Kaya Türkmen
Jeopolitik güç, diplomatik başarı değildir
Türkiye önemli bir ülke. Coğrafyası, tarihi, nüfusu, ordusu, ekonomisinin ölçeği, Karadeniz’den Ortadoğu’ya, Kafkasya’dan Balkanlar’a uzanan jeopolitik konumu Türkiye’yi önemli kılıyor. Hele dünyanın böylesine sarsıldığı, savaşların, enerji krizlerinin, göç hareketlerinin, büyük güç rekabetinin aynı anda yaşandığı bir dönemde Türkiye’nin önemi daha da artıyor.
Bu önem iktidarın dış politika başarısından mı kaynaklanıyor, yoksa Türkiye’nin sahip olduğu konumdan ve şartların yarattığı konjonktürden mi?
Eski bir söz vardır: Mesele koltuktan güç almak değil, koltuğa güç vermektir. Dış politikada da mesele Türkiye’nin sahip olduğu coğrafi ve tarihî önemden sadece yararlanmak değil, o önemi itibara, etkiye ve sonuca dönüştürebilmektir. Bugünkü iktidarın dış politikadaki temel sorunu da tam burada yatıyor. Türkiye’nin öneminden güç alıyorlar, ama Türkiye’nin itibarına, öngörülebilirliğine, kurumsal kapasitesine ve diplomatik ağırlığına aynı ölçüde güç katamıyorlar.
Türkiye haritada değerli bir yerde duruyor. Ama haritadaki yeriniz size otomatik olarak saygınlık kazandırmaz. Saygınlık, tutarlılıkla kazanılır. Güven, hukukla kazanılır. Etki, kurumlarla kazanılır. Diplomatik ağırlık, bir gün söylediğinizi ertesi gün tersine çevirmemekle kazanılır.
Bugün iktidar Türkiye’nin önemini kendi başarısı gibi pazarlıyor. “Herkes bizimle konuşuyor” diyorlar. Elbette konuşacaklar. Çünkü Türkiye büyük bir ülke. Çünkü sınırlarının hemen ötesinde savaşlar var. Çünkü NATO üyesi. Çünkü Karadeniz’de, Suriye’de, Irak’ta, Kafkasya’da, enerji hatlarında, göç yollarında Türkiye olmadan denklem kurmak zor. Ama bu, iktidarın dış politikayı iyi yönettiği anlamına gelmez. Bazen sizinle konuşulması, size güvenildiği için değil, sizi hesaba katmak zorunda oldukları içindir.
İtibar başka bir şeydir. Davet edilmek başka, mecburen aranmak başka. Masada bulunmak başka, masada oyun kurmak başka. Krizlerin ortasında önemli hale gelmek başka, krizsiz dönemde de güvenilir ortak olarak görülmek başka.
Doğu Akdeniz’e bakalım. Türkiye enerji güvenliği ve deniz yetki alanları bakımından bölgenin en kritik aktörlerinden biri. Buna rağmen Doğu Akdeniz Gaz Forumu kurulduğunda masada yoktu. Mısır, Yunanistan, Güney Kıbrıs, İsrail, İtalya, Ürdün, Filistin ve Fransa aynı masada buluşurken Türkiye dışarıda kaldı. Elbette bazı ülkelerin Türkiye’yi denklemin dışında bırakma çabaları vardı. Ama dış politika biraz da bu çabaları boşa çıkarma sanatıdır. Coğrafi olarak enerji denkleminin merkezinde olup diplomatik olarak masanın dışında kalmak, övünülecek değil, sorgulanacak bir durumdur.
Savunma alanında da F-35 örneği ortada. Bir NATO üyesi olarak gidip Rusya’dan S-400 sistemleri almayı büyük bir stratejik tercih gibi sundular. Sonuçta Türkiye F-35 programından çıkarıldı. Oysa bu program sadece birkaç uçak meselesi değildi. NATO içi güvenin, yüksek teknoloji üretim ağlarının, savunma sanayii entegrasyonunun ve beşinci nesil hava gücü kapasitesinin parçasıydı. Parasını ödediğimiz uçakları alamadık, ortak üretim zincirinden dışlandık, yıllarca bu kaybın telafisi için uğraşmak zorunda kaldık. Hâlâ da uğraşıyoruz. Önce sorun yaratıp sonra o sorunun hasarını azaltmaya çalışmayı başarı diye sunmak, dış politika değildir.
İktidar olmanın bir avantajı var: Olanla övünebiliyor, olmayanı gizleyebiliyorsunuz. Yapılan ziyareti anlatıyor, davet edilmediğiniz masaları unutturuyorsunuz. Bir krizden sonra kurulan teması başarı diye sunuyor, o krizin niçin çıktığını tartıştırmıyorsunuz. Kapısı açılan ülkeyi gösteriyor, kapısı kapanan programları, kaçırılan fırsatları, dışarıda kalınan platformları görünmez kılıyorsunuz.
Oysa Türkiye’nin ihtiyacı, kendi önemine yaslanarak günü kurtaran bir dış politika değil, Türkiye’nin önemini itibara, itibarı etkiye, etkiyi de milletin refahına dönüştüren bir dış politika.
Türkiye’nin coğrafyası güçlüdür. Ama dış politika sadece coğrafya değil. Türkiye’nin ordusu güçlüdür. Ama dış politika sadece askerî kapasite değil. Türkiye’nin tarihi derindir. Ama dış politika sadece tarih anlatmak değil.
Önemli olan bu potansiyeli güvenilir, tutarlı, kurumsal ve demokratik bir devlet aklıyla yönetebilmek. Türkiye’nin yeni dünyadaki gücü yalnızca ordusunun büyüklüğünden, coğrafyasının öneminden ya da kriz bölgelerine yakınlığından gelmeyecek. Asıl güç, öngörülebilir, kurumsal, demokratik ve hukuk devletiyle desteklenen bir dış politika inşa edebilmesinden gelecek.
Türkiye’nin yeri değerlidir. Marifet, o yere layık bir dış politika üretebilmekte.