Özlem Özdemir
İsimden yurttaşlığa: Soyadı Kanunu
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e miras kalan en büyük toplumsal ve idari karmaşalardan biri, şüphesiz kişilerin kimlik tespitiydi. İnsanlar doğdukları yerle, fiziksel özellikleriyle, baba adlarıyla ya da aile lakaplarıyla anılıyordu: "Konyalı Mehmet", "Topal Hasan", "Hacıağaların Ali"... Bu durum yalnızca asker alma veya tapu işlemlerinde devletin işleyişini kilitlemekle kalmıyor, aynı zamanda modern ve eşitlikçi bir toplum yaratma idealinin önünde büyük bir engel oluşturuyordu. Cumhuriyet, tebaadan yurttaş yaratma projesiydi ve yurttaşın devlet karşısında eşit, tanımlı ve saygın bir kimliğe sahip olması gerekiyordu.
EŞİTLİKÇİ TOPLUMUN HUKUKİ TEMELİ
21 Haziran 1934’te TBMM’de kabul edilen 2525 sayılı Soyadı Kanunu, işte bu sancılı arayışın devrim niteliğindeki sonucudur. Kanunun hazırlık süreci oldukça titiz yürütülmüş, meclis kürsüsünde hararetli tartışmalar yaşanmıştır. Dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, kanunun gerekçesini açıklarken meselenin özünü şu sözlerle özetliyordu: "Her medeni insanın onu diğerlerinden ayıran bir soyadı olmalıdır."
Kanun, rütbe, memuriyet, aşiret ve yabancı ırk isimlerinin soyadı olarak alınmasını kesin bir dille yasakladı. Bu, sadece bir kayıt sistemi düzenlemesi değil; ağalık, beylik, efendilik gibi sınıfsal veya ayrıcalıklı unvanların günlük hayattan sökülüp atılmasıydı. Nitekim bu kanundan birkaç ay sonra çıkarılacak başka bir kanunla "Ağa, Hacı, Hafız, Hoca, Molla, Efendi, Bey, Beyefendi, Paşa" gibi unvanlar da resmen kaldırılacaktı.
ÇANKAYA SOFRASINDA BELİRLENEN KİMLİKLER
Kanunun yürürlüğe girmesinin ardından bütün yurtta büyük bir hareketlilik başladı. Ancak sürecin en renkli, en tarihi anıları hiç şüphesiz Atatürk'ün yakın çevresine ve Türk tarihindeki önemli figürlere bizzat soyadı vermesiyle yaşandı. Atatürk, kelimelerin kökenlerine, kişilerin karakterlerine ve tarihe olan katkılarına bakarak isimler seçiyordu.
En bilinenlerden başlayalım: İsmet İnönü.
Atatürk, Kurtuluş Savaşı'nın en kritik dönemeçlerinden biri olan İnönü Savaşları'nın kahramanına bu soyadını verirken, aslında bir ulusun kaderinin değiştiği o coğrafyayı bir isme mühürlüyordu.
Bir diğer çarpıcı örnek Fahrettin Altay'dır. Kurtuluş Savaşı'nın efsanevi Süvari Kolordusu Komutanı Fahrettin Paşa'nın soyadı hikayesi, İzmir'e dayanır. Atatürk, 1925'teki İzmir ziyaretinde Altay İdman Yurdu'nu ziyaret etmiş ve kulübün defterine övgü dolu sözler yazmıştı. Soyadı Kanunu çıktığında, Fahrettin Paşa Atatürk'e başvurarak bir soyadı rica etti. Atatürk, İzmir'e ilk giren süvarilerin komutanı olan Fahrettin Paşa'ya, hem Orta Asya'daki görkemli Altay Dağları'na hem de o çok sevdikleri Altay kulübüne atıfla "Altay" soyadını verdi.
Belki de en ilginç anekdotlardan biri Sabiha Gökçen'e aittir.
Sabiha Hanım'a "Gökçen" soyadı 1934 yılının Aralık ayında Atatürk tarafından verilmiştir. Oysa Sabiha Gökçen’in havacılığa olan ilgisi ve Türkkuşu'na girmesi 1935 yılının bahar aylarına denk gelir. Yani Atatürk, ona bu soyadını verdiğinde Sabiha Hanım henüz bir havacı değildi. Bu durum, Atatürk'ün ileri görüşlülüğünün ve çevresindeki insanları nasıl yönlendirdiğinin muazzam bir kanıtıdır.
Celal Bayar da soyadını Atatürk'ten alanlardandır. Atatürk, "ulu, yüce" anlamına gelen "Bayar" kelimesini onun için bizzat seçmişti. Keza Milli Eğitim Bakanlarından Saffet Arıkan'a, temiz kan, saf kan anlamına gelen "Arıkan" soyadı layık görülmüştü.
VE "ATATÜRK"
Elbette bu sürecin en anlamlı noktası, Mustafa Kemal'e verilecek soyadıydı. Mecliste bunun için özel bir komisyon kuruldu. Pek çok öneri tartışıldı. Saffet Arıkan'ın bir konuşmasında kullandığı "Türkata" veya "Türkatası" ifadeleri ilham kaynağı oldu. Üzerinde yapılan dil çalışmaları ve müzakereler sonucunda, Konya Milletvekili Naim Hazım (Onat) Bey'in de katkılarıyla "Atatürk" kelimesi şekillendi. 24 Kasım 1934 tarihinde, TBMM oybirliği ile bu kararı yasalaştırdı. Kanun metninde, o dönemin Türkçesinde "ilk ad" anlamında kullanılan "öz ad" tamlamasına yer verilerek şu tarihi ifade kullanıldı: "Kemal öz adlı Cumhur Reisimize Atatürk soyadı verilmiştir."
Soyadı Kanunu, bugün bize çok sıradan gelen bir hakkın; kimlik sahibi, eşit ve modern bir yurttaş olmanın tescilidir. O gün Çankaya'da, meclis koridorlarında ve nüfus müdürlüklerinde atılan imzalar, tebaadan millete giden yolun en kalıcı kilometre taşları olmuştur.