Gümrük Birliği güme gitmemeli

Mercosur (Güney Ortak Pazarı), Güney Amerika’da bölgesel entegrasyon amacıyla kurulmuş bir blok. Çekirdeğini Arjantin, Brezilya, Paraguay ve Uruguay oluşturuyor. Daha sonra Venezuela ve Bolivya da katıldı (Venezuela’nın üyeliği Aralık 2016’dan beri yükümlülüklerini yerine getiremediği için, 5 Ağustos 2017’den beri de antidemokratik uygulamaları nedeniyle askıya alınmış durumda).

Mercosur’un nüfusu 295 milyonun üzerinde. Hedef ortak bir ekonomik alan yaratarak ticaret ve yatırım fırsatlarını büyütmek.

Avrupa Birliği, bu blokla 17 Ocak 2026’da ortaklık ve ticaret anlaşmalarını imzaladı. Hindistan’la da Ocak 2026’da “büyük anlaşma” diye sunulan serbest ticaret mutabakatına vardı. Bunun resmî imzası, hukuki gözden geçirme sonrası birkaç ay içinde atılacak.

Bu iki hamle AB açısından anlaşılır. Dünyanın en büyük serbest ticaret alanlarından birini kuruyor, pazarlık gücünü artırıyor, tedarik zincirini çeşitlendiriyor. Nitekim AB-Mercosur paketi için Komisyon, 31 ülke ve 700 milyon yurttaş vurgusu yapıyor. AB-Hindistan dosyasında ise Komisyon “2 milyar insan / küresel nüfusun yaklaşık dörtte biri” gibi çarpıcı ölçek rakamlarını dile getiriyor.

Peki Türkiye? İşte tam burada, Akape’nin yıllardır “stratejik akıl” diye yutturmaya çalıştığı dış politikanın gerçekte nasıl bir stratejik körlük ürettiği ortaya çıkıyor.

Türkiye, AB ile Gümrük Birliği içinde. Ancak, AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı STA’lar otomatik olarak Türkiye’yi kapsamıyor. Bu da “asimetri” doğuruyor. Daha kötüsü, AB’nin Mercosur veya Hindistan menşeli sanayi ürünlerine tarifeyi sıfırlaması, bu malların AB’de “serbest dolaşıma” girmesini kolaylaştırınca, Türkiye pazarı da fiilen baskı altına giriyor. Yani Türkiye, masada olmadığı bir anlaşmanın rekabet sonuçlarını içeride yaşıyor, ama karşı tarafta aynı imtiyazı alamıyor. “Menü” metaforu var ya, hani “masada değilseniz menüde olursunuz” lafı, işte onun ticaret politikası karşılığı tam bu.

AB’nin müzakerelerini tamamladığı bu iki anlaşmanın ülkemize olumsuz etkilerini asgariye indirmek için yapılması gerekenler net:

Eşzamanlı anlaşma diplomasisi: Türkiye, Mercosur ve Hindistan’la gecikmiş STA süreçlerini hızlandırmalı, olmazsa en azından kritik sektörlerde aşamalı pazar açılımları ve “karşılıklılık” paketleri kurgulamalıdır.

Gümrük Birliği güncellemesi: Hizmetler, kamu alımları, tarım ve uyuşmazlık çözümünü kapsayan, en önemlisi de Türkiye’yi AB’nin STA süreçlerine erken aşamada dâhil edecek kurumsal mekanizma kuran bir modernizasyon şart.

Savunma araçları: Anti-damping, telafi edici vergi, korunma önlemleri gibi ticaret savunma enstrümanlarını etkinleştirip haksız rekabete hızlı refleks verecek idari kapasite kurulmalı.

Rekabetçilik paketi: Yeşil dönüşüm, dijitalleşme, lojistik maliyetleri ve ölçek sorunlarına odaklanan bir sanayi stratejisi olmadan “STA zararı” sadece gümrük tarifeleri ile yönetilemez.

Gelelim en can alıcı yere: Gümrük Birliği güncellemesi niye olmuyor?

Çünkü Akape, ülkeyi hukukun, kurumların ve öngörülebilirliğin dışına itti. 2016’da Komisyon müzakere yetkisi istedi. Süreç yıllarca süründü ve AB Genel İşler Konseyi Haziran 2018’de fiilen frene bastı. AB metinlerinde gerekçe açık: demokrasi, insan hakları, hukuk devleti gerilemesi ve Doğu Akdeniz/Kıbrıs gerilimleri. Kıbrıs başlığı hâlâ AB-Türkiye hattında “duvar” olarak duruyor.

Sonuç mu? Akape, Türkiye’yi hem jeopolitikte hem ekonomide “pazarlık gücü yüksek orta ölçekli güç” olmaktan çıkarıp, başkalarının çizdiği ticaret haritalarının edilgen bir parçasına çevirdi. Bugün AB, Mercosur ve Hindistan’la dünya ölçeğinde kapı açarken, Türkiye içeride enflasyonla boğuşuyor, dışarıda güven erozyonuyla kaybediyor, üstüne bir de bu anlaşmaların rekabet baskısını “bedavadan” ithal ediyor.

Bu tablo bir kader değil, Akape’nin eseridir.

Ülkeyi masadan kaldırıp menüye yazan bir iktidarın eseri.

Oysa ki en başta yapılması gereken öncelikle AB içinde bu siyasi tıkanıklığı aşabilecek birçok taraflı diplomasinin maharetle yürütülmesidir. Ama görünen o ki Akape’nin gündeminde bu yoktur. Dış politikaya fazlaca güvenlikçi bir gözle bakılmakta ve ulusal ekonomiye de aynı derecede hizmet etmesi gereken bir alan olarak görülmemektedir.

Bu eksikliğin doğurduğu sakıncaların giderilmesi için siyasi vizyonun tümden değişmesi gerekeceği açıktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Kaya Türkmen Arşivi

CHP ve dış politika

16/01/2026 07:00

23 yılın muhasebesi

31 Aralık 2025 Çarşamba 07:00

28.075

25 Aralık 2025 Perşembe 07:00

Gülşah Durbay’ın ardından

17 Aralık 2025 Çarşamba 07:00

Kurultayın ardından

02 Aralık 2025 Salı 07:00

Yerinde bir karar

25 Kasım 2025 Salı 06:59

“İddianame”

17 Kasım 2025 Pazartesi 07:00

Halkı yanıltıcı bilgi

10 Kasım 2025 Pazartesi 07:00