Mutlu Hesapçı
Bir sofranın etrafında toplanan umut!
Yoğun bir çekim takviminin, ertelenmiş işlerin ve “başka bir zamana kalsın” denen planların arasından Bursa’ya doğru yola çıkmak kolay bir karar değildi. Açıkçası Bursa olmasaydı —memleketim de olsa— belki bu kadar hevesli olmazdım. Ama işin içine çocuklar, hem de lösemili çocuklar girince, insanın öncelik listesi kendiliğinden değişiyor. Bazı meseleler var ki, hayat onları ertelemeye izin vermiyor.
‘Yemek ve Ötesi’ bir sosyal sorumluluk projesi
Bu yolculuğun sebebi, adından fazlasını vaat eden bir sosyal sorumluluk projesiydi: Yemek ve Ötesi. Burada mesele sadece iyi bir sofra etrafında buluşmak değil; o sofrayı bir iyiliğe dönüştürmekti. İyilik etrafında bir masa başında oturmak, sadece iyiliğe dair konuşmak… İnsanın kendini biraz onardığı, dünyanın hoyratlığından kısa bir süreliğine de olsa uzaklaştığı nadir anlardan biri. Burada amaç doymak değil; içinden iyilik geçen bir yemekte buluşmak.
Bursa’da yaşayan iş insanı Onur Özkul, yemek tutkusunu sürdürülebilir bir faydaya dönüştürmeyi başarmış isimlerden biri. Gıda sektöründe faaliyet gösteren bir şirketin icra kurulu başkanı olan Özkul, bu yıl başlattığı proje kapsamında Mudanya’daki evinde her hafta bağışçı misafirlerini ağırlıyor. Üstelik yemekler bizzat kendi mutfağından çıkıyor. Yani sofraya yalnızca tabaklar değil; emek, zaman ve samimiyet de konuluyor.
İşin belki de en kıymetli yanı, her şeyin son derece sade ve şeffaf olması. Katılmak isteyenler yemekveotesi.com.tr üzerinden rezervasyon yaptırıyor, ardından derneğin hesabına yemek bedeli kadar ya da diledikleri tutarda bağış yapıyor. Toplanan bağışlar doğrudan lösemili çocuklar için kullanılıyor. Masadan kalkan herkes, güzel bir akşamın yanında, bir iyiliğe ortak olmanın sessiz huzurunu da cebine koyup gidiyor.

Bir masa etrafında dayanışmanın bir parçası olmak…
Bir akşam yemeği düşünün… Lezzetli tabaklar, özenle hazırlanmış bir masa ve bütün bunların ötesinde, bir çocuğun hayatına dokunan gerçek bir hikâye. LÖDER yararına hayata geçirilen bu proje, tam olarak bunu vadediyor. Masaya oturanlar yalnızca keyifli bir akşam geçirmiyor; aynı zamanda güçlü bir dayanışmanın parçası oluyor. Burada destek olmak bir görev değil; memnuniyetin, paylaşmanın ve vicdanın doğal bir uzantısı.
Bu projenin asıl anlamı ise destek verilen kurumda saklı. Uludağ Üniversitesi Çocuk Hematoloji-Onkoloji Kliniği, Bursa ve Güney Marmara’da çocukluk çağı kanserlerinin tedavi edildiği tek merkez. LÖDER ise 1994 yılından bu yana bu klinikte tedavi gören çocuklara ve ailelerine destek olmak için gönüllülerin bir araya geldiği, tamamen bağışlarla ayakta duran bir sivil toplum kuruluşu. Yapılan her katkı, doğrudan çocukların hayatına dokunuyor.
Bu anlamlı yolculuğa; çok kıymetli meslek büyüğüm gazeteci Tahir Özyurtseven, Pelin Batu, iletişimci Perihan Yücel, Ayşegül Sırma Yücel ve Eren Mete ile birlikte çıktım. Sohbetin, yolun ve niyetin ortak olduğu yolculuklar her zaman daha kıymetlidir. Kendimizi bir yemek masasının etrafında, saatler süren, aceleye gelmeyen bir sohbetin akışına bıraktık.

Bu iyilik hareketi gün geçtikçe büyüyor ve LÖDER ile başlayan bu proje, başta çocuklar olmak üzere farklı sosyal sorumluluk alanlarına da dokunmayı hedefliyor. Bugün bu masada konuşulanlar yalnızca bağış rakamları ya da organizasyon detayları değil; tedavisi tamamlanmış, saçları yeniden uzamış, okula dönmüş çocukların gerçek hikâyeleri. Bir zamanlar hastane koridorlarında umut bekleyen o çocukların, bugün hayata yeniden karıştığını bilmek, yapılan her katkının ne kadar somut ve anlamlı olduğunu hatırlatıyor. İyiliğin en güçlü hâli de belki burada gizli: İsimsiz ama gerçek, sessiz ama kalıcı bir dönüşümde.
Günün sonunda şunu düşündüm: Sosyal sorumluluk büyük laflarla başlamıyor. Bazen bir evin mutfağında, bir masa etrafında filizleniyor. Ve bazı sofralar var… Sadece karın doyurmuyor; umut da besliyor.