Mert Yılmaz
Rekabetten kaçarak olmaz
Yeni yılın ilk yazısı.
Dünya yılın ilk günlerinde ateş çemberi halini sürdürse, farklı coğrafyalarda film senaryosu olsa “bu kadar da olmaz” diyeceğimiz gündemler yaşanıyor olsa ve hepimizin düşüncesi bu gerilim filminin dozunun giderek yükseleceği yönünde olsa da yine de mutlu, sağlıklı, huzurlu, başarılı bir yıl dilerim.
Uzun uzun düşündüm. Venezuela mı yazsam İran mı diye? Sonra bunları yazsam Fed Başkanı Powell’a ayıp olur mu acaba diye düşündüm. Düşünsenize adam mayıs ayında görevinden ayrılacak, asker gibi şafak sayarken devlet başkanının kendine kurduğu kumpastan bahsediyor. Eski Fed başkanları, diğer ülke merkez bankaları Powell’a destek bildirisi yayımlıyor.
Düşündüm, taşındım, yine dedim dönelim kendi gündemimize.
İnsanın memleketi gibisi yok tabii.
Son günlerin en çok tartışılan konularından bir tanesi, yurt dışından alışveriş yapmanın neredeyse yasaklanma noktasına getirilmesi. Sorsan yasak değil ama yapamıyorsun. Zaman içinde kademeli olarak azaltılarak 30 Euro seviyesine kadar indirilen limit sıfırlandı. Bundan böyle yurt dışından alışveriş yapacaksanız bir yapmanız gerekenler listesi var ki, yap yapabilirsen o alışverişi.
Amaç ne; yerli ve milli üreticinin korunması. Fikre ve cümleye itirazım yok ama farkında mısınız bilmiyorum Türkiye adım adım yasaklar ülkesine dönüşüyor.
Dünyanın her yerinde kullanılan Booking bizde yasak, dünyanın neresine giderseniz gidin kullandığınız Uber yasak. Niye?
Kabul edelim ki, bizler bireyler olarak da şirketler olarak da sektör olarak da rekabet sevmiyoruz, rekabetten kaçınıyoruz. İstiyoruz ki beni, şirketimi devlet pamuklara sarsın. Bu kafa ile bireyler de şirketler de ülke de kalkınamaz, gelişemez.
Rekabet yok.
Verimlilik yok.
İnovasyon yok.
Markalaşma yok.
Kimse kusura bakmasın bunlar yoksa sen de yoksun zaten de senin bundan haberin yok.
Üretici elbette korunmalı ama yöntemi yasak olmamalı. Diğer taraftan üreticiyi koruyalım derken tüketiciyi de unutmamak lazım. Zaten insanlar hayat pahalılığı karşısında ezilmiş durumda. Üreticiyi koruma sürecine mesela şu zombi şirketlerin sistemden ayıklanması ile başlasak daha iyi olmaz mı? Kim bunlar? Ürettiği mal ve hizmetin maliyetini bile bilmeyen, özkaynağı düşük, borçluluğu yüksek, kredi buldukça mutlu olan ancak maliyetini bilmediği için de piyasadaki sağlıklı fiyat oluşuma engel olan şirketler.
Türkiye’de özellikle üretim tarafında maliyetler yüksek mi? Şüphesiz ki yüksek. Bu işi çözmek için vatandaşın yurt dışından keyfi için ya da ihtiyacı için aldığı 30 euroluk alışverişi yasaklayarak hadi daha kibarca ifade edeyim zorlaştırarak mı çözmek devlet aklıdır yoksa maliyetleri düşürecek formülleri geliştirmek mi?
Yılbaşında Selanik’teydim. Bir AVM’den 104 euro’ya Türkiye’de de satılan markadan bir mont satın aldım. Vergi iadesini düşersen yaklaşık 94 euroya mal oldu bana. Türk Lirası karşılığı 4 bin 750 TL. Peki aynı marka ve aynı model mont Türkiye’de kaç para; yaklaşık 25 bin TL.
Üreticiyi koruyalım da biri de tüketici olarak bizi korumayı düşünür mü acaba?
İnsanlar otobüsler ile alışveriş için Dedeağaç’a gidiyorlar. Neden acaba? Çok da uzak olmayan bir süre önce Edirne’de Türkçe konuşan insan göremiyordun, şimdi Dedeağaç’ta her yer Türk :) Bu kadar kısa sürede nasıl oldu da düzen 180 derece değişti.
Bu arada alınan bu kararı doğru bulup alkışlayanlar var. Bazılarını oturdukları koltuk gereği anlıyorum da bir yerlere selam çakmak üzere destekleyenlere, alkışlayanlara bir hatırlatma yapayım. Yarın öbür gün uygulamadan vazgeçilir boşa düşersiniz.
Daha önce çok yaşandı bu tip şeyler.
Yapmayın derim.