Hüseyin Tapınç

Hüseyin Tapınç

Aynılık

Son yıllarda yazın geldiğini Bodrum’daki lüks otellerde satılan lahmacunun fiyatının internete düşmesinden; yaz aylarının ortalarına yaklaştığımızı ise Yunanistan’a giden tatilcilerle ilgili haberlerin artmasından anlayabiliyoruz.

2020 yılında başlayan pandeminin etkilerinin 2022 yılından itibaren azalmasıyla birlikte Türkiye’den yurt dışına giden kişilerin sayısında hızlı bir artış gözlenmeye başlandı.

2020 yılındaki kısıtlamalarla birlikte 2 milyon 243 bine gerileyen yurt dışına çıkan kişi sayısı, 2022 yılında 7 milyon 300 bine ve 2023 yılında 11 milyon kişiye yükseldi. Yurt dışına seyahat edenler 2025 yılında en yüksek seviyeye ulaşarak 12 milyona çıktı. Bu yılın ilk altı ayında yurt dışına çıkanların sayısı 6 milyon 370 bin kişi olarak kayıtlara geçti.

Türkiye’den yurt dışına yapılan seyahatlerin iki temel nedeni bulunuyor. Bunların ilki tatil, gezi ve eğlence amaçlı seyahatler; ikincisi ise akraba ve arkadaş ziyaretleri.

Yurt dışı seyahatlerinde ülke tercihini en fazla vizesiz seyahat imkânı veya vize alma kolaylığı, coğrafi yakınlık ve gidilecek ülkede tanıdıkların bulunması etkiliyor. Bu çerçevede Irak, Bulgaristan ve Gürcistan en çok tercih edilen ülkeler olarak öne çıkıyor. Listenin dördüncü sırasında Yunanistan var.

Hepimizin bildiği gibi Yunanistan, son yıllarda tatil için en çok tercih ettiğimiz ülkelerden biri. Türkiye’den Yunanistan’a gidenlerin sayısı her yıl düzenli olarak artıyor. Açıklanan verilere göre, 2023 yılında yaklaşık 800 bin olan ziyaretçi sayısı 2025 yılında 1,5 milyon düzeyine ulaştı. Bu yılın ilk altı ayında Yunanistan’a gidenlerin sayısı da 900 bin kişi.

Türkiye’den tatil için Yunanistan’a gitmenin çeşitli nedenleri var ve bu konuda onlarca yazı okumuş olma ihtimaliniz oldukça yüksek. Bu yazılarda en çok vurgulanan üç unsur Türkiye ile Yunanistan arasındaki fiyat farkı, kapıda vize uygulaması ve adalara ulaşımın kolaylığı olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye’nin kaotik atmosferini geride bırakıp Yunanistan’da huzur bulmak da cabası.

Hiç kuşkusuz, Türkiye’deki konaklama ve yeme-içme maliyetlerinin artması ve döviz kurunun enflasyona kıyasla daha düşük oranda yükselmesi karşı kıyıları son derece cazip bir alternatif haline getiriyor. Yunanistan’ın asıl tercih edilme nedeni de bu. Üstelik bu durumun son iki-üç yıldır hiç değişmeden aynı kalması Yunanistan’a daha sık gitme arzusunu güçlendiriyor.

Benim gibi karşı kıyılara sık seyahat ediyorsanız adaların, hatta anakaranın başka bir özelliğinin daha büyüsüne kapılıyorsunuz: Değişimin yavaşlığı, hatta değişmemenin insanda yarattığı huzur.

Bodrum’a seyahat edenlerin, hatta Bodrum’da yaşayanların büyük ölçüde yabancısı olduğu bir toplumsal gerçeklik adaların yıllardır değişmeyen yüzünü oluşturuyor. Bodrum ne kadar hızlı değişip dönüşüyor ve mekânlar ne kadar hızlı el değiştiriyorsa, adalar da bir o kadar değişmeden aynı kalıyor. Geçmiş seyahatlerinizde gördüğünüz oteller, restoranlar, barlar ve küçük dükkânlar hâlâ aynı yerde duruyor; üstelik çoğu yıllardır aynı kişiler tarafından işletiliyor. Etrafınıza baktığınızda gördüğünüz manzara bile aynı; bozulmamış, el sürülmemiş.

Evet, Bodrum ile karşı kıyılardaki adaların farklı değişim hızları, bize birbirinden bütünüyle farklı iki toplumsal hikâye anlatıyor. Bodrum’daki değişken, saldırgan ve sürekli yıkıp yeniden kurmaya dayalı mekân anlayışı ile Yunan adalarındaki durağan, hafızayı koruyan ve zamana direnen anlayış iki farklı toplumsal yapıya işaret ediyor.

Türkiye’de mekân gelecekte elde edilecek rantın ve spekülasyonun aracı olarak görüldüğü için bizde hiçbir şey durağan kalmıyor. Karşı kıyılarda ise mekân, hem sınırlı bir kaynak hem de korunması gereken bir yaşam alanı olarak değerlendiriliyor. Bodrum’da ve karşı kıyılarda mekânla bambaşka ilişkiler kuruluyor: İlkinde rant ve ikincisinde ise insan bu ilişkinin merkezinde duruyor.

İşte tam da bu nedenle Bodrum’da mekânla kurulan ilişki güvensizlik, süreksizlik ve yabancılaşma temelinde şekillenirken, adalarda güven, süreklilik ve aşinalık üzerine kuruluyor.

Mekânla kurulan ilişki biçimi insanın zamanla kurduğu ilişkiyi de derinden etkiliyor. Bir yanda hızlanan ve doğrusal bir zaman akışı, diğer yanda ise döngüsel ve yavaş zaman anlayışı var.

Başınızı çevirip etrafa baktığınızda gördüğünüz manzaranın uzun süre aynı kalabilmesi bu hayatta sahip olabileceğimiz en büyük lükslerden biri.

Bu lüksün arkasında, toplum olarak mekânla ve zamanla nasıl bir ilişki kurduğumuz yatıyor. Sonuçta bütün bunlar, yaptığımız tercihlerin eseri.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hüseyin Tapınç Arşivi

Kupanın ardından

23/07/2026 07:00

Haykıracak nefesim

25/06/2026 07:00

Nafaka

11/06/2026 07:00

Ya Sonra?

28/05/2026 07:00

Kızım

14/05/2026 07:00

Dava

30/04/2026 07:00

Süreç

16/04/2026 07:00

Savaş

02/04/2026 07:00

Sıradan bir gün

19/03/2026 07:00