Suriye’de ilkeli politika nasıl olur?

Suriye’de zemin kaygan: Bir gün “entegrasyon” manşeti atılıyor, ertesi gün “teslimiyet dayatması” deniyor. Şam, ülkenin doğusuna “devlet egemenliği” adına yeniden yerleşmek istiyor. SDG bunu “silahsızlandırılıp tasfiye edilmek” olarak okuyor. Türkiye’de tartışma da hızla iç siyasete taşınıyor: “Suriye’de savaş, Türkiye’de barış isteyemezsiniz” itirazı bir yanda, “sınır güvenliği” vurgusu diğer yanda…

Böyle bir tabloda Türkiye’nin ihtiyacı, günü kurtaran refleksler değil, hem içeride hem dışarıda tutarlı, ölçülü ve hukuk zemininde duran bir çizgidir.

İlk ilke şudur: Suriye’nin birliği ile Suriye’deki Kürtlerin (ve diğer tüm toplulukların) meşru hakları birbirinin düşmanı değildir. Bugüne kadar yapılan hata, bu iki cümleyi aynı anda kuramamaktı. Ya “toprak bütünlüğü” denilerek kimlik ve yerel yönetim talepleri yok sayıldı, ya da “haklar” denilerek silahlı yapıların kalıcılaşması görmezden gelindi. Oysa Suriye bölünmeden ayakta kalacaksa, merkez “kazandım” sarhoşluğuyla bir topluluğu ezmeye kalkmayacak, Kürtler de haklarını sonsuz bir silahlı özerklik hayali üzerine inşa etmeyecek. Türkiye’nin söylemi ve diplomasisi bu iki cümleyi aynı nefeste kurabildiği gün ciddiye alınır.

İkinci ilke: Terörle mücadele sivilleri ve toplumsal dokuyu yakarak yürütülemez. Şam’ın Kürtlere yönelik adımlarını Türkiye’nin desteklediği yönündeki eleştirilerin kamuoyunda karşılık bulmasında, Türkiye’nin uzun süredir dışarıya verdiği algının payı var: ‘güvenlik’ denince askeri yöntem öne çıkıyor, ‘siyaset’ denince iç politika baskın görünüyor.” Bu fotoğrafı tersine çevirmek için Ankara, sivil korunmasını, zorla yer değiştirmeye karşı duruşu, misillemeye ve toplu cezalandırmaya “hayır” demeyi görünür kılmak zorunda. Güvenlik kaygısı elbette meşrudur. Ama meşru kaygı, meşru yöntem ister.

Üçüncü ilke: İç barış dış dosyalara rehin edilemez, dış dosyalar da iç kavganın yakıtı olamaz. Dışarıda sertleşip içeride yumuşamaya çalışmak inandırıcı olmaz. Çıkış yolu iki cephe açmak değil, tek bir ahlaki ve hukuki zeminde yürümektir: içeride demokrasi, eşit yurttaşlık ve özgür siyaset, dışarıda komşu toplumlara saygı, sivillerin korunması ve diplomasi.

Dördüncü ilke: Suriye’deki Kürtleri “PKK yaftasına” sıkıştıran dil de, PKK’yı “Kürtlerin tek temsilcisi” gibi sunan dil de yanlıştır. Güvenlik endişesi gerçek. Ama bütün bir topluluğu siyasetsiz bırakmak, o topluluğu daha sert aktörlerin kucağına iter. Doğru çizgi, silahlı yapılara karşı netlik kadar, Suriye Kürtlerinin meşru temsil kanallarına ve sivil siyasetine alan açan bir diplomatik dili de kurmaktır. Bu “yumuşaklık” değil, uzun vadeli güvenlik aklıdır.

PEKİ İLKELER SAHAYA NASIL ÇEVRİLİR?

Ankara’nın birinci işi, Şam’la temasın varlığını “başarı” diye pazarlamak değil, temastan yarar üretmektir. Konuşmanın ölçüsü kaç görüşme yapıldığı değil, masadan hangi somut güvence paketinin çıktığıdır. Türkiye, Şam’la diyalogunu üç hedefe bağlamalıdır: Sınır güvenliği sağlanırken sivilleri hedef alan misilleme ve zorla yer değiştirmeye kapı aralamamak; eşit yurttaşlık ve yerel yönetim taleplerini “terör parantezine” sıkıştırmamak, tersine şiddetten arındıracak bir siyasal zemine itmek; IŞİD’in yeniden palazlanmasına yol açacak bir otorite boşluğu doğmaması için cezaevleri, kamplar ve kritik altyapı konusunda net, izlenebilir bir güvenlik düzeni kurmak.

İkinci iş, “teslimiyet mi özerklik mi” ikilemini kıracak ara formülü, bölgesel ve uluslararası muhataplarla birlikte zorlamaktır: kademeli entegrasyon, yerel yönetimlerin seçimle güçlenmesi, dil-kültür haklarının güvenceye alınması, yerel güvenlikte temsil ve denetim, misilleme yasağı, cezaevleri ve kamplar için ortak protokol… Bu romantik bir temenni değil, krizin maliyetini düşüren bir sigorta paketidir.

Üçüncü iş, içeride dili temizlemektir. Suriye tartışması “hain–yerli” etiketlerine döndüğü an, dışarıda manevra alanı daralır. Türkiye’nin ihtiyacı, TBMM denetimi olan, hedefi–süresi–çıkış stratejisi yazılı bir Suriye politikasına dönmektir. Operasyon gerekiyorsa bile, çerçevesi ve sınırı tarif edilecek, diplomasiyle birlikte yürüyecek, sivillerin korunması öncelikli hedef olacak.

Dördüncü iş, mülteci meselesini aynı ilkesel zemine oturtmaktır: güvenli, gönüllü, onurlu dönüş. Zorla gönderme veya demografik mühendisliğe göz yumma, Türkiye’nin hukuk zeminini ve dışarıdaki pazarlık gücünü aşındırır; güvenliği de riske sokar.

Komşunun devletini ayakta tutarken toplumunu ezdiren bir yaklaşım, günün sonunda sınırın bu tarafına da zehir taşır. İçeride barış istiyorsan, dışarıda da barışı mümkün kılan dili ve yöntemi kurmak zorundasın. Çünkü barış, haritada çizilen bir çizgi değil, sınırın iki yanında aynı anda inşa edilen bir iradedir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Kaya Türkmen Arşivi

CHP ve dış politika

16/01/2026 07:00

23 yılın muhasebesi

31 Aralık 2025 Çarşamba 07:00

28.075

25 Aralık 2025 Perşembe 07:00

Gülşah Durbay’ın ardından

17 Aralık 2025 Çarşamba 07:00

Kurultayın ardından

02 Aralık 2025 Salı 07:00

Yerinde bir karar

25 Kasım 2025 Salı 06:59

“İddianame”

17 Kasım 2025 Pazartesi 07:00

Halkı yanıltıcı bilgi

10 Kasım 2025 Pazartesi 07:00

Kimin Yerinde Olmak İsterdiniz?

03 Kasım 2025 Pazartesi 07:00