Huzur, istikrar, güvenlik ve Akape

İktidar cenahından gelen işaretler önümüzdeki seçim kampanyalarını “huzur, istikrar ve güvenlik” söylemi üzerine kuracaklarını gösteriyor.

Ne diyor Erdoğan? “Partimize ve ittifakımıza oy versin veya vermesin, milletimiz de bu fırtınalı dönemde Türkiye'nin kaptan köşkünde bizim olmamızdan dolayı Allah'a hamdediyor, 'İyi ki Türkiye'yi AK Parti yönetiyor.' diyorlar.”

Yani diyor ki iktidar, “Bu ülkede huzur, istikrar ve güvenliği ancak biz sağlarız”. Oysa durum hiç de öyle değil.

İktidarın güvenlik söylemi daha baştan birçok yönden sorunlu. Güvenliği dar anlamıyla anlıyor ve anlatıyorlar. Yani işte ülke savunması, sınır güvenliği, savaştan uzak durma gibi.

Güvenlik kavramını bu sınırlı çerçeve içindeki anlamıyla kabul etsek bile iktidarın başarıdan söz etmesi mümkün değil aslında. Ülkemizi yıllar içinde ciddi bir hava savunma açığıyla karşı karşıya bırakan bu iktidar değil mi? İran’dan atılan füzeler karşısında, yerli ve milli imkânlarla kendi gök kubbemizi tek başımıza koruyabildik mi? Güvenliği bu iktidar sağlarmış. Geçiniz.

Elbette güçlü savunma şart. Elbette caydırıcılık şart. Elbette sınır güvenliği, terörle mücadele şart. Bunlarda hiçbir tereddüt yok.

Ama bugün güvenlik dediğimiz şey bunun çok ötesine geçmiş durumda.

Enerji arz güvenliği de güvenliğin bir unsuru.
Gıda güvenliği de güvenliğin bir unsuru.
Siber altyapı güvenliği de öyle.
Finansal istikrar, afetlere hazırlık, dezenformasyona karşı toplumu korumak, uyuşturucu ticaretiyle mücadele, göç yönetimi…

Bunların hepsi güvenliğin birer unsuru.

Yani güvenlik dediğimiz mesele, devletin ve toplumun bütün dokusunu ilgilendiriyor.

Asıl mesele iktidarın gerçek güvenliğin, vatandaşın günlük hayatında kendini ne kadar güvende hissettiğiyle ölçüldüğünü anlayamaması.

Çocuğunu sabah okula gönderen annenin akşam onu sağ salim karşılayacağından emin olmasıdır güvenlik. Bir ailenin ertesi gün sofrasına ne koyacağını bilmesidir. Vatandaşın attığı oyun gerçekten sayılacağına güvenmesidir. Bunların hepsi güvenliğin parçasıdır.

Güven ve istikrar, her şeyden önce öngörülebilirlikle ilgilidir. İnsan yarın ne olacağını az çok biliyorsa güvendedir. Kuralların değişmeyeceğini, hakkının korunacağını, devletin kendisine keyfi davranmayacağını biliyorsa huzur vardır. Bugün Türkiye’de öngörülebilirliken bahsetmek mümkün mü?

Emekli ay sonunu getiremiyorsa, çalışanın yılbaşında aldığı maaş zammı birkaç ay içinde eriyorsa, insanlar ceplerindeki üç kuruş parayla pazarda asgari ihtiyaçlarını bile karşılayamıyorlarsa burada güvenlikten söz edilebilir mi? Enflasyon sadece ekonomik veri değil, insanın geleceğe dair plan yapma kapasitesini ortadan kaldıran bir güvenlik sorunudur.

Hukuk alanında tablo daha da ağır. Hukuk güvenliği, insanın sırtını yasaya yaslayabilmesidir. Vatandaş adil yargılanma hakkından mahrum ediliyorsa, orada hukuk güvenliği çökmüştür. İktidarın hoşuna gitmeyen bir karar veren yargıç sürgüne gönderiliyorsa, orada yargı bağımsızlığı yoktur. Henüz yargılaması bile başlamamış bir yayın yönetmeninin üstelik oğluna ait olan televizyon kanalına el konup satışa çıkarılıyorsa, deprem bölgesinde vatandaşların tapularına çökülüyorsa orada mülkiyet hakkının güvencesi yok demektir. Böyle bir ülkede huzurdan, güvenlikten söz etmek insanların aklıyla alay etmektir.

Gazetecilerin yazdıkları için suçlandığı, avukatların savundukları davalar nedeniyle hedef olduğu bir yerde adalet işlemez. Adalet yoksa, güvenlik de yoktur.

Bir yurttaş attığı mesaj yüzünden sabaha karşı kapısının çalınabileceğini düşünüyorsa, bir cumhurbaşkanı adayının 32 yıllık üniversite diploması iptal edilebiliyorsa, bir seçmenin iktidarı değiştirme gücünün fiilen sınırlandığına dair kaygısı varsa, orada güven değil korku hâkimdir.

Ormanının, zeytinliğinin, deresinin bir kararla ranta açılabileceğini düşünen köylüye sorun bakalım güvende hissediyor mu kendini?

Liyakatin yerini kayırmacılığın aldığı bu ülkede yaşanabilir bir gelecekten ümidini kesip umutlarını yurt dışında arayan gençlere sorun güvenliği.

Sanatçıların hedef gösterildiği, tehdit edildiği, aşağılandığı bir ortamda sadece bireylerin değil, toplumun da ifade özgürlüğü güvende değildir.

Devletin resmi istatistik kurumunun verilerinin gerçeği yansıtmadığına inanılıyorsa, devlet ile toplum arasındaki bağ zedelenmiş, güven ortadan kalkmış demektir.

İktidar güvenliği bir duvar gibi görüyor: sınır, silah, polis. Oysa gerçek güvenlik bir zemindir: adalet, ekonomi, eğitim, sağlık, liyakat, çevre. Zemin sağlam değilse, en yüksek duvarlar bile içeride huzur sağlayamaz.

Gerçek güvenlik hem ülkenin göklerini koruyabilmek hem de vatandaşın çocuğunu okula, kendisini sokağa, oyunu sandığa, hakkını mahkemeye güvenle emanet edebilmesidir.

Bir ülkede insanlar yarınlarından emin değilse, o ülke ne kadar güçlü görünürse görünsün, güvende değildir.

Siz “İyi ki Türkiye’yi Akape yönetiyor” diyor musunuz?

Ben demiyorum.

Bu ülkenin ihtiyacı korkuyla yönetilmek değil, güven içinde yaşamaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Kaya Türkmen Arşivi

Yalancının mumu

21/04/2026 07:00

Zendebâd İrân

10/03/2026 07:00

Trump ve benzerleri

24/02/2026 07:00