Artık yeter!

Bir yere kadar herkes sabreder.

“Bu kadar da ileri gitmezler” dersiniz.
“Sonuçta sandık var” dersiniz.
“Demokrasinin asgari kuralları tamamen ortadan kalkmaz” diye düşünürsünüz.

Ama bugün Türkiye’de yaşananlar sıradan bir siyasi tartışmanın çok ötesine geçmiş durumda.

Türkiye’nin birinci partisinin kurultayı mahkeme koridorlarında tartışmaya açılıyor. Milyonlarca insanın oyuyla seçilmiş belediye başkanlarına peş peşe operasyonlar düzenleniyor. Ana muhalefet partisine açık bir yargı baskısı uygulanıyor. CHP Genel Merkezi biber gazı, plastik mermi kullanan polis ve ne idüğü belirsiz yaşam formları tarafından basılıyor.

Bütün bunlar yaşanırken iktidar temsilcileri çıkıp hâlâ utanmadan “CHP’nin iç kavgası” diyebiliyor.

Onlarsa güya dünya meselelerini çözmekle meşguller. CHP’nin “iç tartışmalarıyla” vakit kaybetmeye niyetleri yokmuş.

Sevsinler.

Milletin aklıyla bu kadar alay edilmez.

Çünkü mesele artık yalnızca CHP meselesi değildir. Mesele, halkın iradesine sahip çıkıp çıkamayacağı meselesidir. Bugün yaşananlara sessiz kalınırsa yarın hiçbir seçim sonucunun güvencesi kalmaz.

İnsanlar bunu görüyor.

Bu yüzden toplumdaki öfke sadece ekonomik krizden kaynaklanmıyor. İnsanlar aynı zamanda aşağılanmış hissediyor. Verdiği oyun değersizleştirildiğini düşünüyor. “Sandıkta kazanamazsak başka yollar buluruz” anlayışının memlekete hakim olmasına itiraz ediyor.

Ve iktidarın asıl korkusu da burada başlıyor.

Çünkü karşılarında artık eski, içine kapanmış, ne yapacağını bilemeyen bir CHP yok. Karşılarında meydanlara çıkan, geri adım atmayan, halkın itirazını örgütleyen bir siyasi irade var. Ve o iradenin başında da baskılara rağmen geri çekilmeyen bir Özgür Özel var.

Bugün topluma umut veren şey budur.

Tam da bu nedenle CHP’ye yönelik müdahaleleri meşrulaştırmaya çalışan herkes tarihe çok ağır bir sorumluluk bırakmaktadır. Buna yıllarca CHP’nin başında bulunmuş Kemal Kılıçdaroğlu da dahildir.

Bunu söylemek kolay değil. Çünkü milyonlarca insan yıllarca kendisine destek verdi. Ancak bugün kişisel hesapların, memleketin demokrasi mücadelesinin önüne geçmesine de sessiz kalınamaz.

Mesele kişiler değil, ülkenin geleceğidir.

Türkiye yavaş yavaş sandığın değil, operasyonların belirleyici olduğu bir düzene sürüklenmek isteniyor. İnsanların itiraz ettiği şey tam olarak budur.

O yüzden bugün yapılması gereken şey korkmak ya da susmak değildir.

Tam tersine, korku duvarını yıkmaktır.

Demokrasi yalnızca seçim günü sandığa giderek korunmaz. Gerektiğinde ses çıkararak, itiraz ederek, meydanlarda yan yana durarak korunur.

Halk korkmamaya başladığında hiçbir iktidar eskisi kadar güçlü kalamaz.

Korkmayalım iktidardan. İktidar bizden korksun!

Önceki ve Sonraki Yazılar
Kaya Türkmen Arşivi

Yalancının mumu

21/04/2026 07:00