Demokrattan otokrat yaratan süreçler üstüne…

Victor Orban, Macaristan seçimlerini kaybederek iktidardan düştü. 2022’de Türkiye’dekinin benzeri bir “altılı masa” ittifakı karşısına çıkmış olmasına rağmen Orban’ı yıkamamıştı. Demek ki siyasette her kafadan bir ses çıkan oluşumlar, coğrafya fark etmeksizin toplumu cezbetmiyor.

Orban’ı iktidara taşıyan unsur, Sovyet Rusya eleştirisi üstüne bina ettiği protest kimliğiydi. Hukuk eğitimi sonrasında 1988 yılında Fidesz’i (Genç Demokrat Birliği) kurdu ve Sovyet karşıtı bir eksende ülkesinin de demokrasiyi hak ettiğini haykırdı. Ne ilginçtir ki Orban’ın demokrasi mücadelesi verdiği tarihten kısa süre önce Türkiye’de demokratik değerleri reel (Sovyet) sosyalizmde arayan binlerce genç devrim özlemi ile canı pahasına mücadele ediyordu. Türkiye’de solcu gençliğin özlemini duyduğu rejim, yakın bir coğrafya halkının ve gençliğinin kâbusuydu. Soros bursları ile devam eden kişisel gelişim süreci, Orban’ı 1998’de Macaristan başbakanı yaptı. Dört yıllık görev süresini 8 yıllık ara izledi ve 2010 yılında ezici bir çoğunlukla geri dönerek, geçtiğimiz hafta pazar günü son bulan 16 senelik iktidar yolculuğuna başladı.

Orban, Sovyet Rusya karşıtlığı ile başlayan hikâyesini Batı ile bütünleşmeye varan bir politika ile sürdürdü. Ülkesini önce NATO, sonra AB üyesi yaptı. Tabii bu süreçte AB üyesi olmanın kanunî ve hukukî altyapısını hazırladı ve ülkesinin demokrasi standardını yükseltti. 2008 ekonomik krizine karşı geliştirdiği kendine özgü ekonomik tedbirlerle ülkesini krizin yıkıcı etkilerinden korumayı başardı.

Sonrası ise Türkiye için de klasik hâle gelen, güçlenen liderlerin geçmişiyle bağını kopararak otoriterleşmesi serüveni oldu. Kuvvetler ayrılığından ödünler vererek yürütmenin yargı üstündeki yetkisini anayasa değişiklikleri ile artırdı ve yargı bağımsızlığına gölge düşürdü. Medyanın kendisine yakın iş insanlarının eline geçmesini sağladı, eleştirmeye kalkanları nefessiz bıraktı. Seçim sisteminde değişiklikler yaptı, seçim bölgelerini yeniden düzenledi. Devletin imkanlarını kampanya süreçlerinde seferber etti. Sivil toplum kuruluşlarının kaynaklarını kısıtlamaya yönelik adımlar attı (Bu konu yabancı fonların desteği bağlamında Türkiye için de tartışmalı bir konudur). Üniversitelerin yapısında düzenlemelere gitti. Göç politikalarını katılaştırdı, göçmen karşıtı girişimleri destekledi. Devlet politikalarını güvenlik ekseninde revize etti, ulusal kimliğin korunması üstüne bir politik anlayış geliştirdi. Son dönemde Trumpizmin de alameti farikalarından birisi olan LGBT karşıtlığı üstünden muhalefeti hedef aldı.

Devrin belası Trump’ı seçim kampanyalarında arkasına aldı, ABD başkan yardımcısı JD Vance ile birlikte miting yaptı. Bunun yanında gençliğinde mücadele ettiği ve “defol” dediği Rus Otoriteryanizmi ile de barışarak Putin ile dost oldu, ülke çıkarlarını ortaklaştırdı. Hülasa politik serüveninin başında muhalefet ettiği, mücadele ettiği, kavga ettiği ne varsa politik serüveninin serencamında ona dönüştü. Ve Macaristan, Orban’dan sandık yoluyla kurtuldu.

Bugün Orban’ın otoriterleşme sürecinde yaptıklarını alın ve Türkiye’nin son yirmi yılı ile karşılaştırın. Belki tek ayrışma göç politikaları noktasında olacaktır. O da lanse edildiği gibi ensar ve muhacir kültürüne olan saygının ve uhrevi gönül zenginliğinin değil, coğrafi ve ekonomik şartların bir neticesidir. Türkiye, AB üyesi olsaydı ve komşuları Suriye, Irak, İran değil de Romanya, Almanya, Hırvatistan olsaydı göç politikalarında da fark olmayacağından emin olabilirsiniz.

Sovyet zulmüne isyan eden Orban ile Türk elitizminin gadrine uğrayan, kışla siyasetinin ezdiği Erdoğan geleneğini aynı otoriter çizgiye taşıyan etkenler üstünde durmak gerekiyor. Devleti yönetme misyonu, liderlere geldikleri yeri unutturuyor. Halkın adamı imajı ile yükselen Ecevit’e Merve Kavakçı’ya haddini(!) bildirten de tek parti baskısına tepkinin sembolü olan Menderes’e tahkikat komisyonunu kurduran da solcu kökenli liderleri ordudan medet umar hâle getiren de devletle bütünleşmiş olmalarıdır.

Çok defa söyledik, bir defa daha tekrar edelim; bizim gibi ülkelerde demokrasi devlet merkezli dairenin merkezkaç kuvvetidir. Devlet, lideri güç ile büyüler; lider, devletin varlığını kendinden menkul görmeye başlar.

Bir de ölmeden bitmeyen görev süreleri sorunu var. İktidar kalma arzusu, durduğu yerde kokuşup çürüyen bir güruhun ülkenin tüm kaynaklarına hükmetmesine neden oluyor. Otoriter lider ile kokuşmuş yapının birbirlerini besleyen simbiyotik ilişkisi de kaçınılmaz oluyor.

Neyse ki demokrasi kırıntıları hâlen var ve bir gün o sandık buralara da gelecek…

Önceki ve Sonraki Yazılar
Boray Acar Arşivi

Cereyanlar Üstüne…

04/03/2026 07:00

Din elden gider mi?

25/02/2026 07:00

Kobani yanarken

28/01/2026 07:00