Kaya Türkmen
CHP daha iyi yönetir diye korkuyorlar
Cumhuriyet Halk Partisi’nin ülkeyi yönetip yönetemeyeceği kulağımıza sık gelen bir soru. Bu soruya verilecek en sağlam cevap, uzun nutuklarda ya da soyut vaatlerde değil, belediyelerde aranmalı. Çünkü belediyeler siyasetin en somut sınav yeridir. Orada niyet değil icraat, slogan değil sonuç, mazeret değil performans konuşur.
CHP’nin yönetme kapasitesi üzerine hüküm vermek isteyenlerin önce dönüp belediyelere bakmasında yarar var. Belediyeler bize sadece bir hizmet tablosu sunmuyor. Aynı zamanda bir öncelik sıralamasını, kamunun imkânlarının nereye ve kimin için seferber edildiğini de gösteriyor. Başka bir deyişle, burada sadece iş yapılıp yapılmadığına değil, nasıl bir yönetim anlayışının ete kemiğe büründüğünü de görüyoruz.
Son yıllarda CHP’li belediyelerde ortaya çıkan tabloya bu gözle bakıldığında belirgin bir fark görülüyor. Bu fark sadece daha çok iş yapılmış olmasıyla ilgili değil. Asıl fark, neyin öncelik sayıldığıyla ilgili. Kaynağın nereye ayrıldığıyla, belediyenin vatandaşa hangi gözle baktığıyla, gündelik hayatın hangi sıkıntılarına önce eğildiğiyle ilgili.
Kent lokantaları mesela. İlk ortaya çıktıklarında küçümseyenler oldu. Oysa mesele hiçbir zaman sadece ucuz yemek değildi. Mesele, belediyenin kent yoksulluğunu görüp görmediğiydi. Dar gelirlinin hayat pahalılığı karşısında sıkıştığını kabul edip etmediğiydi.
Aynı şekilde kreşler, öğrenci destekleri, annelere ve çocuklara dönük sosyal programlar da bize aynı şeyi söylüyor. Kaynağı doğru önceliklerle kullanırsanız, vatandaşın gündelik hayatında gerçek bir fark yaratabilirsiniz.
Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de ve başka CHP’li belediyelerde görülen de tam olarak budur. Bir yanda sosyal destekler, öbür yanda şeffaflık çabası. Bir tarafta öğrenciyi, emekliyi, dar gelirliyi gözeten uygulamalar, öbür tarafta ihalenin, harcamanın ve kararın daha görünür hale getirilmesi yönünde bir irade. Bunların her biri tek başına önemlidir. Ama asıl önemlisi, bütün olarak işaret ettikleri istikamettir. Çünkü bir belediyenin karakteri tam da burada belli olur. Kaynağı kime ayırdığı, vatandaşa nasıl baktığı, kamu hizmetini hangi ahlakla yürüttüğü önemlidir.
Akape ile CHP arasındaki asıl ayrım da burada belirginleşiyor. Bu fark sadece kadro farkı değil, daha derinde bir yönetim anlayışı farkı. Bir tarafta kamusal kaynağı çoğu zaman gösterişe, merkezi kontrole ve sadakat ilişkilerine göre dağıtan bir yaklaşım. Öbür tarafta ise hayatın gerçek ihtiyaçlarını önceleyen, daha sade, daha hesap verir ve daha sosyal bir çizgi. Birinin dili daha gürültülü olabilir. Ama ötekinin hayatın içine daha fazla değdiği de ortada.
Buradan ülke ölçeğine geçmek de zor değil. CHP’nin okullarda ücretsiz öğle yemeği verilmesini savunması bu yüzden önemli. Bu tür vaatler boşlukta söylenmiş vaatler değil. Belediyelerde görülen önceliklerin ülke çapına taşınması fikrinin doğal uzantıları. Yerelde öğrenciye sıcak yemek verilebiliyorsa, çocuk için kreş kamusal hizmet sayılabiliyorsa, dar gelirliler için sosyal destek mekanizmaları kurulabiliyorsa, merkezi iktidarda neden daha fazlası yapılmasın?
O yüzden ben bu tartışmada uzun teorik izahlardan çok, belediyelere bakmanın daha öğretici olduğu kanaatindeyim. Kent lokantalarına, kreşlere, öğrenci desteklerine, sosyal yardım mekanizmalarına, şeffaflık çabalarına bakmak yeter. Sonra şu soruyu sormak gerekir: Bütün eksiklerine, bütün engellemelere ve bütün baskılara rağmen yerelde böyle bir fark üretebilen bir siyasi anlayış, ülke ölçeğinde neler yapabilir?
Bu sorunun cevabını herkes kendisi verecektir. Ama bana öyle geliyor ki CHP’nin ülkeyi yönetip yönetemeyeceği konusunda hâlâ kuşku duyanlar için en kestirme yol buradan geçiyor. Söze değil örneğe bakmak gerekir. İddiaya değil icraata bakmak gerekir. Çünkü bazen bir partinin nasıl bir iktidar olacağını anlamak için seçim beyannamesinden önce belediyelerine bakmak yeter.
Ve bugün o belediyeler, bütün eksiklerine ve üzerlerine çöken baskıya rağmen, yalnızca iyi yerel yönetim örnekleri üretmiyor, Türkiye’nin başka türlü yönetilebileceğini de gösteriyor.
İktidarın asıl korkusu da galiba burada düğümleniyor.
CHP’li belediyelere yönelik yargı yoluyla çullanmayı bu çerçevede okumak gerekir. Uygulanan şey sadece hukuki bir süreç değil, güçlü bir siyasi kuşatma.
Sandıkta kaybedilen belediyelere araçlaştırılmış yargı yoluyla çökmeye çalışmak da, seçim meydanlarında dönemin CHP Genel Başkanı’nı PKK yöneticileriyle aynı kareye sokan montaj videoları ahaliye izlettirmek de aynı siyasal ahlâkın ürünü.