Enkazın adını eser koydular

Akape iktidarını anlatmak için uzun boylu analizlere gerek yok. Yapılanları ve yapılmayanları yan yana koymak yeter. Yapmaları gerekeni yapmadılar. Yapmamaları gerekeni inatla yaptılar. Hukuku işletmediler, denetimi kurmadılar, liyakate sahip çıkmadılar, halkı dinlemediler, felaketlerden sonra hesap sormadılar.

Bu iktidar tarihe, bir parkı savunan insanları yıllarca cezalandıran iktidar olarak geçecek. Gezi’de bir ağacı, bir parkı, bir yaşam tarzını, bir kentin hafızasını savunanları hedef aldılar. Ön safta duran, söz söyleyen, itiraz eden kim varsa peşine düştüler. Bir kent hakkı itirazını ağır ceza dosyasına çevirdiler. Osman Kavala hâlâ cezaevinde. Can Atalay milletvekili olduğu halde özgürlüğüne kavuşamadı. Tayfun Kahraman ve arkadaşlarını utanç kararlarıyla cezalandırdılar.

Bu iktidar tarihe, deprem ülkesinde imar affı çıkaran iktidar olarak geçecek. Kaçak ve güvensiz yapıları para karşılığı kayıt altına aldılar, 6 Şubat’ta on binlerce insanımızı kaybettik. Sadece binalar yıkılmadı. Devlet ciddiyeti, denetim, kamu yararı ve hukukun koruyucu işlevi de yıkıldı. İnsanlar enkaz altında can verirken, en güvenilen yardım kuruluşu çadır sattı.

Bu iktidar tarihe, faciaları kaderle açıklayan iktidar olarak geçecek. Soma’da, Çorlu’da, Aladağ’da, Ermenek’te önce insanlar öldü, sonra iktidar konuştu. Soma’da “fıtrat” dediler. Depremlerde “kader planı” dediler. Göz göre göre gelen faciaları alın yazısıymış gibi anlattılar. Hesap sormaya yeltenenlere tevekkül telkin ettiler.

Bu iktidar tarihe, doğayı şirketlerin iştahına teslim eden iktidar olarak geçecek. Akbelen’den İkizdere’ye, Kazdağları’ndan Cerattepe’ye yurttaşları ağacını, suyunu, toprağını savunduğu için jandarmayla, davalarla, baskıyla karşı karşıya bıraktılar. Kanal İstanbul örneğinde İstanbul’un geleceğini halka sormadan, bilime kulak vermeden, iktidar inadıyla dayatmak istediler.

Bu iktidar tarihe, sandığı sadece kazandığında seven ve rakiplerini sandıkta yenmek yerine devlet gücüyle tasfiye etmeye çalışan iktidar olarak geçecek. Seçilmiş belediye başkanlarını görevden alıp yerlerine kayyımlar atadılar. Davaları, fezlekeleri, siyasi yasak tehditlerini, diploma iptallerini, belediye operasyonlarını, medya linçlerini ve itibarsızlaştırma kampanyalarını siyasetin aracı haline getirdiler.

Bu iktidar tarihe, yargıyı siyasetin sopasına dönüştüren iktidar olarak geçecek. Tutuklamayı cezaya çevirdiler. AYM kararlarını uygulamadılar. AİHM kararlarını yok saydılar. Masumiyet karinesini ayaklar altına aldılar. İnsanları iddianame yazılmadan suçlu ilan ettiler. Hedef gösterdiklerini mahkeme kararı beklemeden itibarsızlaştırdılar, tutukladılar, yıllarca özgürlüklerinden mahrum bıraktılar. Gözaltında çıplak arama, ters kelepçe, uzun bekletme, hakaret ve tehdit bu dönemin karanlık hanesine yazıldı.

Bu iktidar tarihe, KHK’larla hayat karartan iktidar olarak da geçecek. İnsanları bir gecede işinden, pasaportundan, mesleğinden, geleceğinden ettiler. Yargı kararı olmadan hayatları kararttılar, aileleri dağıttılar, insanları sivil ölüme mahkûm ettiler.

Bu iktidar tarihe, medyayı propaganda aygıtına çeviren iktidar olarak geçecek. Gerçekleri kararttılar. Muhalif sesleri RTÜK cezalarıyla, erişim yasaklarıyla, ilan kesme baskısıyla, davalarla ve linç kampanyalarıyla susturmak istediler.

Bu iktidar tarihe, devlet kurumlarının içini boşaltan iktidar olarak geçecek. Dışişleri’nin birikimini, Merkez Bankası’nın itibarını, TÜİK’in güvenilirliğini, üniversitelerin özerkliğini, baroların bağımsızlığını aşındırdılar. Büyükelçi atamalarından kamu kadrolarına kadar liyakat yerine sadakati, ehliyet yerine yakınlığı, devlet terbiyesi yerine parti aidiyetini öne çıkardılar. Bununla da yetinmediler; Cumhuriyetin ilke ve kurumlarıyla intikam duygusuyla hesaplaştılar. TSK’yı hoyratça silkelediler, yeniden biçimlendirdiler. Askeri okulları kapattılar, kurumsal hafızayı dağıttılar. GATA’ya Abdülhamit adını vererek Cumhuriyet hafızasına dönük karşı devrimci bir işaret fişeği yaktılar.

Bu iktidar tarihe, halkı yoksulluğa mahkûm eden iktidar olarak geçecek. Emekliyi pazar çöplerinde çıkma ürün aramaya, ücretliyi ay sonunu getirememeye, çiftçiyi mazot, gübre, yem, elektrik ve kredi yükü altında üretimden vazgeçmeye zorlayan bir ekonomi enkazı bıraktılar.

Kadınların haklarını bir gece kararıyla budadılar. Laik eğitimi tarikat ve cemaat ağlarına açtılar.

Bütün bunlara bir de “eser siyaseti” dediler. Oysa eser sadece beton dökmek, köprü yapmak, ihale dağıtmak değildir. Çok partili düzen, seçimle iktidarı devretmek, sendika hakkı, toplu sözleşme, grev, sosyal devlet, üniversite özerkliği, Anayasa Mahkemesi, planlama, laik eğitim ve yurttaşlık bilincidir asıl eser. CHP’nin hanesinde böyle eserler vardır.

Dikili ağaçtan söz edenlerin geride bıraktığı manzara çoğu yerde kesilmiş orman, susturulmuş toplum, dağıtılmış kurum ve yıkılmış adalet duygusudur.

Akape iktidarı tarihe nasıl geçecek? Gezi’den imar affına, deprem yönetiminden kayyımlara, KHK’lardan medya düzenine, ÇED kararlarından çadır satışına, Soma’dan Çorlu’ya, Kanal İstanbul’dan İstanbul Sözleşmesi’ne kadar yapılanları ve yapılmayanları yan yana koymak yeter.

Bunlar münferit yanlışlıklar değil, aynı zihniyetin farklı alanlardaki tezahürleridir.

Ortaya çıkan şey yönetim hataları toplamı değildir. Baştan aşağıya kötülük, baştan aşağıya hukuksuzluk, baştan aşağıya utançtır.

Ve bu ülkenin bu iktidardan, bu zihniyetten, bu düzenden bir an önce kurtulması gerekir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Kaya Türkmen Arşivi

Sokak

03/06/2026 07:00

Artık yeter!

26/05/2026 07:00