Mehmet Şandır
Çocuklarımız
Çocuklarımız; geleceğimizdir.
Her anlamda en değerli yatırım geleceğe yapılan yatırımdır. Çocuklar, toplumun ve devletin yani Türkiye'nin geleceğidir; güzel bir gelecek için en değerli yatırım çocuklarımızdır ve çocuklara yapılan yatırımdır.
Her şeyden fedakarlık, feragat yapabiliriz, çocuklarımızın sağlığı ve iyi yetişmeleri konusunda böyle bir hakkımız yok... Her konuda tasarruf edebiliriz çocuklarımızı ilgilendiren hiç bir konuda masraftan kaçamayız. Çocuk, ailesinin kıymetlisidir, göz bebeğidir, yaşam kaynağıdır ancak toplumun da ortak değeridir. Çocukla ilgili her konu ailesi ile birlikte toplumu da yakından ilgilendirmek durumundadır. Çocukla ilgili her konu Devletin öncelikli sorumluluğu altındadır.
Geçen hafta başı çocuklarımız için önemli bir olay yaşandı; okullar açıldı; 2026-2027 eğitim yılı çoğu artık kronikleşmiş birçok sorunla başladı.
Eğitim yılının başlamasını bazı göstermelik törenlerle ve artık bayatlamış nutuklarla geçiştirdik; sorunları yeterince konuşmadık; Bence doğru yapmadık...
Eğitim, toplumun büyük bir kısmının günlük yaşamının en önemli meselesi;
Türkiye'de eğitimin 12 yılı zorunlu; anaokulunu da dahil edersek çocuklarımız 13–14 yıl boyunca, yılda yaklaşık 180 gün okula gitmek zorunda; Devlet okullarına giden ilk ve orta öğretim öğrenci sayısı yaklaşık 15 milyon 336 bin, özel okullara giden 1 milyon 539 bin 579. toplam; 16 milyon 875 bin çocuk; aileleri ile birlikte en az 50 milyon insanımız; yılın yarısında eğitimin sorunları ile boğuşmaktadır; gündelik yaşamlarının en büyük meselesi okul, eğitim ve sorunlarıdır.
Kaldı ki, yaklaşık 1.5 milyon çocuğumuz yoksulluk nedeniyle okula gitmiyor ve yine yaklaşık bir milyon çocuğumuz da açık öğretimde eğitim görmektedir.
YÖK istatistiklerine göre Türkiye’de, örgün öğretim, açık ve uzaktan öğretim dâhil olmak üzere toplam 6 milyon 715 bin 761 yükseköğretim öğrencisi bulunuyor. Geçen yıl üniversitede okuyan öğrenci sayısı 7 milyon 81 bin 289 kişiydi.
Ayrıca, yaklaşık 1.2 milyon öğretmen ve yaklaşık 200 bin üniversite öğretim üyesini de katarsak; devasa bir toplum kesimi ve bataklığa dönüşmüş sorun alanı ile muhatabız!
Bu konuda ahkam kesmeye bu köşe yetmez!
Ancak, hemen her sene dokunduğum 'ücretsiz yemek' konusunu yeniden yazmak istiyorum.
Milli Eğitim Bakanlığı, 2023-24 eğitim yılı başlangıcında okullarda ücretsiz bir öğün yemek verilmesi uygulamasını 'geçici' olarak kaldırmıştı; sebebi ekonomik ise toplum devreye sokularak kaynak oluşturulmalı ve bu uygulama yeniden başlatılmalıdır.
TÜİK'in 2025 verilerine göre çocukların %36,8'i yoksulluk sınırında bir gelirle yaşayan ailelerin çocuklarıdır. TÜİK, UNICEF ve akademik araştırmalar Türkiye’de her dört çocuktan birinin okula aç gittiğini gösteriyor. 'Çocuk açlığı' Türkiye'nin en acı ve utanılacak gerçeğidir!
Bu sorun toplumun geleceği sorunudur.
'Bir çocuk okula aç geliyorsa' (ve ne yazık ki aç yatıyorsa) ülkenin geleceği tehdit altındadır; 'Ülkede her şey kötüye gitmektedir ve takip edilen tüm politikalar da yanlıştır' demektir.
Ülkemizin birçok sorunu var; bunları bir şekilde aşabiliriz, ancak çocuk açlığı sorunu varoluşsal bir sorundur. Devlet, en temel yükümlülüklerinden biri olarak her çocuğu günlük bir öğün sağlıklı ve sıcak yemekle buluşturmakla görevlidir, yapamıyorsa toplum devreye girmelidir.
Öğretmen Fırat Selçuk Ceyhan'a göre çocukların yemek yiyebilmesi, eğitimden ayrı bir konu değil; bilakis eğitimin bir parçası. "Bazı çocuklar için o bir öğün yemek; açlıkla mücadele etmeden derse girmek, arkadaşlarının yanında kendisini eksik hissetmemek ve ailesinin üzerindeki ekonomik yükü biraz olsun azaltmak anlamına gelebilir. Okul yemeği bir ayrıcalık değil, her çocuk için ulaşılabilir bir kamu hizmeti olmalıdır."
Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu'na göre, "Ücretsiz okul yemeği bir sosyal yardım değildir; bir iyilik, bir lütuf, bir ikram hiç değildir. Bu politika, çocukların yaşam hakkının, sağlığının ve eğitime eşit erişiminin ayrılmaz bir unsurudur"
Türkiye’de milyonlarca çocuğa okulda ücretsiz ve sağlıklı bir öğün yemek sunmak için bütçeden ayrılması gereken pay yalnızca %1,5’tir. Bu imkânsız ya da zor değildir. Bir avuç tefeciye 2.7 trilyon lira faiz ödeyen bu devlet çocuklarını doyurmak zorundadır, bahane üretmek 'küçüklüktür'
Yaklaşık 25 milyon çocuk ve genç varlığı ile "Büyük Türkiye" gerçeğine bu küçüklük yakışmıyor!