Mert Yılmaz
Piyasalarda mart sendromu
Dünya çok garip bir dönemden geçiyor. Üzülerek, istemeden de olsa bu dönemin tam göbeğinde yaşıyor, şahitlik ediyoruz. Gündem ABD-İran savaşı olsa da dünyanın pek çok yeri ateş topu ve bizler bu ortamda piyasa, fiyatlama ve yatırımcı davranışını konuşmak zorundayız. Utansak da üzülsek de işimizin gereği bu.
ABD, İran’a saldırdığı andan bugüne kadar süreç ile ilgili iki noktaya dikkat çekmeye çalışmıştım.
- Ne kadar sürer?
- Bölgesel bir savaşa dönüşür mü? Başka ülkeler de bu savaşa müdahil olur mu?
Piyasaların ezberi belki de işine geldiği için savaşın çok da uzun sürmeyeceği yönünde. Umarım piyasalar haklı çıkar.
Nerede olursa olsun yatırımcı davranışı ilk etapta hep aynıdır. Petrol ve altın fiyatları yükselir, dolara olan talep artar ve başta hisse senetleri olmak üzere riskli varlıklardan kaçış yaşanır. Bu sefer de öyle oldu. İlk ve en kuvvetli etkiyi petrol fiyatlarında gördük. Hürmüz Boğazı kapatıldı haberlerinin de etkisi ile brent petrol 85 dolar seviyesine kadar yükseldi. Bölgenin jeopolitik önemini de dikkate alınca tüm enerji grubunda çok ciddi fiyat artışları yaşandı. Benzer bir hareket altında da yaşanmasına rağmen altının daha önceki zirve seviyesi olan 5.600 USD seviyesini aşamaması dikkat çekici.
Savaş devam ettikçe, başta petrol olmak üzere enerjide, kıymetli ve endüstriyel metallerde her iki yönlü sert fiyat hareketleri görmemiz mümkün.
Yaşananlar kısa sürede normale döner ve tansiyon düşer ise dünya ekonomisi üzerinde kalıcı bir hasar yaratmasını beklemek fazla kötümser bir senaryo olabilir. Ama hiçbir şey yaşanmamış gibi de olmayacaktır elbette. Özellikle gelişmekte olan ülkeler hatta onların arasında yer alan enerji ithalatçısı ülkeler için. Bu örneğe tam uyan ülkelerden birisi de maalesef Türkiye.
Savaş uzadıkça büyüme tahminlerinin aşağı, enflasyon tahminlerinin yukarı yönlü revize edilmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu revizyonların büyüklüğünü ise sürecin ne kadar devam edeceği belirleyecek.
Bize gelecek olursak, enflasyonda işlerin istendiği gibi gitmediği zaten açık. Çok yüksek gelen Ocak ayı enflasyon verisinin ardından Şubat ayı enflasyonu da %2,96 olarak açıklandı. İki aylık birikimli enflasyon yaklaşık %8. Yıllık hedef %16. Hedefin yarısı ilk iki ayda tüketildi.
Merkez Bankası enflasyon tahminini yukarı yönlü revize etmeden de piyasanın yıl sonu enflasyon tahmini %24-25 seviyesinde idi. Tahminler hala o noktada.
Gelelim faiz konusuna. Enflasyonda işler iyi gitmeyince Merkez Bankası Başkanı Karahan, Mart toplantısı başta olmak üzere bir süre toplantılarda 100 baz puan üzerinde bir indirim beklenmemesi yönünde net bir yönlendirme yapmıştı. Savaş öncesi faiz indirim beklentileri 50 baz puana kadar gerilemişken, 12 Mart tarihinde yapılacak PPK toplantısında bugün itibari ile faiz indirimi beklenmiyor. Toplantı tarihine geldiğimizde savaşa ilişkin riskler sıfır noktasına yaklaşmış olursa 50 baz puanlık faiz indirim beklentisi tekrar gündeme gelebilir ama bugün ihtimal sıfıra yakın.
Bu süreçte makroekonomik göstergelere ilişkin tahminlerimde bir revizyona gitmeyeceğim. Bir risk var mı? Elbette, var. Ama sürecin başında, etkilerin kalıcı olup olmadığı netleşmeden yapılacak revizyonlar için acele edildiğini söyleyebilirim. Ben hala yıl sonu için %24 enflasyon, %30 faiz tahminimi koruyorum.
Bu arada petrol fiyatlarında yaşanan sert yükseliş sonrasında akaryakıt fiyatları için “Eşel mobil” sistemine geri dönüldü. Ne demek eşel mobil? Yapılması gereken zamlar pompa fiyatına yansımayacak, ÖTV’den karşılanacak. Devlet kendi topladığı vergiden fedakarlık yapacak. Alınan karar son derece doğru. Bu karar alınmasa ilk etapta motorinin litresinde yaklaşık 15 TL’lik bir artış söz konusu olacaktı ki; bu başta ulaştırma sonrasında gıda olmak üzere enflasyon beklentilerinde ciddi bir bozulmaya zemin oluştururdu.
Diğer taraftan haftaya başlarken Merkez Bankası, Sermaye Piyasası Kurulu ve Borsa İstanbul tarafından atılan adımların da son derece doğru, önemli adımlar olduğunu vurgulamak isterim. Daha da önemlisi böylesine kritik bir süreçte kararların bir tedbir paketi şeklinde alınması, eşgüdümü de göstermesi açısından önemli.
Geçen sene Mart ayında tamamen kendi iç gündemimizden kaynaklı büyük bir türbülans yaşanmıştı. Bu sene özellikle piyasalar açısından yine işler iyi giderken başka bir gündem ortaya çıktı. Bu sefer etkisinin kısa süreli ve sınırlı olması ümidi ile.