919’u gösteriyordu. Mustafa Kemal ve beraberindeki heyet, Samsun’a çıkışlarının üzerinden henüz altı gün geçmişken, direnişin ilk teşkilatlanma adımlarını atmak üzere Havza’ya doğru yola koyulmuştu. Ancak ortada büyük bir imkânsızlık vardı; heyete tahsis edilen araçlar savaştan çıkmış, tükenmiş bir imparatorluğun yorgunluğunu taşıyordu.
Yolculuk sırasında, o eski model otomobillerden biri bozulduğunda etrafta sadece Anadolu'nun ıssızlığı ve belirsizlik hâkimdi. Fiziki yorgunluğa, ülkenin üzerine çöken işgal karanlığı da eklenince, o çamurlu yol bir an için aşılmaz bir duvara dönüşebilirdi. Tam o anda, umutsuzluğun heyeti esir almasına izin vermeyen, eyleme geçmeyi seçen bir irade devreye girdi. Mustafa Kemal, arızalanan aracı geride bırakıp yola yaya devam etme kararı aldı.
İşte o meşhur dize, tarihin bu en karanlık anlarından birinde, Havza yollarında yankılandı:
“Dağ başını duman almış,
Gümüş dere durmaz akar.
Güneş ufuktan şimdi doğar,
Yürüyelim arkadaşlar!”
Sözlerini 1914’te Ali Ulvi Elöve’nin yazdığı bu marş (Gençlik Marşı), o gün orada sıradan bir melodi değildi; çaresizliğe, yılgınlığa ve imkânsızlığa verilmiş en net cevaptı. “Yürüyelim arkadaşlar” çağrısı, yalnızca Havza’ya varabilmek için atılan adımları değil, tam bağımsızlığa doğru başlatılan büyük yürüyüşü simgeliyordu. Henüz ufukta bir ışık görünmezken bile "güneşin doğacağına" duyulan o sarsılmaz inanç, o bozuk yolda bir ulusun pusulası oldu.
Bugün, Cumhuriyetimizin temellerindeki o ruhun sadece tarihi bir anekdot olmadığını anlamak zorundayız. O yürüyüş, en zor zamanlarda, en karanlık günlerde bile umutsuzluğa kapılmadan, ayağa kalkıp eyleme geçme gücünü bize hatırlatan ebedi bir mirastır. Şartlar ve imkânsızlıklar ne kadar büyük olursa olsun, o ilk adımı atmaya cesaret edenler için güneş ufuktan her zaman doğar.
Tam da bu yüzden, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in bugün kitlelere seslenirken bu dizeyi yeniden meydanlara taşıması tesadüf değil. Özel'in siyasi rotasında sıkça başvurduğu "Yürüyelim arkadaşlar" sözü, bir asır önceki o çamurlu Havza yolunda atılan adımların tarihsel kodunu bugünün siyasetine taşıma çabasıdır.
Çünkü tarihin bize öğrettiği çok net bir gerçek var: "Dağ başını duman aldığında" durup beklemek yerine güneşi ufuktan çıkarmak için atılması gereken ilk adım hep aynıdır; inanmak ve birlikte yürümek.