Kaya Türkmen
Meclis, Sokak, Özgür Özel
“Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” Kemal Atatürk
Cumhuriyet Halk Partisi’ne karşı yürütülen yargı savaşı, iktidarın tek başına yürüttüğü bir operasyon değil. Bu savaş, partinin seçilmiş iradesini gasp etmeye çalışan butlan kadrolarının iktidarla suç ortaklığı içinde yürüttüğü bir saldırı. Bir yanda mahkeme kararlarıyla siyasete şekil vermeye çalışan kötücül iktidar aklı, diğer yanda kendi partisinin iradesine yapılan müdahaleye yaslanan mızıkçı bir kadro var. Hedef alınan yalnızca bir parti yönetimi değil, halkın değişim umudu ve Özgür Özel önderliğinde ortaya çıkan demokratik yenilenme hareketi.
Bugünkü tabloya soğukkanlılıkla bakmak gerekir. Özgür Özel ve arkadaşlarının elinde üç sağlam kale var. Karşı hamleler de bu üç kaleyi düşürmeye yönelik.
Birinci kale CHP’nin TBMM grubudur.
Parti Meclisi, MYK ve Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi gitmiş olabilir. Parti içindeki resmi sıfatlar gasp edilmiş olabilir. Ama Meclis grubu ortadadır. Milletvekilleri seçimle gelmiştir. Seçmen iradesiyle oradadır. Ve bu grubun ezici çoğunluğu Özgür Özel’in yanında duruyor.
Meclis grubu, Özel önderliğindeki hareketin en açık ve meşru dayanaklarından biri. Bu kaleye yönelmeleri, grup yönetimini tartışmaya açmaları, grup başkanvekilleri üzerinden hamleler yapmaları tesadüf değil. Amaç, hareketin Meclis’teki sesini kısmak, milletvekillerini koparmak ve meşru iradeyi dayanağından mahrum bırakmak.
Bu oyunun bozulması için Meclis grubu, Özgür Özel’in arkasındaki seçilmiş iradeyi her gün yeniden görünür kılmalıdır. Meclis’ten yükselecek her söz, halka aynı güveni vermelidir: Bu irade sahipsiz değildir; bu hareket yalnız değildir.
İkinci kale sokaktır.
Sokak, demokrasilerde suç mahalli filan değil, yurttaşın anayasal hakkını kullandığı kamusal alandır. Tam da bu yüzden sokağı öcüleştirmeye, kriminalize etmeye çalışıyorlar. “Sokağı karıştırmak”, “ayaklanma çağrısı”, “provokasyon” gibi sözlerle meşru demokratik tepkiyi suç gibi göstermeye uğraşıyorlar.
Bu tuzağa düşmemek gerekir. Özgür Özel’in liderliğindeki hareketin sokaktaki gücü, kalabalığın büyüklüğünden önce ahlaki üstünlüğünden geliyor. Bugüne kadar yapılan yüzlerce miting ve buluşma barışçıl, disiplinli ve demokratik bir çizgide gerçekleşti. Bundan sonra da aynı çizgi korunacak, öfke değil meşruiyet büyütülecektir.
Üçüncü kale ise Özgür Özel’in kendisidir.
Bu kalenin hedef alınmasının sebebi açık. Özgür Özel yalnızca bir genel başkan değil. 31 Mart’tan sonra ortaya çıkan yeni muhalefet enerjisinin taşıyıcı ismi. Arkasında yalnızca örgütsel destek değil, meydanlarda, sandıkta ve toplumun değişim arzusunda karşılık bulan muazzam bir halk desteği var. Onu güçlü kılan, kitlelerle kurduğu güven ve sahici bağ.
Karşı tarafın asıl rahatsızlığı da buradan geliyor. Özgür Özel ile yurttaşlar arasındaki bu bağı koparmak, hareketin moral merkezini dağıtmak ve değişim iradesini başsız bırakmak istiyorlar. Bu nedenle Özel’i yalnızlaştırmak, etkisizleştirmek, hatta tecrit etmek seçeneğini zorlamaları güçlü bir olasılıktır.
Ama bu da bozulabilecek bir oyundur. Bunun yolu, Özgür Özel’i yalnız bırakmamak ama hareketi yalnızca onun fiziki varlığına mahkûm etmemektir. Özel nerede olursa olsun, hangi baskıyla karşılaşırsa karşılaşsın, temsil ettiği siyasi iradenin merkezde kalacağı halka gösterilmelidir.
Bunun için Özgür Özel’in sesi çoğaltılmalıdır. Meclis grubu aynı kararlılıkla konuşmalı, belediye başkanları aynı sahiplenmeyi göstermeli, örgütler aynı hattı taşımalı, meydanlar aynı barışçıl iradeyi görünür kılmalıdır. Susturmak istedikleri şey bir sesse, o ses binlerce ağızdan yükselmelidir. Koparmak istedikleri bağ, korkuyla değil dayanışmayla güçlendirilmelidir.
Bugünkü gelişmeler, mücadelenin CHP içinde yürütülmesi imkanının giderek daraldığını gösteriyor. Elbette en doğrusu bu mücadelenin CHP çatısı altında sürmesi. CHP sıradan bir tabela değil. Bu ülkenin kurucu partisi, milyonların baba ocağı. Ama eğer bu baba ocağı seçilmiş iradeye kapatılmak istenirse, mücadele o kapının önünde bitmez.
Yeni bir parti kurmak ya da mevcut demokratik bir partinin listelerinden seçime girmek, bu hareketin öncelikli bir tercihi değil, iktidarın ve butlan kadrolarının meşru mücadele zeminini kapatma ısrarının doğurabileceği mecburi seçenekler. CHP’nin tarihsel mirası, seçilmiş iradesi ve değişim umudu onların insafına mı terk edilecek?
Bu nedenle Özel önderliğindeki hareketin bütün ihtimalleri göz önünde bulundurması, bir bölünme iradesi olarak değil, dayatılan koşullar karşısında millet iradesini savunma sorumluluğu olarak görülmelidir.
Asıl bölücülük, seçilmiş iradeyi parti içinde yaşatmaya çalışanları yeni arayışlara mecbur bırakmaktır.
Bu üç kaleyi korumanın anahtarı meşruiyet, birlik ve soğukkanlılıktır.
Meclis grubu dimdik duracak. Sokak barışçıl ve kararlı kalacak. Özgür Özel yalnız bırakılmayacak. Onun temsil ettiği değişim iradesinin merkezde kalacağı dosta düşmana gösterilecek.
Bugünün görevi budur.
Millet iradesi sahipsiz değildir. Susturulamaz, dağıtılamaz, teslim alınamaz.