Serap Durusoy
Aynı yönde devam
İktisat kuramı ile örtüşmeyen ekonomi politikasının yarattığı yıkımı ortadan kaldırmak için rasyonel olduğu söylenen politikaya ve dezenflasyona yönelik adımlara umut bağlandı. Fakat ne yazık ki enflasyon hala kağıt üzerinde dahi yüzde 30’un üzerinde. Talebi dizginleyerek enflasyonu düşürme görevini sadece TCMB’nin üstlenmesi ve dezenflasyon politikasında yalnız bırakılması tek ayak üzerinde yürüyen bir ekonomi politikasının sonucu kamuoyunda memnuniyet yaratmasa da ekonomi yönetiminden sürekli başarı hikayesi dinliyoruz
Geçen yıl yaşanan bazı şoklar yaşanmazsa 2026’da enflasyonun yüzde 20’nin altına ineceğine inandığını belirten Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek MÜSİAD’ın ‘2025 Yılı Değerlendirmesi 2026 Yılı Beklentileri’ programındaki konuşmasında da hane halkının ve ücretlilerin fedakarlığının yetmediğinden olsa gerek iş dünyasından da fedakârlık beklediğini açıkladı. “Her şeyi devletten beklemeyin. Gerçekçi olalım. Devletin yapabileceklerinin sınırı var para politikasıyla tek başına gidilebilecek mesafenin sınırlı olduğunun da farkındayız ancak programımız yalnızca para politikasına dayanmıyor. Arz yönlü politikalar, rekabet gücünü artıracak yapısal adımlar ve üretim kapasitesini güçlendirecek reformlar eş zamanlı olarak devrede” açıklamasını yaptı.
Yakın zamanda Sanayi Bakanı’nın da “Bizim gerimizde olan hiçbir ülke önümüze geçebilmiş değil” değerlendirmesinde bulunmasına rağmen kapanan şirket oranı yüzde 40’lara ulaştı. Öte yandan ISO İmalat PMI verisi aralıkta önceki aya göre yükselerek 48,9’a ulaşması bir toparlanma olarak yorumlansa da yılı 50 eşik değerin altında bitirdi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ise enflasyonun daha hızlı düşürülmesinin teknik olarak mümkün olduğunu ancak bunun büyüme, istihdam ve sosyal dengeler üzerinde ağır maliyetler yaratacağını belirterek, hükümetin kademeli ve dengeli bir dezenflasyon sürecini bilinçli olarak tercih ettiğini vurguladı.
Ancak zaten uygulanmakta olan politikanın ekonomik ve toplumsal maliyeti yeterince büyük ve üstelik bu maliyet ücretliler ve özellikle de emeklilerce ödeniyor.
Sayın Cumhurbaşkanı ise milli gelirin 1,5 trilyon doları aştığını belirtse de aslında büyürken küçülen bir ekonomi ile karşı karşıya kalındı. Zira en yüksek gelir grubu tüm gelirin yüzde 48’ni aldı. Açlık sınırının 30 bin 143 TL’ye yoksulluk sınırının ise 98 bin 188 TL olduğu ülkemizde asgari ücret ve emekli maaşlarına yapılan zammın açlık sınırının altında kalması ile bu artış sadece açlığın güncellenmesi sonucunu doğurdu. Üstelik zamlı ücretler henüz alınmış iken KDV, ÖTV ve MTV oranının yüzde 25 yerine yüzde 18,95 oranında artırılarak vatandaşın lehine olacak şekilde düzenlendiği belirtilse de yüzde 16 olan enflasyon hedefinin üzerinde kaldı.
Diğer ekonomi kurmaylarının aksine EPDK Başkanı’nın 4 yılda enflasyonun yaklaşık yüzde 400’lere ulaştığını söylemesi ise adeta bir itiraf niteliğinde oldu. Ancak bu açıklamayı takiben elektriğe 4 yılda yüzde 89 seviyesindeki artışla en az zammın yapıldığı sektörün elektrik olduğunu belirtmesiyle adeta elektrik zammını ilan etti. Üstelik “Zam itici güncelleme diyelim” değerlendirmesinde bulundu.
Anlaşılan o ki ücret zammı ifadesi de ekonomi kurmaylarınca itici bulundu ki artışlar çok düşük düzeyde kaldı. Öyle ki yönetilen ve yönlendirilen fiyatlardaki artışlar sürerken hem yaşanılan yüksek enflasyon hem de açık sınırı altında kalan ücretler nedeniyle her geçen gün alım gücü azalan hane halkı kredi ve kredi kartlarını adeta ikinci maaş gibi kullanmaya yol açıyor. Bu durum haliyle toplam kart limitlerinin de yükselmesine neden oluyor. Nitekim BBDK verisine göre limitlerin 11 ayda 12,6 trilyon TL’ye ulaştığı görüldü. Benzeri olarak tüketici kredilerinde yıllıklandırılmış büyüme oranının da yüzde 62,5’ yükseldiği kaydedildi. 2025 mayıs- haziran döneminde yüzde 100’ ulaşan veri, sıkılaşma adımları sonrası yüzde 20’lere gerilese de son dört haftadır kesintisiz bir yükseliş trendi sergilediği izlendi.
Tüm bunlar dikkate alındığında her ne kadar 2026 yılına umut bağlanmış olsa da ekonomi kurmaylarının dezenflasyon politikasını uygulamakta kararlıyız söylemleri ve yapılan ücret artışları dikkate alındığında ekonomi politikasının bu yılda aynı yönde devam edeceği ve politikanın yükünü ücretlilerin ama özellikle de emeklilerin üstleneceği görüldü.
Ayrıca nasıl ki 2025 yılında enflasyondaki yüksekliğin nedeni kuraklık ve zirai şoka bağlandıysa bu yıl da jeopolitik riskler bir enflasyon nedeni olarak yerini alacak gibi görünüyor.