Boray Acar
Kutsallar mı kazanacak, insanlık mı?
Bölgede sular durulmadığı gibi yeni çatışmalar ile birlikte işler daha çetrefilli bir hâl alıyor. Konunun uzmanları ve meraklıları işin nerelere varabileceğine dair bitmeyen analizler yapıyorlar. İşi “iki psikopatın marifeti” olarak görmek bu günlerde adetten… İsrail’in sapkınlığının bölgeye bu ölçüde yayılması ilk defa olsa da Amerika’nın politikasında tarihten bugüne önemli bir değişiklik yok. Irak, Afganistan, Libya, Mısır gibi yakın tarihte yaşanmış örnekler önümüzde duruyor. Postkolonyal döneme özgü mutat yayılma politikalarını yürütüyorlar. Artık en hayalperesti dahi demokrasi ve özgürlük getirmek gibi bir niyetin olmadığını anlamış olması gerek.
Son dönemi geçmişten ayıran en önemli fark, dinin gölgesinin yarattığı karanlık. İsrail’in yıkım stratejisinin arkasında, sınırları belirsiz Arz-ı Mevud coğrafyasına yayılma çılgınlığı var ve bunu Armageddon Savaşı ile başaracaklarına inanıyorlar. Amerika da şu anda adeta bir vekâlet savaşı yürütüyor. Trump’a dokunarak dua eden Evanjelist rahiplerin görüntüleri de durumu yeterince açıklıyor. İşin arka planında elbette enerji kaynaklarının kontrolü gibi, Çin’in korkutucu (!) yayılma politikasını durdurmak gibi saikler olduğunu biliyoruz. Buna rağmen İsrail’in din temelli yayılma stratejisini de hafife alamayız. Siyonizm siyasi bir felsefe olsa da kökeninde bir dini inancın farklı veçheleri var. Ve bu yorumların belli İsrail çevrelerindeki teorik çerçevesi tüm “İslam Ümmeti”ni varoluşsal bir tehdit olarak görmek ve ortadan kaldırmak noktasında mühürleniyor.
Amerika’nın vekâlet rolüne dair Serdar Turgut’un “Trump ve Zamanın Sonu” kitabından çarpıcı bir anekdot: “Devlet görevlisi arkadaşımın dediği ve tecrübeli gazetecinin de onayladığına göre, Amerika’da yeni başkan seçildiğinde, kendisinin oval ofisteki ilk çalışma gününde önüne imzalaması için konan ilk resmî belge, başkanlığı süresince İsrail’in elinde bulunan nükleer silah gücünü katiyen tartışma konusu yapmayacağını garanti altına alan belge olurmuş…”
Bunun gerçek olup olmadığını elbette bilemeyiz. Ancak savaşları bitirme ve MAGA (“Amerika’yı Yeniden Harika Yap!”) sloganı ile seçim kazanan Trump’ın işleri getirdiği noktaya bakılırsa Yahudi lobisinin gücü anlaşıldığı gibi yukarıdaki pasajın doğruluk payı da artıyor.
Malumunuz, Türkiye’de hilafetin kaldırılmasına hayıflanan, kaldırılmamış olsaydı dünyaya nizam vereceğine inanan bir kesim var. Tabii bunu ifade ederken dinin kuşatıcı ve birleştirici ruhunu referans alıyorlar. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde, halife görevinin başında iken yaşanan Arap ayaklanmalarından bahsedildiğinde yalanlıyor, Filistinlilerin İsrail devletinin bu güce ulaşmasındaki paylarını inkâr ediyorlar. (Tabii ki hiçbir tarihi hata İsrail’in bugün yarattığı bölgesel terörün, kadın, çocuk demeden öldürmesinin, okul, hastane demeden yakıp yıkmasının gerekçesi olamaz.) Tarihten ders almadıkları gibi olanı da çarpıtıyorlar. O vakit bugüne dönelim…
Bugün tüm bölgeye yayılan çatışmalar karşısında olmayan bir şey varsa o da ümmet şuuru ile zulme karşı çıkan bir İslam birlikteliğidir. İslam ülkelerinin her biri, bölgesel ve ulusal çıkarları neyi gerektiriyorsa onu yapıyor. Meselenin etik tarafını sorgulamayı bir tarafa bıraktık. Olmayan bir şuur, birliktelik ve ortak hassasiyetler üstünden retorik yapmak da anlamsızlaşıyor. Ortak ulusal çıkarlar ve bölgesel stratejiler olmadığında, inanç birliğinin kifayetsizliği ile yüzleşiyoruz. Öyleyse Yahudiler, Evanjelist Hristiyanlar vesaire demeyiniz. Onların eylemleri, kutsallık kılıfı ile perdelenen orantısız gücün bölgesel tezahürleridir. Yoksa hangi inanç sistemi bu pedofili sapık zihniyetin dünyaya layık gördüğü zulmü hoş görebilir?
Bugün yaşatılan zulüm; insanlık tarihinde utanç yılları olarak anılacak ve mutlaka lanetlenecektir. Ve verdiği insanlık dersi ile hatırlanacak olan da ne dua etmekten gayrı hayrı olmayan bir ümmet, ne de çıkarları gereği İsrail&Amerikan zulmüne taraf olan İslam devletleri olacaktır. İnsanlık; zarar görmek pahasına karşı irade koyan, Hristiyan İspanya’nın solcu başbakanı Pedro Sánchez’i minnetle anacaktır. Tarih; Sánchez’in popülizm peşinde koşmadan, samimiyetle, solun insan odaklı ideolojik yaklaşımını temel alarak boykot ettiğini, üslerini kapattığını ve İsrail ile olan ticaretini askıya aldığını yazacaktır. Esasen Sánchez, tüm İslam âlemine ve dini ideolojik aygıt olarak gören herkese de insanlık dersi vermiştir.
Demek ki katliama ve sapkınlığa boyun eğmemek için aynı değerlere sarılmak gerekmiyormuş; insanı merkeze alan, vicdan sahibi bir irade yeterli oluyormuş.