Susarak verilen yanlış mesaj

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a sorulan soru netti:
“Türkiye’nin nükleer silahı olmalı mı?”


Soruyu soran gazeteciye her türlü ifadeden arınmış bir bakış atarak sustu Bakan. Cevap vermedi. MİT Başkanı olduğu günlerden kalma bir alışkanlıktı herhalde.

Bu sessizliği “diplomatik ihtiyat”, “stratejik derinlik” ya da “devlet ciddiyeti” diye pazarlamaya çalışanlar çıkabilir. Buradaki ihtiyat filan değil, resmen sorumluluktan kaçıştır. Nükleer silah meselesi öyle geçiştirilecek ya da muğlak bırakılacak bir alan değildir. Hele hele bunu yapan kişi, Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasını temsil eden bakansa.

Türkiye’nin nükleer silah sahibi olmasının akıldan geçirilebileceğinin iması bile bir savunma tercihi değil, bir rejim değişikliği ilanıdır. Uluslararası sistemle kurduğunuz ilişkinin, ittifaklarınızın, hukuki yükümlülüklerinizin ve ekonomik yöneliminizin kökten sorgulanması demektir.

Türkiye gibi 1980 yılından beri Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’na (NPT) taraf bir NATO üyesi, ekonomisi küresel finans ve ticaret sistemine entegre bir ülke için böyle bir tercihin vereceği sonuç son derece açıktır: izolasyon, yaptırım, kırılganlık.

Bütün bunlar bilinirken, Dışişleri Bakanı’nın susması masum değildir. Aksine, bu sessizlik üç tehlikeli kapıyı aralar.

Birincisi, uluslararası belirsizlik yaratır. Türkiye, uzun yıllardır nükleer silahsızlanma rejiminin parçası olan bir ülke. İran’ın nükleer faaliyetleri konusunda söz söylemiş, Orta Doğu’da nükleer silahsızlanma çağrıları yapmıştır. Böyle bir ülkenin bakanı, “Türkiye nükleer silah edinmeli mi?” sorusu karşısında susarsa, dış dünyaya bu ihtimali tamamen dışlamadığı mesajını verir. Dış politikada bu, davetiye çıkarmaktır. Uluslararası şüphe ve istihbarat baskısına davetiye. Yaptırım tartışmalarına davetiye. Bölgesel silahlanma yarışına davetiye. NATO içinde güven krizine davetiye.

İkincisi, iç kamuoyunda tehlikeli bir romantizmi besler. Son yıllarda Türkiye’de nükleer silah, gerçekçi bir güvenlik tartışması olmaktan çıkıp, hamasi bir “büyük güç olma” fantezisinin parçası haline getirilmeye çalışılıyor. Oysa nükleer silah, bayrak sallayarak edinilen bir güç sembolü değil, ağır bedelleri olan bir yüktür. Bunu açıkça söylemesi gereken makam, Dışişleri Bakanlığı’dır.

Üçüncüsü ve belki en önemlisi, ahlaki bir boşluk yaratır. Nükleer silah, adı ne olursa olsun bir kitle imha silahıdır. Caydırıcılık söylemi, bu gerçeği değiştirmez. Sivil nüfusu hedef alan, şehirleri yok eden, nesiller boyu sürecek çevresel ve insani yıkım yaratan bir silah türünden söz ediyoruz. Türkiye’nin böyle bir silahlanma yarışına girmemesi, bir “zayıflık” değil, bilinçli ve doğru bir tercihtir.

Tam da bu nedenle, dışişleri bakanından beklenen şey susmak değil, konuşmaktır. Hem de net konuşmak, bunları halka anlatmaktır.

“Hayır, Türkiye’nin nükleer silaha ihtiyacı yok” demek gerekiyordu.
“Türkiye’nin güvenliği nükleer başlıklarla değil, öngörülebilir diplomasiyle, ittifaklarla ve hukukla sağlanır” demek gerekiyordu.

“Türkiye’nin gücü, kuralsızlığa özenmekten değil, kuralları savunmaktan gelir” demek gerekiyordu.

Bunların hiçbiri söylenmedi. Onun yerine sessizlik tercih edildi.

Oysa devlet yönetiminde bazı sorular vardır ki, cevapsız bırakıldığında zarar verir. Nükleer silah meselesi tam olarak böyledir. Bu konuda susmak, tarafsızlık değildir. Bu konuda susmak, yanlış bir ihtimali meşru hale getirmektir.

Devlet ciddiyeti, zor sorulardan kaçmakla ölçülmez. Devlet ciddiyeti, zor sorulara açık, tutarlı ve sorumluluk sahibi cevaplar verebilmektir. Dışişleri Bakanı’nın sessizliği, bu sınavdan geçememiştir.

Dış politikada belirsizlik bazen taktik olabilir. Ama nükleer silah meselesi, taktik gri alan bırakılacak bir konu değildir.

Bu alanda sessizlik, stratejik ustalık değil, stratejik risk üretimidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Kaya Türkmen Arşivi

Ayıplı iktidar

11/02/2026 07:00

CHP ve dış politika

16/01/2026 07:00

23 yılın muhasebesi

31 Aralık 2025 Çarşamba 07:00

28.075

25 Aralık 2025 Perşembe 07:00

Gülşah Durbay’ın ardından

17 Aralık 2025 Çarşamba 07:00

Kurultayın ardından

02 Aralık 2025 Salı 07:00

Yerinde bir karar

25 Kasım 2025 Salı 06:59