Mert Yılmaz
“Bekle-gör” stratejisine devam
Kritik Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısı dün yapıldı ve Merkez Bankası politika faizini yüzde 37’de sabit bıraktı.
Toplantı öncesinde piyasa beklentileri konsolide olmamış durumda idi. Bir grup, Merkez Bankası’nın faizi yüzde 37’de sabit bırakacağını düşünürken, diğer grup politika faizini yüzde 40’a yükselteceği görüşünde idi. Bu görüşte olanların gerekçesi ise kağıt üstünde yüzde 37 olan ancak piyasada yüzde 40 olarak uygulanan faizin arasındaki farkın resmi olarak kapatılacağı idi.
Ben de Merkez Bankası’nın bu toplantıda faizi sabit bırakacağı görüşünde olanlardandım. Ama kafamda iki senaryo vardı. Birincisi; ne faize ne koridora dokunur adeta toplantı yapılmamışçasına yoluna devam eder senaryosu. İkinci senaryo ise politika faizini yüzde 37’de sabit bırakır ama koridoru yukarı taşıması idi. Bu iki senaryonun içinde de ikinci senaryoya daha yakındım. Bunun da gerekçesi Merkez Bankası’nın bir sonraki PPK toplantısının 11 Haziran tarihinde yapılacak olmasıydı.
Mayıs ayında PPK toplantısı yok. Son zamanlarda piyasada Mayıs ayında Cumhuriyet Halk Partisi ile ilgili açılan mutlak butlan davasında mahkemenin kararını açıklayacağı yönünde bir söylenti var. Karar açıklanır, piyasada bir tur daha bozulmaya neden olacak bir karar çıkarsa Merkez Bankası’nın şimdiden hamle alanını genişletmek isteyebileceği yönünde idi görüşüm.
Son iki toplantıda Merkez Bankası “Bekle-gör” stratejisi ile yoluna devam ediyor. Savaş ile ilgili belirsizlik devam ediyor olsa da ateşkesin süresinin uzatılması dahil olmak üzere bazı sinyaller savaşta en kötünün geride kaldığına ilişkin beklentileri güçlendiriyor.
2026 yıl sonuna kadar Merkez Bankası’nın önünde ilki Haziran ayında olmak üzere toplam beş toplantı var. Şartlarda çok radikal değişiklikler olmaz ise Merkez Bankası’nın Temmuz toplantısı ile birlikte yeniden faiz indirim döngüsüne başlaması beklenebilir. Ancak bu döngü yıl başında beklediğimiz faiz seviyelerine kadar bir geri çekilmeye imkan vermeyecektir. Şimdilik olası senaryoyu yıl sonu için yüzde 27-28 enflasyon, yüzde 32-33 faiz gibi düşünmek temel senaryo gibi duruyor.
Konu ile ilgili son olarak şunu da belirtmek isterim. Türkiye, ekonomi alanındaki her sorununu faiz politikası ile çözüleceğine inanmaktan vazgeçmeli. Enflasyon beklentilerinde bir bozulma olduğu kesin. Ancak bu bozulmanın nedeni özellikle enerji fiyatlarında yaşanan hızlı yükselişten kaynaklı. Yani karşı karşıya kalacağımız enflasyon bir talep enflasyonu değil maliyet enflasyonu. Reel kesimin finansmana erişiminin bu kadar zorlu olduğu bir süreçte faiz artırmak bir işe yaramaz. Çünkü sorun maliyet artışında. Neden maliyetleri düşürecek adımları konuşmuyoruz? Sadece faizi tartışmak daha mı kolayımıza geliyor acaba?
Bugün 23 Nisan. Yaşananların ortasında neşe doluyor insan demek kendi adıma mümkün değil. Ama bu zorluklar da elbette geçecek. Umarım dünyaya kalıcı barış gelecek ve yediden yetmişe hepimiz çocuklar gibi nice 23 Nisanları kutlayacağız.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü silah arkadaşlarını bir kez daha saygı, özlem ve minnet ile anıyorum.
Ne demişti Gazi Paşa, “Yurtta sulh, cihanda sulh”.